Peru dosyası (1): And Dağları'nın puslu şafağı... Bitmeyen kurumsal sancılar ve 2026’nın siyasi kördüğümü

Umut Berhan Şen Independent Türkçe için yazdı

And Dağları’nın o kadim ve mağrur zirvelerinden Lima’nın tozlu sokaklarına kadar uzanan bu geniş coğrafyada, Peru siyaseti bugünlerde yine o meşhur ve melankolik "geçiş dönemi" sancılarıyla kıvranıyor.

Geçen hafta 12-13 Nisan 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen genel seçimler, Peru’nun son 10 yılına damgasını vuran o meşhur "başkan öğüten" mekanizmanın, yani bitmek bilmeyen azil süreçlerinin, yolsuzluk operasyonlarının ve sokak gösterilerinin gölgesinde yapıldı.

Karşımızda duran tablo, parçalanmış bir siyaset sosyolojisinin, derinleşen kutuplaşmanın ve halkın yerleşik siyasi elitlere karşı duyduğu o devasa güven erozyonunun kristalize olmuş hali.

Peru’nun bu seçimle birlikte girdiği en radikal yol ayrımı, hiç kuşkusuz 1993 Anayasası’ndan bu yana süregelen tek meclisli yapının terk edilerek, yeniden çift meclisli sisteme dönülmesidir.

60 sandalyeli bir Senato ve 130 sandalyeli bir Temsilciler Meclisi’nden oluşacak bu yeni yapı, aslında Peru siyasetindeki o kontrolsüz güç kavgalarına bir "denge ve denetleme" mekanizması getirme arayışıdır.

Zira son on yılda sekiz farklı devlet başkanının o koltuktan gelip geçmesi, yürütme ile yasama arasındaki o vahşi rekabetin bir sonucuydu.

Şimdi kurulan bu yeni siyaset mimarisi, acaba Peru’yu Latin Amerika’nın istikrar adası mı yapacak yoksa bürokratik bir kilitlenmenin mi kapısını aralayacak?

Bu sorunun cevabı, 7 Haziran’da yapılacak olan ikinci tur oylamasında ve o sandıktan çıkacak olan yeni temsilcilerin siyasi olgunluğunda gizli.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Seçimlerin ilk tur sonuçlarına baktığımızda, karşımızda yine o bildik "Fujimorizm" gölgesini ve sağ-muhafazakâr bloğun ağırlığını görüyoruz.

Keiko Fujimori, babası Alberto Fujimori’nin tartışmalı mirasını omuzlarında taşıyarak girdiği dördüncü cumhurbaşkanlığı yarışında, yaklaşık yüzde 17’lik bir oy oranıyla yine ipi önde göğüslemeyi başardı.

Ancak Keiko için asıl sınav, daha önceki üç seçimde de olduğu gibi, ikinci turdaki o meşhur "Anti-Fujimorist" bloklaşmayı aşıp aşamayacağıdır.

Rakibi ise, sağın daha radikal ve pragmatik kanadını temsil eden eski Lima Belediye Başkanı Rafael Lopez Aliaga.

Bu iki ismin ikinci tura kalması, Peru’nun sol kanadındaki o büyük parçalanmışlığın ve Pedro Castillo döneminden kalan hayal kırıklığının bir faturası niteliğinde.

Sol ve merkez-sol oylarının onlarca aday arasında dağılması, ülkeyi bir kez daha "sağın sağla yarıştığı" bir finale mahkum etti.

Ancak Peru’daki asıl mesele, sadece kimin başkanlık kuşağını takacağı değil, devletin o derindeki kurumsal krizini nasıl aşacağıdır.

Dina Boluarte döneminin o sarsıntılı ve kanlı mirasının ardından, geçici başkan Jose Maria Balcazar’ın yönetiminde gidilen bu seçimler, seçmene bir "umut"tan ziyade bir "zorunluluk" gibi sunuldu.

Peru halkı bugün güvenlik kaygılarıyla, sokaklardaki artan suç oranlarıyla ve yolsuzluğun bir devlet geleneği haline gelmesiyle mücadele ediyor.

Adayların "demir yumruk" vaatleri, megaparseller ve cezaevi projeleri üzerinden kurdukları retorik, aslında toplumdaki o derin güvenlik açlığının bir yansıması.

Fakat unutulmamalıdır ki; kurumsal meşruiyetin olmadığı yerde, en sert güvenlik politikaları bile sadece yeni bir baskı aygıtına dönüşme riski taşır.

Ekonomik perspektiften bakıldığında ise Peru, adeta bir "And Dağları Paradoksu" yaşıyor.

Siyasi istikrarsızlığın zirve yaptığı, başkanların hapse girdiği veya sürgün edildiği bu dönemde bile ülke ekonomisi, dünyanın en büyük ikinci bakır üreticisi olmanın verdiği avantajla yüzde 3’lük büyüme oranlarını yakalayabiliyor.

Şubat 2026 verileri, beklentilerin üzerinde bir ekonomik genişlemeye işaret etse de madencilik sektöründeki hafif daralma ve toplumsal refahın tabana yayılamaması, Peru ekonomisinin üzerindeki o kara bulutları dağıtmaya yetmiyor.

Yatırımcı, Lima’daki o siyasi tiyatroyu izlerken bir yandan da bakır fiyatlarındaki küresel dalgalanmalara bakıyor.

Eğer yeni dönemde siyasi istikrar tesis edilemezse, bu ekonomik direncin de bir son kullanma tarihi olduğu aşikardır.

Netice itibarıyla Peru, bugün sadece bir seçim yapmıyor; bizzat modern devlet olma iddiasını yeniden tartıyor.

7 Haziran’daki ikinci tur, sadece Keiko Fujimori ile rakibi arasındaki bir yarış değil, Peru’nun 21'inci yüzyılda nasıl bir rotada ilerleyeceğinin oylaması olacaktır.

Latin Amerika’nın bu kadim coğrafyasında, medeniyetlerin beşiği olan bu topraklarda, siyasetin o kısır döngüsünden çıkıp, kurumsal bir ciddiyete evrilmek, Peru halkının en büyük hakkıdır.

Ancak And Dağları’nın sisli zirvelerinden bakıldığında görünen o ki; Peru siyasetinin o puslu havası, yeni başkan seçildikten sonra da kolay kolay dağılmayacak.

Bizlere düşen ise, bu süreci sadece bir seçim analizi olarak değil, bir devletin varoluş mücadelesinin epik bir anlatısı olarak okumaktır.

Çünkü Peru’da olanlar, aslında gelişmekte olan tüm demokrasiler için birer ibret vesikası ve ders niteliğindedir.

Artık taşlar yerinden oynamıştır ve bu devasa sarsıntının artçılarını, sadece Peru’da değil tüm kıtada daha uzun süre hissetmeye devam edeceğiz.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU