Christopher Nolan'ın yakında vizyona girecek 250 milyon dolarlık The Odyssey uyarlamasından sizi en çok soğutan şey ne? Sandaletler mi, tekneler mi, yoksa söylendiğine göre 172 dakika sürecek olması mı? Eğer cevabınız Truvalı Helen'i siyah bir oyuncunun canlandıracağı düşüncesiyse o zaman tebrikler, aferin; milyarder Elon Musk, sağcı fenomen Tanya Bass ve bir zamanlar Am I Racist? (Irkçı mıyım? / 2024) adlı belgeselde yer alan podcast sunucusu Matt Walsh'un da dahil olduğu seçkin bir endişeli vatandaşlar grubuna katıldınız.
Bu insanlar öfkeden deliye döndü ve artık daha fazla tahammülleri kalmadı. Dediklerine göre Nolan'ın dünyanın en güzel kadını rolüne Lupita Nyong'o'yu seçme kararı, onun korkak olduğunu; dürüstlükten yoksun ve kaynak materyali hakkında en temel anlayıştan bile yoksun bir adam olduğunu ortaya koyuyor. Musk, eskiden Twitter diye bilinen platformda "Homeros'a saygısızlık ettiği için Chris Nolan'a yazıklar olsun" diye yazdı.
Bunu asla unutmayacak.
Musk'ın, Batı dünyasının kutsal metinlerini koruma çabası içindeki bu saygısızlıkla mücadele polislerine biraz olsun sempati duymamak elde değil. Bu Sisifos’un cezasını andıran beyhude bir çaba; bir adım ileri, iki adım geri. Bu kendinden menkul görevliler, Halle Bailey'yi Küçük Deniz Kızı'nın (The Little Mermaid / 2019) yıldızı ve Rachel Zegler'ı da Pamuk Prenses'in (Snow White / 2025) başrolü olarak görmeyi zar zor atlatmışken, bir de Nyong'o çıkıyor ve binlerce öfkeli tweet daha atılmasına sebep oluyor. Ekrana siyah bir yüz koymak, boğaya kırmızı bez sallamaktan farksız.
Musk, zayıf yönetmenleri, woke yapımcıları ve dürüst bir sistemi altüst eden sözümona DEI'ya (çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık) dayalı işe alımları suçluyor. Ama Amerikan sinemasının asıl öncülerinden Orson Welles'i suçlasa yeridir. Ne de olsa Büyük Buhran döneminde tamamen siyah oyunculardan oluşan Macbeth prodüksiyonuyla çeşitlilik akımını başlatan Welles'ti. Bu da onu, günümüzün Woke Zihin Virüsü salgınının bir numaralı hastası yapıyor. Ya da bakış açınıza bağlı olarak, kurnaz ve ilerici bir öncü.
Yönetmenin daha sonraları "Voodoo" Macbeth diye bilinen yapıtının, kariyerinin Yurttaş Kane'le (Citizen Kane) arşa çıkmasından tam 5 yıl önce genç ustanın ilk karalaması sayılabilecek çalışma, az bilinen bir dipnot haline gelmesi, Welles'in abartılı hayatı ve yaşadığı dönem hakkında çok şey anlatıyor. O zamanlar sadece 20 yaşındaydı ve Harlem'deki bir tiyatroda federal fonlarla desteklenen bir Shakespeare yapımını yönetmek üzere işe alınmıştı.
Welles'in büyük fikri, oyunun aksiyonunu İskoç yaylalarından, biraz üstü kapalı bir şekilde Haiti'ye kaydırmaktı. Cadıları üçlü bir vudu rahibesi grubuna dönüştürdü ve orkestra çukuruna Afrikalı davulcularla dansçıları yerleştirdi. 150 oyuncudan sadece 4'ü profesyoneldi. Provalar gergin geçiyordu; Welles, oyuncularla sürekli çatışıyordu. Nihayetinde inanılmaz bir şekilde, barış ve uyum sağlandı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Nolan'ı eleştirenler, Truvalı Helen'in "tarihte beyaz bir karakter" olduğunu iddia ediyor. Dolayısıyla Nyong'o'nun bu role seçilmesi "beyazlara karşı ırkçılık" anlamına geliyor; kadının bugünkü Türkiye'nin kıyılarından geldiği gerçeğiyse hiç önemsenmiyor. Helen, Nyong'o'ya pek benzemezdi ancak geçmişte onu canlandıran Diane Kruger, Sienna Guillory veya Elizabeth Taylor'a da mutlaka benzeyeceği de söylenemez.
Ve elbette o kurgusal bir karakter (kuğu yumurtasından çıkan bir yarı tanrı) ve bu nedenle yaratıcı yorumlara açık. Geçen ay Elle dergisine konuşan Nyong'o "Bu mitolojik bir hikaye" diyerek milyarder, fenomen ve Am I Racist? belgeselinin yıldızının itirazlarını nazikçe geri püskürttü. Kimse bir mite saygısızlık etmiyor; sadece onu farklı bir şekilde anlatıyor.
"Voodoo" Macbeth, 1936'da New York'ta sahnelendiğinde de benzer şekilde ırkçı bir saldırı olarak görülmüş müydü? Welles'in yapımının, Shakespeare'in oyununa özensiz davrandığı su götürmez; solgun tenli İskoçları özgürleşmiş Afrikalı köleler olarak yeniden kurguladı. Yine de bu oyun, kültür savaşlarının geleneksel cephe hatlarını çizmesinden önceki farklı bir döneme denk geldi.
Oyuna yönelik eleştiriler büyük ölçüde, Shakespeare eserlerine tamamen sadık kalınmasını savunanlar ve ilk başta Welles'in oyuncularla dalga geçmek istediğinden korkan Harlem Komünistleri üyeleriyle sınırlıydı. Oyun büyük bir başarıydı; blok boyunca resmen kuyruklar oluşmuştu. Eleştiriler coşkulu, seyirciler ise siyah ve beyaz karışıktı. "Voodoo" Macbeth, yönetmenin ilk ve her zaman en tatlı gelen zaferiydi. 1985'teki ölümünden üç yıl önce BBC'ye, "Hayatımın en büyük başarısı o oyundu" demişti.
Welles'in Harlem'deki maceraları, yönetmeni kafasının dikine giden ama duygulu bir beyaz kurtarıcı olarak tasvir eden Voodoo Macbeth (2021) adlı bir filmde yakın zamanda yeniden ziyaret edildi. Bu, durumu aşırı basitleştiriyor ve adamı elverişli bir şekilde yanlış tanıtıyor çünkü Welles'in ırkla ilgili sicili lekeliydi, tutarsızdı ve çözüm kadar sorunun da parçası olabilirdi. Kısacası o, Al Jolson'a siyah makyaj yapmakta veya John Wayne'e Cengiz Han'ı oynatmakta sorun görmeyen bir sektörün ürünüydü.
Welles, film noir türündeki Bitmeyen Balayı'nda (Touch of Evil / 1958), belki de Hollywood'un en beyaz oyuncusu sayılabilecek Charlton Heston'a Meksikalı rolü vermesiyle ünlü. Welles, Othello'da (1951) kendisini Mağripli rolüne koymadan önce bronzlaştırıcıya sarılmıştı. Ancak aynı zamanda sinemadaki yaratıcı vandallığın en önemli temsilcilerinden biriydi.
Oyuncu seçiminde ten rengini dikkate almama yaklaşımına hiçbir zaman tam olarak ikna olmadım çünkü bunu kabul etmek istese de istemese de herkes rengi görür. Ancak Welles, "renk bilincine sahip" oyuncu seçimi tekniğinin öncülüğünü yaptı ve bunun eski hikayeleri nasıl politikleştirebileceğini ve canlandırabileceğini gösterdi. Yönetmen yerleşik kalıpları sarstı ve keşfedilmemiş temaları görünür hale getirdi. Kutsal metinlere saygısızlık etti, bunun yarattığı tepkiyi geride bıraktı ve Nolan ve diğerlerinin izleyeceği yolu rahatlıkla açtı.
Ayrıca bir ek, dipnotun dipnotu olarak şuna ne dersiniz? Gişe rekorları kıran "Voodoo" Macbeth'in başarısından güç alan Welles, Yurttaş Kane (1941) ve Muhteşem Ambersonlar'ı (The Magnificent Ambersons / 1942) çekti ve Carol Reed'in eşsiz eseri Üçüncü Adam'da (The Third Man / 1949) kötü karakter Harry Lime'ı canlandırdı. Her zaman en büyük hedeflere oynadı; bazen 12'den vurdu, bazen ıskaladı.
Yönetmen, 1950'lerin başında Paris'te bir lezbiyen bara girdi ve sahnede solo performans sergileyen Afrika kökenli Amerikalı bir şarkıcı gördü. Welles, 23 yaşındaki Eartha Kitt'in yeni sahne oyununa mükemmel bir katkı olacağına o anda karar verdi: Kahramanın, Truvalı çekici bir yarı tanrı tarafından baştan çıkarılmasını anlatan, Christopher Marlowe'un Dr. Faustus adlı eserini uyarlıyordu. Görünüşe göre Nyong'o, Truvalı Helen'i canlandıran ilk siyah kadın bile değil. (Welles sayesinde) Kitt, ondan üç çeyrek asır önce bunu yapmıştı.
The Odyssey, 17 Temmuz'dan itibaren sinemalarda
independent.co.uk/arts-entertainment
Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç
© The Independent