Hâlâ üniversiteye gitmeye değer mi? Ben orada ders veriyorum ve işte gerçekler

Üniversite, benim öğrencilik yıllarıma kıyasla çok daha pahalı olabilir ve iş piyasası da daha zorlu görünüyor. Ancak yükseköğrenimi değerli kılan bazı şeyler gelirle ölçülemez

Öğrenciler, üniversitedeki zamanlarını sadece sınav sonuçlarına odaklanarak geçirmemeli (Unsplash)

Haftaya üniversiteye başlıyorum. İleri yaşta üniversiteye başlayan bir öğrenci olduğum için değil; University College London'da (UCL) kurgu dışı yazım üzerine lisansüstü dersler vermeye başlayacağım için.

Yazmayı öğretmenin avantajlarından biri de içimdeki John Keating'i, (Robin Williams'ın Ölü Ozanlar Derneği'ndeki [Dead Poets Society] karakteri) her yılın başında dışa vurabilmek. Keating öğrencilerine, "Kendi sesinizi bulmak için çaba göstermelisiniz" diyor. 

Çünkü ne kadar geç başlarsanız, onu bulma ihtimaliniz o kadar azalır.

Bu sözleri aynen tekrarlamıyorum ancak üniversitedeki zamanlarını sadece sınav sonuçlarına odaklanarak değil, aynı zamanda ufuklarını genişleterek, yaratıcılıklarını kullanarak ve anı yaşayarak geçirmeye teşvik ediyorum.

Bugünlerde öğrencilerimin çoğu, daha ziyade üniversite sonrasındaki gelecekleriyle ilgili paniğin esiri olmuş görünüyor ve onları suçlayamam. Derslerimin yer aldığı lisansüstü programın yıllık ücreti, Birleşik Krallık'tan öğrenciler için 20 bin sterlinin (yaklaşık 1,3 milyon TL) biraz altında, uluslararası öğrenciler içinse 35 bin sterlinden (yaklaşık 2,2 milyon TL) fazla. Üstelik bu tutarlara yaşam masrafları dahil değil. Öğretmeyi çok seviyorum ama bu fiyatlar göz önüne alındığında, üniversiteye gitmeye hâlâ değer mi?

1990'ların başında Manchester'da üniversiteye gidiyordum. 1989'da, Ölü Ozanlar Derneği'ni sinemada izledikten birkaç ay sonra üniversiteye başladım ve 1992'de ekonomi ve siyaset bölümünden mezun oldum. Manchester'da harika zamanlar geçirsem de (şehri o kadar çok sevdim ki mezun olduktan sonra 4 yıl daha orada kaldım) en mutlu anılarımın hiçbiri okuduğum bölümle ilgili değil.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Üniversite yıllarımı düşündüğümde aklıma konserler, gece hayatı ve özgürlük geliyor. Radiohead'i The Bends turnesi sırasında Öğrenci Birliği'nin üstündeki küçücük bir odada; Oasis'i ise Kesinlikle, Belki'nin (Definitely Maybe) çıktığı hafta Hacienda'da izledim. Üniversite yıllarımda çok şey öğrendim ama bu öğrendiklerimlerim arasında dersler adeta önemsiz bir ayrıntıydı.

Luton Sixth Form College'da A-level (İleri Düzey Eğitim Genel Sertifikası) sınavlarına girerken, evden ayrılabilmem için bu sınavları geçmem gerektiğini düşündüğümü hatırlıyorum. Oldukça muhafazakar, işçi sınıfı, Pakistan asıllı Britanyalı bir ailede büyüdüm ve bu ortamda sık sık boğulduğumu hissederdim. Üniversitede öğrendiklerimin çoğunu, ailemden ve evimden uzak kaldığım için öğrendim. Arkadaş edinmeyi (ki bu hâlâ devam eden bir süreç) ve bağımsız olmayı öğrendim. Üniversite, yalnızca ailemin oğlu olarak tanımlanmadığımda kim olduğumu keşfettiğim yerdi.

Bugün üniversiteye gitmeyi düşünen herkese, evden uzak bir yerde okumaya çalışmalarını tavsiye ederim. Ancak bu durum giderek daha nadir hâle geliyor. Birleşik Krallık (BK) Üniversite ve Yüksekokullar Kabul Servisi (UCAS) verilerine göre, BK'deki 18 yaşındaki gençler arasında bu sonbaharda üniversite ve yüksekokul programlarına kabul edilenlerin yüzde 31'i evde yaşamayı planlıyor; bu, rekor bir seviye.

Benim üniversite öğrencisi olduğum zamanlar öğrenim ücretleri yoktu. Ekonomi lisans programımın öğrenim ve yaşam masrafları, bugünün parasıyla yaklaşık 60 bin sterlin (yaklaşık 3,9 milyon TL) tutardı. Babam işsiz bir eski fabrika işçisi, annem ise ev hanımı olduğu için, bugünün fiyatlarıyla yılda yaklaşık 5 bin 400 sterlin (yaklaşık 352 bin TL) değerindeki azami bursu aldım. Yaşam masraflarımı devlet karşıladı ve borçsuz mezun oldum.

Ancak benim deneyimimi bugünün mezunlarıyla doğrudan bağlayan bir şey var: 1992'de mezun oldum ve resesyonun tam ortasına düştüm. İş aramak için çok zor bir yıldı; bu yüzden mezunlara yönelik bir iş bulamadım ve birbiri ardına geçici, vasıfsız işlerde çalıştım.

Günümüzün mezunları da benzer bir durumla karşı karşıya. 16-24 yaş grubundaki genç işsizliği, 2026'nın başlarında yüzde 16,2'ye ulaşarak 10 yıldan uzun süredir en yüksek seviyesine çıktı. Hatta bugünün öğrencileri daha kötü durumda olabilir: Mezun olduktan sonra yaptığım işler (telefon rehberi operatörlüğü ve veri girişi) büyük ölçüde ortadan kalktı ve 1990'larda yapay zekadan korkmama gerek yoktu.

Peki, 18 yaşındaki ben yine de üniversiteyi seçer miydi? Tüm o borçlardan kaçınmak ve üç yıl boyunca gerçek hayat deneyimi ve becerileri kazanmak daha mantıklı olur muydu?

Bir üniversitede ders verdiğim, başka birinin şansölyesi olduğum ve bir üçüncüsünden de fahri doktora unvanı aldığım düşünülürse, buna "evet" diyeceğim tahmin edilebilir. Neyse ki rakamlar, az bir farkla da olsa hâlâ üniversiteye gitme yönünde eğilim gösteriyor. Mali Araştırmalar Enstitüsü, eğitim masrafları ve mezunların okulda genellikle daha başarılı olma eğilimi hesaba katıldıktan sonra bile mezunların, çalışma hayatları boyunca üniversite diploması olmadan kazanacaklarından yaklaşık yüzde 20 daha fazla kazandığını tespit etti.

Bu ortalama, çok dengesiz bir tabloyu gizliyor. Bazı yaratıcı sanatlar ve dil dallarının tahmini getirisi sıfıra yakın ya da negatifken, hukuk, ekonomi ve tıp yaşam boyu çok daha yüksek getiriler sağlıyor.

Üniversite diplomasının sonraki kariyerime sağladığı somut faydaları saymakta zorlanıyorum. Hiçbir yararlı bağlantı kurmadım ve o dönemden akademik olarak çok az şey hatırlıyorum. Öyleyse üniversite zaman kaybı mıydı?

Aslına bakarsanız, hayır. Çünkü Manchester'da üniversite okudum, mezun olduktan sonra bu şehirde kalmayı tercih ettim ve sonraki yıllar, geri kalan hayatımın temellerini attı: Granada Television'daki iş tecrübem televizyon kariyerime zemin hazırladı ve Manchester Evening News için yaptığım serbest gazetecilik ise gazetecilik kariyerimi başlattı.

Üniversitenin faydaları, sadece yaşam boyu elde edilen gelirlerle ilgili kuru istatistiklerle ölçülemez. O yılları düşündüğümde aklıma gelen kelime özgürlük: öğrenme özgürlüğü, evet, ama aynı zamanda eğlenme, tuhaf giyinme, genç olmanın tadını çıkarma ve istediğim kişi olma özgürlüğü.

Bugün yine üniversiteye gider miydim? Maliyet çok daha yüksek olurdu ama Manchester ya da UCL gibi saygın bir üniversite olursa ve evden uzakta yaşayarak ufkumu genişletecek, yaratıcılığımı kullanabilecek ve sessiz bir çaresizlik içinde bir hayat sürmekten kaçınacaksam; o zaman evet, yine de gitmeye değeceğine inanıyorum. 

Belkisi yok; kesinlikle.



independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU