İran savaşının ara seçimlerdeki ağırlığı

Dr. Velid Fares yazdı: Dış politika sonuçlarda belirleyici faktör olmayabilir ve iç meseleler seçmenler için daha büyük önem taşımaya devam ediyor

Trump, BM Genel Kurulu toplantılarında konuşuyor / Fotoğraf: AP

Çoğu gözlemci, Trump yönetiminin 2025'ten beri İran'daki İslam rejimine karşı yürüttüğü savaşın, yaklaşan ara seçimler başta olmak üzere, ABD seçimleri üzerinde doğrudan bir etkisi olacağı konusunda hemfikir. Bu sonuçlara aylar önce ulaşıldı ve biz, en azından ocak sonu ve şubat başından beri bu gelişme konusunda uyarıda bulunan ilklerdendik.

Independent Arabia’nın bana sunduğu bu köşedeki yazılarımda ve Amerikan ve uluslararası televizyon kanallarındaki katılımlarımda vurguladığım gibi, Tahran'daki rejimin 2026 yazından önce devrilmemesinin, Kongre'nin kontrolü için yapılacak sonbahar seçimlerine yansımaları olacaktı.

Başlangıçta, bu uyarıyı yalnızca birkaç Amerikan medya kuruluşu ciddiye aldı. Ancak birkaç ay sonra, muhafazakar televizyon kanalları ve Cumhuriyetçi yorumcular, Tahran rejiminin gerçekten de müzakereleri sabote etmek ve aynı zamanda Amerikan askeri gücüne karşı ayakta kalmak amacıyla Washington'a yanıtlarını geç iletmeyi planladığı fikrini benimsemeye başladılar.

İran’daki Ocak katliamlarının ardından, İran Devrim Muhafızları, kitlesel katliamların sonuçlarına dair değerlendirmeleri ile eş zamanlı olarak müzakereler seçeneğini gündeme getirmeyi hedefledi. Trump yönetimi zaten İran içindeki hedefleri vurmaya başlamış ve diplomatik görüşmeler için şartlar belirlemişti.

Başlangıçta, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in ve çok sayıda önde gelen askeri komutan ve yetkilinin öldürülmesi, Humeyni rejimi yöneticileri arasında bir anlaşmaya varılmadığı takdirde tüm liderliğin öldürülebileceğine dair bir korku dalgasına neden oldu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ayrıca, Devrim Muhafızları, bu durumda, on binlerce İranlı sivili öldürdükten sonra, İran genelinde konuşlandırılmış güvenlik aygıtının ve birimlerinin kaderinin halkın elinde olacağını ve birçoğunun misillemeyle karşı karşıya kalabileceğini biliyordu.

Humeyni elitleri, Amerikan tarafına taviz vermekten başka seçeneklerinin olmadığını anlamışlardı, ancak teslim olmayacaklardı. Esasında, bu strateji, bir teklif sunmak, bir anlaşma imzalamak, sonra onu reddetmek ve Hürmüz Boğazı ve nihayetinde Babu’l Mendeb gibi yeni çatışma cepheleri açmaktan ibaretti.

Gerçekten de plan işe yaradı. 7 ay boyunca Amerika Birleşik Devletleri, rejimi zayıflatmak için askeri operasyonlar yürüttü, ancak aynı zamanda yüksek gerilim rejim güçleri için çok tehlikeli hale geldiğinde ateşkes teklif etmeye devam etti. Bu senaryo şubat ve eylül ayları arasında tekrarlandı. Askeri olarak, Amerika Birleşik Devletleri rejimin askeri makinesini zayıflatmayı başardı, ancak onu yok etmedi.

Gelgelelim Devrim Muhafızlarının elinde tuttuğu ve tutmaya devam ettiği koz, ara seçimlerdi. Strateji, rejimin seçimlere kadar iktidarda kalmasına izin vermeye, muhalefetin Kongre'nin iki kanadından birinde, yani Senato veya Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu kazanmasına bahis oynamaya dayanıyordu.

Demokrat Parti ve sosyal demokrat akım tarafından temsil edilen muhalefetin her iki kanatta da çoğunluğu elde etmesi durumunda, Beyaz Saray'ın savaştan çekilmesi yönündeki yasal ve siyasi baskı muazzam olacaktır. Tahran'ın hesapları, yönetimin kampanyadan çekileceği veya en azından Obama yönetimi tarafından imzalanan İran nükleer anlaşmasına benzer bir anlaşmayı kabul edeceği sonucuna varıyor.

Tahran ve Washington arasındaki 8 aylık çıkmaz, Başkan Trump'ın rejimin çöküşüne yol açacak bir “şok ve dehşet” stratejisi uygulamadığı sürece değişmeyecek akışkan bir gerçeklik yarattı.

Ancak Başkan, Birleşmiş Milletler'de kasım seçimlerinden sonra rejimle bir anlaşmaya varabileceğini açıkladı ve bu da mevcut durumun seçimlerden sonra da devam edebileceğine işaret ediyor.

Cumhuriyetçi kampanya, basitçe Washington şu anda seçmenlere net bir cevap vermeye hazır olmadığı için İran'ın kasım ayındaki seçmen tercihlerinin bir parçası olmaması gerektiği sonucuna varmış gibi görünüyor.

Askeri açıdan, Amerika Birleşik Devletleri İslam Cumhuriyeti aleyhine önemli kazanımlar elde etti, ancak siyasi olarak hâlâ gerçek bir diplomatik sonuç yok.

Obama liderliğindeki muhalefet, Amerikan askeri gücünün rejimin silahlı kuvvetlerinden çok daha üstün olduğu doğru olsa da, kapsamlı, karşılıklı olarak kabul edilebilir ve imzalanmış bir planın yokluğunun bir belirsizlik durumunu yansıttığına inanıyor.


Peki, bu belirsizlik seçim sonuçları üzerinde etkili olabilir mi?

Öncelikle, bu bir başkanlık seçimi değil, yasama seçimi; bu nedenle dış politika sonuçta belirleyici faktör olmayabilirken, iç meseleler seçmenler için daha büyük önem taşımaya devam ediyor.

Ancak, dış çatışmaların seçmenler üzerinde, özellikle Yahudi, Arap, Müslüman ve İranlı topluluklar gibi bazı topluluklar üzerinde belirli bir etkisi bulunuyor.

Muhalefetin Körfez ve Kızıldeniz'deki durumu sunma biçimi, seçmenleri etkileyecek önemli bir faktör olacaktır.

Ortadoğu'daki savaşlar ile en çok ilgilenen seçmen kitleleri az olsa bile, iki partiyi ayıran sandalye sayısı da sınırlıdır. Bu, bölgede sahadaki güç dengesine bağlı olarak, bazı seçmen kitlelerinin etkilenebileceği ve bu sandalyelerin iki parti arasındaki güç dengesini değiştirebileceği anlamına geliyor.

Herhangi bir senaryoda, soru işaretleri, bu gelişmelerin 2027'de ABD dış politikası üzerinde ne gibi bir etkisi olacağına bağlı olmayı sürdürüyor.

 Cumhuriyetçiler, yönetimin son dakikada geniş çaplı bir hamlede bulunması sayesinde çoğunluklarını korurlarsa, Başkan Trump görevde kalacaktır ve seçimden sonra İran konusunda bir karar vermek zorunda kalacaktır.

Demokratlar bir veya her iki kanadın kontrolünü ele geçirirse, bunun ABD dış politikası ve ulusal güvenliği üzerinde önemli bir etkisi olacaktır. Cumhuriyetçiler Kongre'nin her iki kanadından birinin kontrolünü kaybederse, İran rejiminin oynadığı bahis kazanmış olacaktır.

Başkan, muhalefet Temsilciler Meclisi'ni kontrol etse bile, yönetiminin bu sorunu çözmek için iki yıldan fazla zamanı olduğunu söyledi. 2019'dan bu yana değişen koşullar göz önüne alındığında, bu konu etrafında önemli bir tartışma var.

Buradaki argüman şuna dayanıyor; Trump iktidara geldiğinde ABD bürokrasisinin büyük bir bölümü Obama yönetimiyle bağlantılı muhalefet tarafından kontrol ediliyordu. Ancak bugün Trump, prensip olarak, kilit kurum ve kuruluşların başkanlarının atanmasını güvence altına aldı.

Sonuç olarak, Demokratların çoğunlukta olduğu bir Temsilciler Meclisi veya Senato'nun herhangi bir eylemi, başkanın dış politikası üzerinde aynı etkiye sahip olmayabilir.
 


ABD'nin 2025'ten bu yana İran'a yönelik politikası ve yönetimin rejime karşı yürüttüğü iki savaşın kasım ayındaki seçmen kararlarını nasıl etkileyeceği konusundaki tartışma ise üç ana nokta etrafında dönecektir.

•  Birincisi, ABD ile rejim arasındaki gerçek savaştır; bu savaş nasıl yürütüldü, kim galip geldi ve gelecekte neler olacak.

•  İkinci nokta, diplomatik girişim ve nihayetinde kimin üstünlük sağladığıyla ilgilidir.

•  Üçüncü ve son nokta, seçimden sonra rejimle olan ilişkinin geleceğiyle ilgilidir; bu konuda hangi seçenekler mevcut?

Ancak bu sonbaharda en acil soru, Cumhuriyetçilerin Kongre'nin iki kanadından birini kaybetmesi durumunda muhalefetin senaryosu ile ilgili olacaktır.

Muhalefet kazanırsa ne yapacak?

Ve bir iç siyasi zafer elde etmeden Trump yönetimini savaşı sona erdirmeye nasıl zorlayacak?

Bazı analistler, Demokratların yönetimi savaştan çekilmeye zorlamak için ellerindeki her aracı kullanacaklarını düşünüyor. Diğer bir grup analist ise muhalefetin rejimle müzakerelere katılmayı ve yeni bir İran nükleer anlaşmasının yönetimine dahil olmayı talep edeceğini öne sürüyor.

Ancak sonuç aynı kalmaya devam ediyor; Cumhuriyetçiler Kongre'nin kontrolünü elinde tutarsa, başkana önemli ölçüde siyasi hareket alanı tanıyacaklar ve bu, İran rejimi için zor bir dönem olacaktır.

Demokratlar Capitol Hill'de kazanırsa, Trump yönetimi politikalarını şiddetle savunacak, ancak Demokratlar arasında daha pragmatik olanlar dış politikada denetimi üstlenmedikçe önemli bir ilerleme kaydedemeyecektir.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe için Independent Arabia'dan çevrilmiştir.

Independent Arabia

DAHA FAZLA HABER OKU