11 Temmuz'da Diyarbakır'dayım. Geçen yıl bu tarihlerde Süleymaniye'de silah yakma törenini izliyordum.
Abdullah Öcalan'ın çağrısının ardından, aralarında KCK Eş Başkanı Bese Hozat'ın da bulunduğu 30 örgüt mensubunun, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin Süleymaniye kentine bağlı Dukan ilçesinde bulunan Casene Mağarası'nda gerçekleştirdiği silah yakma töreni dün (11 Temmuz 2025) yapılmıştı.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ile Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu tarafından düzenlenen "Türkiye'de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri: Zorluklar, İmkânlar, Beklentiler ve Sonuçlar" konferansı, Ali Emiri Toplantı Salonu'nda gerçekleştirildi.
Konferansa, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun, İHD Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, milletvekilleri, Sinn Féin Yasama Meclisi Üyesi Gerry Kelly, siyasetçi ve eski FARC-EP komutanı Victoria Sandino, EH Bildu Uluslararası İlişkiler ve Politika Sorumlusu Igor Zulaika Zurimendi ile 30 yıl cezaevinde kalan Muhittin Altun konuşmacı olarak katıldı.
Bu konferansa ayrıntılı olarak başka bir yazıda değineceğim. Ancak 2 gün önce İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi'nin, Diyarbakır Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu'nda düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştığı "Türkiye-PKK Barış Süreci İzleme Raporu" bence son derece önemli ve cesur.
İHD Eş Genel Başkanları Oya Ersoy ve Cihan Aydın ile Diyarbakır Şube Eş Başkanı ve MYK Üyesi Ercan Yılmaz tarafından Diyarbakır'da açıklanan rapor, sesi çıkmayan sivil toplumun duruşu açısından değerli. Akademisyen Dr. Cuma Çiçek'e hazırlatılan rapor oldukça kapsamlı.
Rapor, Avrupa Birliği'nin (AB) finansal desteğiyle İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından yürütülen "Cezasızlıkla Mücadele İçin Sivil Toplumun Güçlendirilmesi Projesi" kapsamında hazırlanmış.
Yöntem olarak kamuya açık kaynaklar esas alınmış.
• Kamuya açık resmî açıklamalar,
• Siyasi aktörlerin beyanları,
• Meclis tartışmaları,
• İnsan hakları örgütlerinin açıklamaları,
• Yerel ve ulusal basın kaynakları,
• Uluslararası insan hakları standartları kaynaklarına başvurulmuş.
Raporu hazırlayan İnsan Hakları Derneği, 11 Temmuz 2025 tarihinde gerçekleştirilen sembolik silah yakma törenini yerinde izleyen ve yakılan silahlara ilişkin envanteri doğrudan teslim alan kurum olarak yalnızca gözlemci değil, aynı zamanda sürecin şeffaflığına ve toplumsal güvenin inşasına katkı sunma sorumluluğunu da üstlendiğini belirtiyor.
İHD raporu, barış sürecinin başlangıcı olarak kabul edilen 1 Ekim 2024 ile 1 Temmuz 2026 tarihleri arasında yaşanan gelişmeleri kronolojik bir yaklaşımla ele almaktadır.
Cuma Çiçek: Çerçeve yasa net bir tabloyu görmemizi sağlayacak
Raporu hazırlayan, bu tür meselelerdeki çalışmalarıyla tanıdığımız Dr. Cuma Çiçek, rapor hakkında Independent Türkçe'ye şu değerlendirmede bulundu:
1 Ekim 2024 tarihinden bu yana geçen 21 aya odaklanan İzleme Raporu'nun ortaya çıkardığı en önemli sonuç, çatışma çözümü ve barış ile demokratikleşme süreci arasındaki ayrışmadır. Bir yandan 40 yılı aşan çatışmaları kalıcı olarak geride bırakmaya yönelik önemli mesafeler alındı, kritik eşikler aşıldı. Ancak bu, hak ve hukuk alanının genişlemesini getirmedi. Aksine bu alanda dikkate değer bir gerileme yaşandı. Bu konuda siyasi ve hukuki düzenlemeler, önümüzde duran en önemli eşik olarak öne çıkıyor.
İkinci olarak, İzleme Raporu normatif olarak farklılaşan, hatta çatışan 2 farklı hikâyenin olduğunu ve bu 2 hikâyenin geçen 21 aya rağmen yakınsamadığını teyit ediyor. 'Terörsüz Türkiye Süreci' ve "Barış ve Demokratik Toplum Süreci', bu 2 hikâyeyi sembolize eden adlandırmalar. Her 2 hikâyenin meseleye dair kurduğu anlatılar, inşa ettiği çerçeveler ve sunduğu gelecek ufukları çok farklı. Süreç içerisinde bu 2 hikâye orta yolda buluşabilirdi, ancak bu da başarılamadı. Şubat 2026 tarihinden bu yana sürecin duraklamasında bunun da etkili olduğunu düşünüyorum.
Bu anlamda, sürecin bir yönüyle yeni başladığını söylemek mümkün. Çerçeve yasa muhtemelen bundan sonrasına dair daha net bir tabloyu görmemizi sağlayacaktır.
Kendi ifadeleriyle İHD'nin bu raporu neden hazırladığı ise şöyle belirtiliyor:
Raporu neden hazırladık?
İHD olarak bu izleme raporunu 3 temel gerekçeyle hazırladık.
Birincisi ve en önemlisi, sürecin mimarisinde tarif edilmiş bağımsız bir izleme mekanizması bulunmamaktadır. Dünyadaki çatışma sonlandırma ve barış inşası deneyimlerinde genellikle 3. taraflardan oluşan yerel ve uluslararası aktörlerin katılımıyla izleme mekanizmaları kurulur. Bu mekanizmalar, tarafların doğrudan denetimi dışında bilgi üretilmesini sağlayarak kamuoyunu bilgilendirir ve tarafların uzlaşıya sadık kalması yönünde baskı oluşturur. Türkiye-PKK sürecinde böyle bir yapı kurulmadığı için İHD, bu boşluğu doldurma sorumluluğunu üstlenmiştir.
İkincisi, İHD kuruluşundan bu yana Kürt çatışmasının sonlandırılmasını 'barış hakkı' çerçevesinde izlemektedir. 1994'ten bu yana 'Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Bilançosu', 1997'den bu yana 'Türkiye İnsan Hakları İhlalleri' raporlarını ve 1998'den bu yana 500'e yakın tematik özel raporu kamuoyuyla paylaşmıştır. Bu birikim, İHD'yi hem Türkiye'de hem de uluslararası alanda konunun referans kaynağı hâline getirmiştir.
Üçüncüsü, İHD 11 Temmuz 2025'teki silah yakma törenine bizzat katılmış, yakılan silahların envanterini elden teslim almıştır. Bu doğrudan tanıklık, İHD'ye hem etik hem de politik bir sorumluluk yüklemiştir. Elinizdeki izleme raporu da bu sorumluluğun bir sonucudur.
İHD, bu raporla sürecin yalnızca silahsızlanma boyutunu değil; hukukun üstünlüğü, demokratik katılım, ifade özgürlüğü, siyasi temsil hakkı, cezaevi koşulları, ayrımcılığın önlenmesi ve geçmiş ihlallerle yüzleşme gibi barış inşasının tüm bileşenlerini bir bütün olarak değerlendirmeyi hedeflemiştir. Amaç, hem sürecin kazanımlarını hem de riskleri görünür kılarak tarihî bir fırsatın heba edilmesini önlemektir.
İHD raporunda temel çıkarımlar şöyle sıralanıyor:
Geri dönülmez eşikler aşılmıştır; ancak bu kazanım henüz kalıcı bir siyasi barışa dönüşmemiştir. PKK'nin fesih kararı ve silah yakma töreni, 40 yılı aşan çatışmalı dönemi fiilen sonlandıran tarihsel bir eşiktir. Ancak uluslararası deneyimler, silahların susmasının barış için gerekli fakat tek başına yeterli olmadığını göstermektedir.
Süreç, ikili ve çelişkili bir ilerleme biçimi sergilemiştir. Bir yanda güçlü bir siyasi irade ortaya konurken, öte yanda kayyım uygulamaları, yargı operasyonları ve ifade/toplanma özgürlüğü kısıtlamaları sürmüştür.
Süreç, bir güven ikilemi içinde duraklama noktasına gelmiştir. İktidar bloğu ile Kürt siyasi hareketi arasındaki 'önce silahsızlanma teyidi' ile 'eş zamanlı reform' talepleri arasındaki sıralama uyuşmazlığı, oyun teorisindeki 'mahkûmun ikilemi' örüntüsüne benzer biçimde süreci aylarca bir 'bekleme odasında' tutmuştur.
Meclis Komisyonu değerli bir kurumsallaştırma çabasıdır, ancak bağlayıcı sonuç üretme kapasitesinden yoksundur. Ortak rapor, somut bir çözüm metni değil, mevcut siyasi pozisyonların sistematik bir envanteridir.
Toplumsal beklentiler ve temsil boşlukları, kritik bir kırılganlık alanı oluşturmaktadır. Kadın hareketlerinin, diasporanın, yerel yöneticilerin ve örgütsüz bireylerin sürece yeterince dâhil edilmemiş olması, barış inşasının gerektirdiği kapsayıcılıktan uzak bir tabloya işaret etmektedir.
İzleme ve doğrulama mekanizmalarının yokluğu, şeffaflığı ve güvenilirliği zayıflatmaktadır. Bağımsız bir izleme yapısının kurulmamış olması, kamuoyunda spekülasyonu artırmakta ve mevcut tıkanıklıkların aşılmasını zorlaştırmaktadır.
Jeopolitik bağlam, sürecin iç dinamiklerini doğrudan etkilemiştir. Suriye'deki gelişmeler ve bölgesel Kürt aktörlerin hareketlenmesi, Türkiye'deki barış sürecinin yalnızca iç siyasetle sınırlı olmadığını göstermektedir.
İnsan Hakları Derneği, "Türkiye, 40 yılın en önemli barış fırsatıyla karşı karşıyadır. Ancak bu fırsatın kalıcı bir toplumsal barışa dönüşmesi, yalnızca silahların susmasına değil; demokratik kurumların güçlenmesine, hukukun üstünlüğüne, geçmişle adil bir yüzleşmeye ve toplumun tüm kesimlerinin sürece etkin katılımına bağlıdır. Meclis'in tatile girmeden çerçeve yasayı çıkarıp çıkarmaması ve çıkarılacak yasanın uygulanma kabiliyeti, bu fırsatın heba olup olmayacağını belirleyecek sınav anıdır" diyerek, ne yapılması gerektiğini şöyle sıralıyor:
İHD'nin vardığı sonuç açıktır: Silahların susması barış için gerekli ama tek başına yeterli değildir. Kalıcı barış, aşağıdaki adımların ivedilikle ve eş zamanlı olarak atılmasına bağlıdır.
Siyasi karar alıcılara çağrı• Çerçeve yasa gecikmeden ve takvime bağlı olarak çıkarılmalı. 'Önce silahsızlanma mı, önce yasal düzenleme mi?' kısır döngüsü, Meclis Komisyonu raporunda öngörülen 'Toplumsal Bütünleşme Yasası'/'Çerçeve Yasa'nın somut bir takvimle TBMM'de ivedilikle ele alınmasıyla aşılmalıdır. Bu yasa; silah bırakanların topluma kazandırılmasını, infaz hukukunda iyileştirmeleri, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının istisnasız uygulanmasını ve terörle mücadele mevzuatının AB standartlarıyla uyumlaştırılmasını kapsamalıdır.
• TBMM'nin merkezi rolü kalıcılaştırılmalı. Meclis Komisyonu deneyimi geçici bir uğrak olmaktan çıkarılıp kalıcı bir demokratik mekanizmaya dönüştürülmeli; yürütme bünyesinde bir koordinasyon yapısı kurulmalı; silahsızlanan PKK üyelerinin siyasi, hukuki ve toplumsal alana entegrasyonunu yönetecek bir yapılanma oluşturulmalıdır.
• Demokratikleşme reformları sürecin ayrılmaz bileşeni olarak ele alınmalı. Kayyım uygulamasına son verilmeli ve seçilmiş yerel yöneticiler görevlerine iade edilmeli; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki çekinceler kaldırılmalı; ifade ve basın özgürlüğü önündeki engeller giderilmeli; ana dilde eğitim ve kültürel haklar anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
• Temiz siyaset, iktidar-muhalefet ayrımı yapılmadan yürütülmeli. Ana muhalefet partisine yönelik yargı operasyonlarına son verilmeli; yolsuzlukla mücadele için tüm parti gruplarının eşit temsil edildiği bir Meclis araştırma komisyonu kurulmalı; soruşturmalarda tutuksuz yargılama esas alınmalıdır.
• Geçiş dönemi adaleti mekanizmaları kurulmalı. Kayıp yakınlarının akıbetinin aydınlatılması ve faili meçhul vakaların soruşturulması için bağımsız bir hakikat ve adalet mekanizması kurulmalı; köy koruculuğu sistemi kaldırılmalı ve bu statüdeki kişiler için yeniden konumlandırma programı uygulanmalıdır.
• Bağımsız izleme heyetlerine resmî zemin tanınmalı. Sivil toplumun ve bağımsız uzmanların katılımına açık bir izleme mekanizması resmî olarak tanınmalı ve düzenli raporlar yayımlanmalıdır. Bu adım, tarafların birbirine olan güvensizliğini aşmada destekleyici bir rol görecektir.
• Bölgesel ve uluslararası boyut, sürecin parçası olarak yönetilmeli. Suriye'deki gelişmeler dengeli bir yaklaşımla takip edilmeli; 30 Ocak 2026 Anlaşması desteklenmeli; AB, BM ve Avrupa Konseyi'nin desteği, sürecin uluslararası meşruiyetini güçlendiren bir unsur olarak görülmelidir.
Sivil topluma çağrı• Bağımsız izleme kurumsallaştırılmalı. İHD, ÖHD, TİHV gibi örgütlerin başlattığı bu rol, bir 'Sivil Barış İzleme Ağı' çatısı altında sürdürülmelidir.
• Kapsayıcılık boşlukları giderilmeli. Kadın örgütleri, diaspora, gençlik örgütleri ve örgütsüz bireylerin sürece katılımı için alternatif mekanizmalar kurulmalıdır.
• Hakikat, hafıza ve hesap verebilirlik alanında öncü rol üstlenilmeli. Farklı mağduriyet deneyimleri (çatışmada yaşamını yitirenlerin veya yaralananların aileleri, kayıp yakınları, köy boşaltmalarından etkilenenler, işkence mağdurları) çoğulcu bir anlatıyla belgelenmelidir.
• Hak temelli barış dili güçlendirilmeli. Süreç, 'güvenlik' parantezine sıkıştırılmamalı; demokrasi, eşit yurttaşlık ve toplumsal adalet ekseninde savunuculuk sürdürülmelidir.
• Barış, Ankara merkezli pazarlıklardan çıkarılıp yerelleştirilmeli. Mahalle buluşmaları, çalıştaylar ve eğitim programları yoluyla toplumsal güven inşa edilmelidir.
• Bölgesel ve uluslararası dayanışma ağları güçlendirilmeli. Uluslararası insan hakları örgütleri, AB kurumları, Avrupa Konseyi ve diaspora örgütleriyle sürekli bir ilişki sürdürülmelidir.
İnsan Hakları Derneği, sürecin başarısının güvenlik, hukuk, demokrasi ve toplumsal uzlaşının birlikte güçlendirilmesine bağlı olduğunu vurgulayarak, Öcalan'ın statüsüne ilişkin şu önerileri dile getiriyor:
Sürecin aktörlerine ilişkin öneriler
Süreçte Abdullah Öcalan'ın rolü
Neden önemli bir aktör?
• Silahsızlanma kararının örgüt tabanında kabul görmesini sağlayabilecek etkili bir lider olarak değerlendirilmektedir.
• Çatışma çözümü literatüründe lider aktörler, güven inşası ve alınan kararların uygulanması açısından kritik rol oynayabilmektedir.
• Bu nedenle sürecin kurumsal bir zeminde yürütülmesi ve ilgili aktörlerin hukuki çerçeve içinde tanımlanması önerilmektedir.
Önerilen yaklaşım• TBMM tarafından çıkarılacak bir süreç yasası,
• Yasama, yürütme ve sivil toplumun yer aldığı bir koordinasyon mekanizması,
• Süreç aktörlerinin görev ve yetkilerinin açık biçimde belirlenmesi.Ana mesaj: Kalıcı barışın güvencesi kişiler değil, güçlü ve hukuki temele dayanan kurumlardır.
Hukuki düzenlemeler ve gelecek perspektifiTartışılan düzenlemeler
• İnfaz hukukunda yapılabilecek değişiklikler,
• Umut hakkı,
• Konutta infaz,
• İletişim ve görüşme imkânlarının genişletilmesi.
Olası katkılar✔ Silahsızlanma sürecinin sürdürülebilirliği,
✔ Güven artırıcı etki,
✔ Toplumsal entegrasyonun desteklenmesi.
Dikkat edilmesi gereken hususlar• Hukukun üstünlüğü,
• Mağdur haklarının gözetilmesi,
• Toplumsal meşruiyet,
• Şeffaf ve demokratik karar alma süreçleri.
İHD, bunu bu şekilde ifade ediyor.
Raporda dikkatimi çeken başlıkları biraz daha genişletirsem:
Diyalog kanalları
Af düzenlemesinin kapsamı konusunda, mağdur gruplarının haklarını koruyan ve toplumsal meşruiyeti gözeten bir uzlaşı formülü geliştirilebilir. Mağdur gruplarının sürece dâhil edilmesi ve hakikat mekanizmalarının kurulması, uzlaşının zeminini güçlendirebilir.
Kayyım uygulamaları konusunda kısa vadede beraat eden başkanların göreve dönmesi sağlanabilir.
Silahsızlanma sürecinin hızlanmasıyla birlikte yerel yönetimlerin demokratik işleyişine dönüş yasal güvence altına alınabilir.
İnfaz mevzuatının uluslararası sözleşmeler ve AYM içtihatları bağlamında gözden geçirilmesi, hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlüler için infaz ertelemesi müessesesinin değerlendirilmesi gibi teknik düzenlemeler, uzlaşının zeminini hazırlayabilir.
Ayrıca, "af" yerine "toplumla bütünleşme" veya "topluma katılma" gibi kavramların kullanılması, toplumsal algıyı olumlu yönde etkileyebilir.
Ana dil meselesi
Ayrışma noktaları: Ana dilde eğitimin kapsamı ve uygulama biçimi konusunda dikkate değer ayrışmalar bulunmaktadır. Bölgesel araştırma merkezleri, ana dilde eğitim hakkının anayasal güvence altına alınmasını savunurken, diğer katılımcılar bu talebin üniter yapıya aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Dinî eğitim ve vakıf faaliyetleri konusunda din temelli kurumlar ile laik kurumlar arasında gerilim yaşanmaktadır. Kültürel kimliklerin tanınması ve ifade edilmesi önündeki yasal engellerin kaldırılması talebi ile güvenlik endişeleri arasındaki gerilim, bu boyuttaki en temel ayrışma kaynağını oluşturmaktadır. Ayrıca, "kardeşlik" söyleminin hak temelli bir yaklaşımla ne ölçüde örtüştüğü konusunda da farklı görüşler bulunmaktadır.
Diyalog kanalları: Ana dilde eğitim konusunda, kısa vadede mevcut anayasal çerçeve içinde kültürel hakların genişletilmesine yönelik adımlar atılabilir. Ana dilde eğitimin seçmeli ders olarak yaygınlaştırılması, seçmeli derslerin zaman içerisinde Türkçe dersleri gibi zorunlu hâle gelmesi, kültürel etkinliklerin desteklenmesi ve yerel medyada ana dil kullanımının teşvik edilmesi uzlaşının zeminini hazırlayabilir. Dinî eğitim konusunda ise kapsayıcı ve özgürlükçü bir laiklik ilkesiyle, dinî talepleri kamu denetimi ve eğitim standartlarına uyum içerisinde karşılayan bir model geliştirilebilir. "Kardeşlik hukuku" kavramının eşit yurttaşlık ve hak temelli bir yaklaşımla zenginleştirilmesi, farklı kesimleri birleştirebilir. Ayrıca, kültürel haklar konusunda yaşanan gerilimin, güvenlik endişeleri ile kültürel talepler arasında bir denge kurularak ve kademeli bir geçişle aşılması mümkündür. Bu konudaki bir diğer kolaylaştırıcı yaklaşım, meselenin yerelleştirilmesi ve yerel yönetimlere devri olabilir. Ulusal ölçekte birleştirici dil olarak Türkçenin yanı sıra diğer diller de yerellerde canlandırılabilir.
İzleme ve denetleme mekanizması nasıl kurulmalı?
Dünya örnekleri, barış süreçlerinin başarısında bağımsız izleme ve denetleme mekanizmalarının belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle silahsızlanma ve barış sürecinin uygulanmasını izlemek üzere; tüm siyasi partilerin temsil edildiği, sivil toplumun ve ilgili uzmanların katılımına açık, düzenli raporlama yapan ve TBMM bünyesinde faaliyet gösterecek kalıcı bir izleme ve denetleme mekanizmasının oluşturulması büyük önem taşımaktadır.
Böyle bir mekanizma, toplumsal güveni güçlendirecek; tarafların yükümlülüklerine bağlı kalmasını teşvik ederek sürecin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini artıracaktır.
Güçlü hukuksal çerçeveye ihtiyaç var
Türkiye'de daha önce farklı dönemlerde tek taraflı ateşkesler, diyalog girişimleri, Oslo süreci ve 2013-2015 çözüm süreci gibi önemli deneyimler yaşanmıştır. Bu girişimler, çatışmanın sona erdirilmesi açısından önemli fırsatlar yaratmış; ancak sürecin hukuki güvenceye kavuşturulmaması, kurumsal mekanizmaların oluşturulmaması, toplumsal katılımın yeterince sağlanamaması ve siyasal iradenin tutarsız yaklaşımı nedeniyle kalıcı barışa dönüşememiştir. Geçmiş deneyimler, barış süreçlerinin yalnızca siyasi iradeye değil; güçlü hukuksal çerçevelere, şeffaflığa, toplumsal katılıma ve bağımsız izleme mekanizmalarına da ihtiyaç duyduğunu açık biçimde göstermektedir.
Raporda öne çıkan 5 temel yaklaşım
Rapor 5 temel sonuca ulaşmaktadır:
• Birincisi, silahlı çatışmanın sona erdirilmesi konusunda önceki dönemlerden daha geniş bir siyasal uzlaşı ortaya çıkmıştır. Farklı siyasal aktörler, farklı gerekçelerle de olsa şiddetin sonlandırılmasını desteklemekte; buna karşılık Kürt meselesinin tanımı, demokratikleşmenin kapsamı, yerel yönetim reformları ve hukuki düzenlemelerin niteliği konusunda görüş ayrılıkları devam etmektedir.
• İkincisi, TBMM'nin süreçte üstlendiği rol, barış sürecinin kurumsal meşruiyetini güçlendirmiştir. Komisyon çalışmaları kapsamında siyasi partiler, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve uzmanların dinlenmesi, ortak bir siyasal zeminin oluşmasına önemli katkı sağlamıştır. Bununla birlikte kadınlar, gençler, çatışmadan doğrudan etkilenen gruplar ve diğer kırılgan kesimlerin temsili bakımından önemli eksiklikler bulunmaktadır.
• Üçüncüsü, Meclis Komisyonu'nun dinleme çalışmaları, farklı toplumsal kesimler arasında dikkate değer ortaklaşmalar bulunduğunu göstermektedir. Hukukun üstünlüğü, demokratikleşme, eşit yurttaşlık, temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi, yerel demokrasinin geliştirilmesi ve karar alma süreçlerinde şeffaflık, katılımcıların büyük çoğunluğu tarafından kalıcı barışın temel koşulları olarak değerlendirilmektedir.
• Dördüncüsü, insan hakları alanında karma bir tablo ortaya çıkmaktadır. Çatışmaların büyük ölçüde sona ermesi, yaşam hakkının korunması bakımından önemli bir kazanım sağlamıştır. Buna karşılık ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı, yargı bağımsızlığı, seçilmiş yerel yöneticilere yönelik kayyım uygulamaları, siyasi davalar ve hukukun üstünlüğüne ilişkin sorunlar devam etmekte; bu durum toplumdaki güven duygusunu zayıflatmaktadır.
• Beşincisi, sürecin en önemli sorunu, uygulama aşamasına ilişkin ortak bir yol haritasının henüz oluşturulamamış olmasıdır. Silahsızlanma sonrasında hayata geçirilecek hukuki düzenlemeler, demokratik reformlar, toplumsal uzlaşma mekanizmaları ve izleme sistemi konusundaki belirsizlikler, sürecin ivme kaybetmesine neden olmaktadır.
Yerel topluluklara ihtiyaç var
Yerel düzeyde barış kapasitesi oluşturulmalı, barış Ankara merkezli pazarlıklardan çıkarılmalıdır.
Barışın kalıcılaşması için yalnızca Ankara merkezli süreçlere değil, yerel toplulukların ihtiyaçlarına da odaklanılmalıdır. Barış süreci, yerel sivil toplum kuruluşları ve barolar aracılığıyla toplumun tabanına yayılmalı; yerel yönetimler, sivil toplum ve yurttaş girişimleri arasında ortak çalışma modelleri geliştirilmelidir.
Mahalle buluşmaları, çalıştaylar ve kültürel etkinlikler aracılığıyla toplumun farklı kesimleri arasında karşılıklı anlayış ve güven inşa edilmeli; okul müfredatlarında barış eğitimi, insan hakları ve çatışma çözümü konularına yer verilmesi için eğitim kurumlarıyla iş birliği yapılmalıdır.
Demokratikleşme vazgeçilmezdir
Demokratikleşme reformları, barış sürecinin ayrılmaz bir bileşeni olarak ele alınmalıdır.
Barış süreçlerinin sürdürülebilirliği, yalnızca silahlı aktörlerin silah bırakmasına değil, demokratik güvencelerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesine bağlıdır. Bu çerçevede; kayyım uygulamasına son verilmeli ve seçilmiş yerel yöneticiler görevlerine iade edilmeli, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki çekinceler kaldırılmalıdır.
İfade ve basın özgürlüğü önündeki yasal ve idari engeller giderilmeli; terörle mücadele mevzuatındaki ifade özgürlüğünü kısıtlayan hükümler AB standartlarına uyumlu hâle getirilmelidir. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları istisnasız uygulanmalı, siyasi mahpuslar meselesi hukuki belirlilik çerçevesinde çözüme kavuşturulmalıdır. Ana dilde eğitim hakkı ile kültürel hakların anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulması, eşit yurttaşlık temelli kapsayıcı bir reform stratejisinin parçası olmalıdır.
* "Türkiye-PKK Barış Süreci İzleme Raporu"nun tamamını buradan inceleyebilirsiniz.
© The Independentturkish