Suça sürüklenen çocuk ve ebeveynin cezai sorumluluğu

Avukat Turgut Özal Tekpınar Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Cuma Sarı/AA

14 Nisan Salı günü tüm gözler İran ve ABD arasındaki görüşmelerden çıkacak sonuçlardayken, bir anda Kahramanmaraş’ta yaşanan vahşet bütün ülkeyi derinden sarsarak gündemin ilk sırasında oturdu. Ayser Çalık Ortaokulu’nda son sınıf öğrencisi olan 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli, babasına ait 5 tabanca ve 7 şarjörle okula gelerek ateş açtı ve biri öğretmen olmak üzere toplam 9 kişiyi öldürdü 13 kişiyi yaraladı.

Ne yazık ki bu yaşanan vahşet, son zamanlarda yaşadığımız olayların sadece sonuncusuydu. Bir gün öncesinde Siverek’te Ömer Ket isimli genç, eski okulunu basarak benzer bir katliam girişiminde bulunmuş, birçok kişinin yaralanmasına sebep oldu. Aynı şekilde Ahmet Minguzi ve Atlas Çağlayan cinayetleri de çocuk yaştaki zanlılar tarafından işlendi, toplumda büyük tepkilere yol açtı.

Elbette ki bu eylemleri sadece hukuki perspektiften değerlendirmek sağlıklı bir sonuç vermeyecektir. Nitekim Stalin’in ifade ettiği gibi bir insanın ölümü trajik, birden fazla insanın ölümü ise bir istatistiktir. Artık bu konuyu münferit birer şiddet olayı olarak görmekten vazgeçip, şapkamızı önümüze alıp düşünmenin vakti geldi. Dünyaya karşı en büyük gücümüzün genç bir nüfusa sahip olmamız olduğu herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir gerçek.

Dünyanın en zengin ekonomisine sahip, refah düzeyi yüksek ülkeler yaşlanan nüfuslarına karşı çeşitli politikalar geliştirmeye çalışırken, ülkemiz her ne kadar nüfus artış hızı düşse de hâlâ genç ve dinamik nüfusuyla göz kamaştırmaya devam ediyor. Genç nüfusumuzun şiddetin, uyuşturucunun, silahın, kumarın vb. bataklıkların içerisine düşmesi ülkemiz adına en büyük beka meselesi olmalı.

Medyada bu eylemin sebepleri üzerine yapılan değerlendirmelerde kimileri soyal medyayı, kimileri TV dizilerini, kimileri eğitim sistemini, kimileri rap müzik yorumcularını suçladı. Bazıları da katillerin ailelerinin de sorumluluklarından bahsederek ailelerin de cezalandırılması gerektiğini ifade etti. Bazı haber kanallarında ise yeni yargı paketinde ailelerin de cezai sorumluluklarının düzenleme altına alınacağı söylendi.

Peki, bu mümkün müdür?

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Öncelikle suça sürüklenen çocuk kavramını açıklamakta yarar vardır. Bu kavram, Çocuk Koruma Kanunu’nda “kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu” şeklinde ifade edilirken, Türk Ceza Kanunu’nun 6^ncı maddesine göre 18 yaşını doldurmayan kişiler “çocuk” olarak tanımlanıyor. Çocuk suçluluğu kavramı ise en geniş anlamıyla işlenen suçun failinin çocuk olması durumu olarak karşımıza çıkıyor.

Cezai sorumlulukları açısından çocuklar, 5237 sayılı kanunumuzun 31'inci maddesinde üç farklı şekilde sınıflandırılıyorlar. Buna göre fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu bulunmuyor. Bu kişiler hakkında ceza kovuşturması mümkün değilken, ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş ve 15 yaşını doldurmamış çocuklar açısından ise öncelikle işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmemesi tespit edilir. Buna göre eğer bu durumlar bulunmuyorsa çocuk cezalandırılamayacak, ancak koruma tedbirleri uygulanabilecektir.

Ancak çocuk işlediği fiili algılayıp eylemi gerçekleştirirse, bu hâlde çocuk ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği bir suçta 12 yıldan 15 yıla; müebbet hapis cezasını gerektiren bir suçta 9 yıldan 11 yıla kadar hapis cezası ile karşılaşacaktır. Bu suç tipleri dışındaki diğer tüm cezaların ise yarısı indirilecek ve her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olmayacaktır.

Düzenlemede yer alan son grup ise fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan çocuklar hakkındadır. Buna göre yapmış olduğu eylem ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde çocuk, 18 yıldan 24 yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 12 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıya kalacaktır. Bunlar dışındaki diğer cezaların ise üçte biri indirilecek ve çocuğun her fiili için verilecek hapis cezası 12 yıldan fazla olamayacaktır.

Bu düzenlemelerin yanında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102'nci maddesinin 5'inci fıkrasında, fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından azami tutukluluk süresinin yarı oranında ve 18 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanacağı belirtilmiştir. Yine aynı kanunun 110. maddesinde, adli kontrol altında geçecek süreler çocuklar bakımından yarı oranında uygulanacaktır. Görüldüğü üzere ceza hukukumuzda çocukların cezalandırılmaları özel infaz düzenlemelerine tabidir.

Bununla beraber, Çocuk Koruma Kanunu’nda yapılan tanımlamada açıkça ifade edilen suça sürüklenen çocuklar, bu kanun kapsamında yer alan birtakım koruma tedbirleri ile de karşı karşıya kalabilecektir. Bu tedbirler kanunun 5'inci maddesinde “koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak tedbirlerdir” şeklinde belirtilmiştir.

Bunların yanı sıra aynı kanunun 9'uncu maddesinde ise şu şeklde düzenlenen acil tedbirlerle de karşı karşıya kalabilecektir:

(1) Derhâl korunma altına alınmasını gerektiren bir durumun varlığı hâlinde çocuk, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından bakım ve gözetim altına alındıktan sonra acil korunma kararının alınması için kurum tarafından çocuğun kuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hâkimine müracaat edilir. Hâkim tarafından üç gün içinde talep hakkında karar verilir. Hâkim, çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerektiğinde kişisel ilişkinin tesisine karar verebilir.

(2) Acil korunma kararı en fazla otuz günlük süre ile sınırlı olmak üzere verilebilir. Bu süre içinde kurumca çocuk hakkında sosyal inceleme yapılır. Kurum, yaptığı inceleme sonucunda tedbir kararı alınmasının gerekmediği sonucuna varırsa bu yöndeki görüşünü ve sağlayacağı hizmetleri hâkime bildirir. Çocuğun ailesine teslim edilip edilmeyeceğine veya uygun görülen başkaca bir tedbire hâkim tarafından karar verilir.

(3) Kurum, çocuk hakkında tedbir kararı alınması gerektiği sonucuna varırsa hâkimden koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilmesini talep eder.


Peki, çocuğa karşı ailenin sorumlulukları neler?

Ailenin yükümlülükleri Türk Medeni Kanunu’nda düzenleme alanı bulmuştur. Bu yükümlülükler TMK’da yer alan bakım yükümlülüğü, eğitim yükümlülüğü, nafaka yükümlülüğü ve destek olma yükümlülüğüdür. Bu yükümlülüklerin ihlali durumunda çocukların tehlikeye düşmesi hâlinde hâkim; aşağıdaki hükümler gereğince tedbirler alabilecektir:

Madde 346- Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.

Madde 347- Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir. Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemleri alabilir. Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler devletçe karşılanır.


Ayrıca anne ve babası tarafından söz konusu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde Türk Ceza Kanunu’nun 233'üncü maddesinde yer alan aşağıdaki hüküm gereğince anne veya baba cezalandırılabilecektir:

Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikâyet üzerine bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış bulunduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseye üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Velayet hakları kaldırılmış olsa da, ihtiyati sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılması ya da onur kırıcı tavır ve hareketlerin sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya baba üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Bu düzenlemelerin dışında kanunlarımızda çocukları ile ilgili anne ve babanın cezalandırılabileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Nitekim ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince çocuğun işlediği suçlardan kaynaklı annenin ve babanın sorumlu tutulması olanaklı görünmemektedir; zira herkes kendi kusurlu eyleminden sorumludur.

Ancak bu hâliyle yaşadığımız acı olaylar, çocuk suçluluğunun yalnızca bireysel bir durum olarak değil, çoğu zaman aile içi ihmal, denetimsizlik ve yükümlülüklerin sistematik biçimde ihlal edilmesiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Bu noktada Türk Ceza Kanunu’nun 233'üncü maddesinin dar olması ve cezai müeyyidesinin caydırıcı olmaması, ebeveynlerin sorumluluğunu görünmez kılmakta ve hukukun önleyici işlevini ortadan kaldırmaktadır. Bu sebeple ebeveynin bakım, destek ve eğitim yükümlülüğünü ihlal etmesinin cezai sonuç doğuracağı yönünde açık bir yasal düzenleme hem caydırıcılık sağlayacak hem de çocuğun korunmasına hizmet edecektir.

Ez cümle, çocuğun suça sürüklenmesinde belirleyici rol oynayan ihmaller görmezden gelindiği sürece ceza hukuku yalnızca görünen küçük fotoğraflarla ilgilenen yetersiz bir araç olmaya devam edecektir. Bu nedenle ebeveyn sorumluluğunu daha açık ve etkili biçimde düzenleyen bir yaklaşım hem toplumsal adalet hem de çocukların korunması açısından kaçınılmaz görünmektedir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU