Bir ölçüde Türkiye deneyimine yakın diyebileceğimiz örnek; 1990'lı yılların başından itibaren Latin Amerika darbeci rejimlerin sorgulanması sürecidir.
Şili'de Cuma Anneleri yıllardır çocuklarının kaybedilmesine, işkence görmesine, öldürülmesine karşı mücadele içerisindeydi. Yaşananları ve tanıklıkları tüm Şili'yle ve dünya demokrat kamuoyu ile paylaştılar. Şili'de, cunta karşıtı demokratik çevre şu veya bu ölçüde her zaman var oldu.
Bu kapsamda Cuma Anneleri hiç yalnız kalmadı. Sol ve demokratik kesimlerin hemen tüm eğilimleriyle içinde yer aldığı cunta karşıtı demokratik hareket etkili kampanyalarıyla diktatör Pinochet'i yargılanma aşamasına getirdi.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Benzeri bir sorgulama süreci bir dergi platformu biçiminde başlayıp genişleyen, iktidardan uzaklaştırılan darbecilerin yüreğine yargılanma korkusu salan Arjantin'de yaşandı.
Hadisenin bir başka boyutu vardı ki, bu çok önemliydi; 90'larda Sovyet sisteminin çöküşünün dünya çapında yaratacağı sonuçları yakından gözlemleyen Latin Amerika silahlı devrimci hareketleri, cunta rejimlerinin sorgulanması, iktidardan uzaklaştırılması, demokratik hükümetlerin iş başına getirilmesi ve kendilerine siyasi çalışma ortamının tanınması politikalarını gündemleştirdiler. "Silahları bırakma" tutumu bu yönlü bir politikanın ürünüydü.
Devrimci hareketler, ABD ve Şili, Arjantin, Uruguay ve diğer Latin Amerika oligarşilerine diyorlardı ki; "Siz darbecileri uzaklaştırın, darbe döneminin kirli militarist güçlerini tasfiye edin, biz de silahları bırakalım ve demokratik ortamda yer alalım". Bir nevi ortayol denebilecek bu tutumun son derece netameli ve riskli bir süreç olduğunun da bilincindeydiler. Fakat dünyada değişen kuvvetler ilişkisinin kendilerine hiçbir şans bırakmadığı fikrinden hareket ediyorlardı.
Demokratik ortamın gelişme koşulları içinde bir şekilde kendilerini koruma ve hayatta kalma zorunluluğu duyuyorlardı.
İşte Latin Amerika cunta karşıtı demokratik hareketlerin böylesi bir arka planı vardı.
Gerçek şu ki, Latin Amerika devrimci hareketleri ve demokratları dünyadaki değişimi erken algıladılar ve hemen sorgulama hareketleri perspektifiyle demokratik bir ortamın koşullarını yaratmaya yöneldiler. Henüz Sovyetler Birliği'nin çöküş sürecinin başları yaşandığı için ABD ve yerli oligarşilerde yeterince güvenli olmamaları, bu burum devrimci hareketlerin demokrasi mücadelesinin bir biçimde önünün açılmasına katkı sundu, diyebiliriz.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish