Viktor Orban'ın Macaristan'daki 16 yıllık iktidarının uzun ve karanlık gecesi bu hafta sonu biterken, sevinçten havalara uçanlar sadece Tuna Nehri üzerindeki köprülere doluşan coşkulu kalabalıklarla sınırlı değildi. 1970'lerin soul grubu Hot Chocolate'tan bir alıntıya başvurulabilecek siyasi olay çok azdır; ancak bugün "Everyone’s a winner, baby, that’s no lie." (Herkes kazanan, bebeğim, bu yalan değil)
Zira Brüksel'de "diktatör" diye anılan kişi gitti. Macaristan kesinlikle kazandı, Avrupa kazandı; Donald Trump ve Vladimir Putin bu kıtadaki beşinci kol müttefiklerini yitirdi, Nigel Farage ise bir ideolojik ilham kaynağını kaybetti.
Gelgelelim Peter Magyar'ın seçimlerdeki ezici zaferinin boyutu karşısında en büyük rahatlama şüphesiz Kiev'de yaşanmış olmalı. Klişe de olsa, Orban'ın sonunu Ukrayna açısından bir dönüm noktası diye nitelemekten çekinmemeliyiz.
Son yıllarda Volodimir Zelenski ve halkı, finansman sıkıntısına rağmen Rus işgaline karşı cesaret, dayanışma ve yaratıcılıkla şaşırtıcı derecede başarılı bir direniş sergiledi. AB silah satın almaları, askerlerin maaşlarını ödemeleri ve ayakta kalabilmeleri için onlara 90 milyar euroluk dev bir krediyi çoktan hazırlamıştı. Ancak bu düzenleme, AB üyesi ülkeler arasında en inatçı ve uzlaşmaz olanı tarafından veto ediliyordu.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Orban hükümetinin sonu, AB'nin yeniden sağlam ve güvenilir bir müttefike dönüştüğü anlamına geliyor. AB'nin mali yardımı bundan daha kritik bir zamanda gelemezdi. Trump'ın içgüdüleriyle hareket ederek İran'da sürdürdüğü felaket savaş, dünyada petrol ve doğalgaz fiyatlarını o kadar yükseltti ki, bu durum Rus ekonomisine ve dolayısıyla Putin'in savaş makinesine beklenmedik bir ivme kazandırdı.
Avrupa olmadan (hem savaşı yürütme hem de medeni, modern ve dışa açık bir ulus olarak geleceğini sağlamlaştırmaya yönelik uzun vadeli hedefi açısından) Ukrayna'nın sonu kaçınılmazdı. Ancak Macar halkı topluca "Ruszkik haza!" ("Ruslar defolun!") diye haykırırken, Sovyet baskısına karşı 1956'daki kendi ayaklanmalarını hatırlattıkları gibi, Ukrayna halkıyla dayanışmalarını da gösterdiler.
Artık Orban ve bakanları, AB ve NATO içindeki tartışmalara ilişkin gizli bilgileri Kremlin'e keyifle sızdıramayacak. Bazı varsayımların aksine Magyar, Zack Polanski'nin Orta Avrupa versiyonu değil. Örneğin, sosyal açıdan muhafazakar, göçmenleri kabul etmeye karşı da dirençli. Ancak ne kendi gururlu ve köklü halkının ne de paylaştığı kıtanın Rusya’ya tabi bir vasal devlet olarak geleceğe sahip olmadığını da anlıyor; bu bakımdan Orban'dan daha gerçek bir Macar vatansever.
Macaristan'ın, NATO ve AB'ye tam üyeliğini sürdürürken aynı anda hem Putin'in hem de Trump'ın müttefiki olmaya çalışmasından kaynaklanan kimlik krizi artık sona ermiş olmalı. Budapeşte artık safını biliyor.
Buradan diğer Avrupalılar için de hayati bir ders çıkıyor. Ticaret, yatırım ve refah açısından hem AB'ye hem de Çin'e bağımlı Orban'ın, Trump ve Putin'in ideolojik müttefiki olma çabasındaki başarısızlığı, AfD, Le Pen, Farage ve Avrupa'daki diğer Hıristiyan milliyetçi popülist denenlerin gelecekteki başarısızlığına işaret ediyor.
Orbanizm diye bir şey varsa, bu kendi içinde çelişkilidir. Avrupa'da şaibeli ideolojilere dayanan değişken ittifaklar, ulusal çıkarın açık biçimde kalıcı güven temelinde demokratik olarak paylaşılan egemenliğe oturtulduğu ittifaklar kadar dayanıklı değildir. AB'nin özü budur; Macarlar da nihayet bunu benimsedi ve bu şekilde her Avrupalı kazanan olabilir.
Independent Türkçe için çeviren: Yasin Sofuoğlu
© The Independent