9–10 Şubat’ta Ankara’da kurulan masa, iki günlük bir programın takvim kaydı gibi okunup geçilemez. “Türkiye–Afrika Stratejik Diyaloğu” başlığı, Türkiye’nin Afrika’ya bakışında yeni bir eşik duygusu taşıyor.
Bu kez vitrin, protokol fotoğrafı ya da iyi niyet cümleleri öne çıkmıyor. Risk haritası, kurum kapasitesi ve güvenlik aklı konuşuluyor.
Buluşmanın ev sahibi Milli İstihbarat Akademisi. Tercih toplantının mesajını ele veriyor. Ankara, Afrika dosyasını klasik diplomasi kalıbının içine sıkıştırmıyor.
Güvenlik okuryazarlığı üzerinden kalıcı bir temas hattı kurmaya çalışıyor. Hat, kriz anında aranacak telefonların önceden tanışmasını hedefliyor. Başkentlerin birbirinin niyetini daha serinkanlı okuması amaçlanıyor.
Burada soruyu erken sormak gerekiyor. Türkiye bu stratejik diyalogla ne kuruyor? Afrika başkentleri bu masadan hangi sinyali alıyor? Bir istihbarat akademisinin ev sahipliği kıta gündemine hangi tür bir ciddiyet taşıyor? Hangi tür bir tedirginliği tetikliyor?
Bir otelin salonunda kulaklıkların tıkırtısı ve farklı dillerin uğultusu eşliğinde bu sorular masaya düştü. Dışarıda Ankara’nın kışı akarken içeride Afrika Boynuzu’ndan Sahel’e uzanan kırılgan kuşak konuşuldu.
Terör, deniz yolları, sınır aşan suç ağları, darbe döngüsü, devlet kapasitesi aynı oturum dizisinin içine girdi. Bu bile bir işaret.
Türkiye, Afrika’yı kopuk kriz adacıkları gibi okumuyor. Birbirine bağlanan güvenlik düğümleri olarak görüyor.
Stratejik diyalogun yeni dili: kurumsal temas, ortak risk, uzun hafıza
MİA’nın ev sahipliği sadece mekân meselesi şeklinde okunmamalı. Zira bir akademi güvenlik alanında “kısa ziyaret” mantığıyla işlemeyen bir şey sunar.
Kavramsal çerçeve, yöntem, analiz disiplini ve karşılıklı güveni taşıyan bir mesleki dil öne çıkar. Diplomasi çoğu zaman cümle kurar. Güvenlik bürokrasisi refleks üretir. İkisi aynı masada buluştuğunda ortak bir sözlüğe ihtiyaç doğar. Stratejik diyalog, bu sözlüğü arayan bir format.
Toplantının formatı da bunu tamamladı. Kapalı teknik oturumlar ile açık tartışma alanları yan yana yürüdü. Soru-cevap imkânının geniş tutulması, katılımcıların birbirini yoklamasına izin verdi.
Bu tür buluşmalarda mesele konuşulan başlıklar kadar konuşma biçimidir. Güvenlik alanında açıklık her zaman sınırlıdır.
Yine de güven inşası kontrol edilebilir bir açıklık ister. Ankara’daki buluşmanın satır arası bu dengeyi aradığını gösteriyor.
Ocak ayında yapılan değerlendirmelerde Türkiye’nin istihbarat doktrininde Afrika’nın “stratejik öncelik” olarak tanımlanması da bu tabloya oturuyor.
Libya’dan Somali ve Sudan’a, Çad’dan Nijer ve Burkina Faso’ya uzanan geniş bir hatta yürütülen istihbarat diplomasisi, artık tek tek dosyaların toplamı değil kurumsal bir yaklaşım olarak tarif ediliyor.
MİA’daki stratejik diyalog, bu yaklaşımın sahneye çıktığı, görünür hale geldiği alanlardan biri gibi okunabilir.
Katılımcı haritası: Afrika Boynuzu, Sahel, Kuzey Afrika aynı odada
Toplantıya yansıyan katılımcı profili tek bir bölgeye hapsolmuş bir gündem taşımıyor. Somali’den Sudan’a, Kenya’dan Etiyopya ve Eritre’ye, Nijerya’dan Mısır ve Çad’a, Güney Afrika’dan Senegal ve Gambiya’ya uzanan bir çizgi var.
Bu harita, Afrika Boynuzu’nun deniz güvenliği başlığını Sahel’in terör ve darbe döngüsüyle buluşturuyor. Kuzey Afrika’nın jeopolitik dalgalanması, Sahra altı hattın suç ekonomileriyle aynı bağlama giriyor.
Bu genişlik iki anlam taşıyor. İlki, Ankara’nın Afrika dosyasında “seçici ilgi” yerine “bağlantılı okuma” araması. İkincisi, Türkiye’nin ortaklık fikrini tek bir ülke hikâyesine hapsetmeden kıtasal bir temas ritmine dönüştürme isteği.
Bu ritim oturduğunda ikili ilişkiler yanında bölgesel örgütler ve çok taraflı platformlar da devreye girer. Masanın genişliği de bu ihtimali canlı tutuyor.
Bir ayrıntı daha var. Güvenlik başlıkları son yıllarda Afrika siyasetinin en sert alanına dönüştü. Devlet kapasitesi konuşulurken meşruiyet, toplum-devlet ilişkisi, ekonomik sıkışma, genç nüfusun dalgalanan beklentileri de masaya çağrılır.
Bu yüzden güvenlik merkezli bir toplantı doğru tasarlanırsa “kriz yönetimi” üretir. Yanlış okunursa “güvenlikleştirme” eleştirisini büyütür. Ankara’daki buluşmanın sınavı bu çizgide duruyor.
Somali anlatısı: Denizden başlayan mesaj, kıyıya vuran sonuç
Toplantıda Somali’den gelen vurgu bir dosyayı aşan bir çerçeve kurdu. Deniz yolları, limanlar, ticaret gemileri, korsanlık tehdidi Somali için hayati. Dünya için tedarik zincirinin nabzı.
Aden Körfezi ve Hint Okyanusu hattında her dalga Akdeniz’e kadar uzanan bir titreşim üretiyor. Bu yüzden Somali sahili yerel güvenliğin ötesinde küresel düzenin kırılgan noktalarından biri.
Türkiye’nin Somali’de yıllar içinde biriktirdiği tecrübe, “kurum kapasitesi” fikrini somutlaştıran örneklerden biri sayılıyor.
Eğitim, altyapı, güvenlik sektörü, liman ve deniz ulaştırması birlikte yürüdüğünde güvenlik kavramı dar bir askeri başlıktan çıkar ve devlet kapasitesi tartışmasına dönüşür. Somali örneğinin değeri burada.
Somali’de anlatılan, Ankara’nın Afrika’ya vermek istediği mesajı da açıyor. “Güvenlik” kelimesi tek başına sert güç çağrıştırmak zorunda kalmıyor. Kurum inşası, eğitim, yönetim ve ekonomik damarlarla birlikte okunuyor. Somali vurgusu bu yaklaşımı masanın ortasına koydu.
Sahel sınavı: Kapasite desteği mi, meşruiyet laboratuvarı mı?
Somali’den Sahel’e geçildiğinde tablo sertleşiyor. Nijer, Mali, Burkina Faso hattında darbe döngüsü, güvenlik boşluğu ve parçalanan idari kapasite iç içe ilerliyor. Silahlı örgütler sınır hattını bir geçiş koridoru gibi kullanıyor.
Suç ekonomileri, devletin zayıf olduğu her noktada büyüyor. Toplum-devlet ilişkisi hem güvenlik operasyonlarının maliyeti hem de gündelik hayatın baskısıyla daha hassas bir zemine kayıyor.
Bu nedenle Somali’de işe yarayan her reçete, Sahel’de birebir sonuç üretmez. Sahel’in temel sorusu “kim kimin adına konuşuyor” sorusudur. İktidarın kaynağı tartışmalı hale geldiğinde dış ortaklıkların ritmi de tartışma konusu olur.
Hızlı güvenlik desteği talebi artar. Destek, meşruiyet tartışmasını da beraberinde getirir. Sahel’in sert gerçeği budur.
Ankara’daki stratejik diyalog bu sert gerçekliğe temas ediyor. Türkiye’nin Sahel’de nasıl bir rol düşüneceği sahada “ne kadar” yaptığıyla ölçülmeyecek. “Nasıl” yaptığıyla ölçülecek.
Kurumsal kapasite, eğitim programları, sınır yönetimi, istihbarat paylaşımı yerel hassasiyetlere uyumlu bir dille yürütüldüğünde değer üretir. Aksi halde güvenlik paketi, iç siyasetin sert dalgaları arasında yıpranır.
Orta güç refleksi: Diplomasi dururken güvenlik kanalı genişliyor
Türkiye’nin Afrika’daki çizgisi klasik donör mantığından ayrı bir yerde duruyor. Daha çok “orta güç” refleksiyle ilerleyen, sahaya dokunan, risk alan, bunun karşılığında siyasal etki arayan bir çizgi.
Büyük güç rekabetinin arttığı bir dönemde bu çizgi daha görünür hale geldi. Afrika başkentleri de dönemi bir pazarlık sahası gibi görüyor. Her başkent ilişkisini çeşitlendirmek, seçeneklerini artırmak, tek bir eksene mahkûm kalmamak istiyor.
MİA’nın ev sahipliği, bu çeşitlenme arayışına Türkiye’nin verdiği cevabı işaret ediyor. Diplomasi sürerken güvenlik alanında da kurumsal bir temas hattı açılıyor.
Hat, kriz anında hızlı koordinasyon üretme avantajı taşır. Uzun vadede karşılıklı algıyı şekillendiren yumuşak bir güç aracına da dönüşebilir. Zira güvenlik bürokrasileri arasında kurulan dil, çoğu zaman siyasetin sert rüzgârlarına karşı daha dayanıklı bir bağ üretir.
Burada ince bir denge var. Güvenlik kanalı genişlerken ekonomik ve toplumsal alanla bağ zayıflarsa ilişki daralır. Güvenlik gündemi kendi kendini besleyen bir döngü kurar. Döngü, kıtada “önce güvenlik, sonra kalkınma” tartışmasını yeniden alevlendirir.
Oysa Afrika’daki kırılganlığın kaynağı çoğu zaman güvenlik ile ekonomi arasındaki kopuşta yatıyor. Stratejik diyalogun kalıcılığı ise bu kopuşu doğru okumaya bağlı.
Sonuç: Ankara’nın masası, Afrika’nın hafızası
Türkiye–Afrika Stratejik Diyaloğu, Ankara’nın Afrika’da uzaktan izleyen bir aktör olma ihtimalini rafa kaldırdığını gösteriyor. Program, kıtanın güvenlik tartışmalarına katkı verme niyetini somutlaştıran bir adım. Asıl değer, ilk toplantının yarattığı görüntüde değil süreklilikte saklı.
Önümüzdeki dönemde belirleyici olan, bu temasın nasıl bir kurumsal ritme dönüşeceği. Aynı masanın farklı başlıklarda yeniden kurulması, güvenlik merkezli dilin ekonomi ve toplum boyutuyla dengelenmesi, yerel hassasiyetlerin titizlikle gözetilmesi…
Bu üçlü başarıldığında Türkiye, Afrika başkentlerinin zihninde “alternatif ortak” kategorisini aşar. Daha derin bir konuma yerleşir.
Somali, Ankara’nın kapasite hikâyesini anlatabileceği güçlü bir örnek sunuyor. Sahel ise bu hikâyenin ölçü ve denge testini yapıyor.
Stratejik diyalog, bu testi geçmek için atılmış bir başlangıç hamlesi. Sonrası, masanın ne kadar kurulduğuyla ölçülmeyecek. Masadan çıkan güvenin sahada nasıl taşındığıyla yazılacak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish