Gizemli Rus uydusu uzayda savaş başlatabilir mi?

Rusya'nın alçak yörüngede nükleer silah kullanması oyunun kurallarını değiştirirerek doğrudan can kaybına yol açmadan konvansiyonel askeri gerilimi tırmandırır. Moskova'nın elindeki teknoloji bunun için yeterli

Rus subaylar, kuvvetlerinin hayatta kalmasının, ABD'nin onları tespit edip vurmak için ihtiyaç duyduğu uzay tabanlı gözetleme kapasitesinin engellenmesine bağlı olduğunu giderek daha fazla savunuyor (Reuters)

İnsana bilimkurgu gibi geliyor: Gizemli bir Rus uydusu, Ukrayna ordusuna destek sağlayan ABD-Finlandiya ortak yapımı bir radar uydusuna yaklaşıyor, bu da Moskova'nın yörüngede bir saldırı düzenlemeye ve kinetik uzay savaşı çağını başlatmaya hazır olabileceğine yönelik endişeleri artırıyor.

Ancak bu hafta sonu, gökyüzünde binlerce kilometre yukarıda tam da böyle bir şey yaşanmış gibiydi. LeoLabs'ın açıklamasına göre, cuma (16 Ekim) öğleden sonra Rusya'ya ait Cosmos 2612 uydusu, ICEYE-X36 uydusundan yaklaşık 5 kilometre uzaktaydı. Bir gün önce iki uydu arasındaki mesafe 320 kilometreden fazlaydı. Uyduları takip eden Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), tehdidin son derece gerçek olduğunu belirtiyor.

Son birkaç yıldır yaşanan savaşları takip edenler için uzay kabiliyetlerinin modern çatışmaların ayrılmaz bir parçası haline gelmesi şaşırtıcı olmamalı. Uzay; istihbarat toplama, hassas navigasyon sağlama ve taktiksel iletişimin belkemiğini oluşturma açısından modern askeri operasyonların ön saflarında yer alıyor.

Bazı ülkeler rakiplerinin uzaydaki hareket özgürlüğünü kısıtlamak için adımlar attı. Çin, 2007'de ilk doğrudan yükselişli ("direct ascent": yörüngeye yerleşip manevra yapmak yerine hedefi doğrudan vurabilen, karadan fırlatılan füzeler -çn.) uydusavar (ASAT) silahını test etti. O tarihten beri jeosenkron yörüngede manevra yapabildiğini de gösterdi: Şicien-21 uydusu, hizmet dışı kalmış bir uyduyu 2022'de mezarlık yörüngesine çekmişti. Rusya ise PL-19 Nudol doğrudan yükselişli önleyici füzesini uydusavar görevlerinde defalarca test etti. Bu testler, 2021'de yıkıcı bir denemeyle (15 Kasım 2021'deki testte PL-19 Nudol, Kosmos 1408 uydusunu yok etmişti -çn.) sonuçlanmıştı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Büyük güçler arasında çıkacak bir savaşın uzay kabiliyetlerini hızla zayıflatacağı düşüncesi yeni değil. Soğuk Savaş'ta Sovyetler Birliği, acil durumlarda alçak Dünya yörüngesine yedek uydular fırlatılmasını öngören tatbikatlar yapmıştı. Yeni olan, karşı-uzay harekatlarının operasyonel açıdan yararlı bir faaliyetten, caydırıcılık istikrarıyla yakından bağlantılı, vazgeçilmez bir stratejik göreve dönüşmesi.

Bu en belirgin biçimde Rusya örneğinde görülüyor. Rus askeri stratejistleri, ülkelerinin caydırıcılık kapasitesinin, giderek büyüyen bir karşı-kuvvet (counterforce; spesifik olarak rakibin nükleer silahlarını hedef alan saldırıları tanımlayan teknik terim -çn.) tehdidiyle karşı karşıya olduğuna inanıyor. Onlara göre ABD'nin hassas güdümlü konvansiyonel saldırıları, gelişen füze savunma sistemleri ve genişleyen uzay tabanlı sensör ağı, nükleer eşik aşılmadan Rusya'nın cephaneliğinin bir kısmını imha ederek Moskova'nın seçeneklerini sınırlayabilir.

Rusya'nın buna yanıtı yalnızca daha fazla silah üretmekten ibaret değil. Hareketli füze fırlatıcılarının sayısını artırmak, uydulara tespit edecek daha fazla hedef sunmaktan başka işe yaramaz. Ayrıca rakip ülke, konvansiyonel saldırı kapasitesini Rusya'nın nükleer füze fırlatıcılarının sayısını artırabileceğinden daha düşük maliyetle genişletebilir. Bunun yerine Rus subaylar, kuvvetlerinin hayatta kalmasının, ABD'nin onları tespit edip vurmak için ihtiyaç duyduğu uzay tabanlı gözetleme kapasitesinin engellenmesine bağlı olduğunu giderek daha fazla savunuyor. Karşı-uzay operasyonları, silo tabanlı füzelerin hızla fırlatılabilmesiyle birlikte Rusya'nın nükleer planlamasında ek bir unsur olmaktan çıkıp temel bileşenlerden birine dönüşüyor.

Moskova'nın kullanabileceği çeşitli araçlar var ancak her birinin sınırları bulunuyor. Bu da geriye kaba kuvvet seçeneğini bırakıyor; yörüngeye yerleştirilmiş nükleer silahlar.

Rus analistler, radyasyon etkilerinin binlerce kilometrelik alana yayılacağı yüksek irtifada gerçekleşecek eşzamanlı patlamaları modelledi. Batılı kaynakların tahminlerine göre ortaya çıkacak hasar çok ağır olacak. Araştırma kuruluşu Rand'in çalışmasına göre, 400 kilometre irtifada meydana gelecek 110 kilotonluk tek bir patlama, alçak Dünya yörüngesindeki uyduların yaklaşık beşte birini anında tehlikeye sokabilir. Dünya'nın manyetik alanında hapsolan radyasyon ise takip eden aylarda çok sayıda başka uyduyu devre dışı bırakabilir. ABD'li yetkililer, Rusya'nın nükleer kapasiteli bir uydusavar geliştirdiğine dair Şubat 2024'te kamuoyunu uyarmıştı. İki ay sonra Rusya, uzayda nükleer silahların yasaklanmasını yeniden teyit eden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tasarısını veto etmişti.

Moskova'nın bakış açısına göre, bu mantık rahatsız edici olsa da tutarlı. Uzayda gerçekleşecek bir nükleer patlama, hiçbir lazer ya da önleyici füzenin yapamayacağı şekilde, çok sayıda uydudan oluşan bir ağı devre dışı bırakabilir. Doğrudan can kaybına yol açmayacağı için, örneğin stratejik boyutlara ulaşan büyük çaplı bir konvansiyonel saldırıya yanıt olarak tırmanma merdiveninde bir ara basamak oluşturabilir. Üstelik bu, Rusya'nın sahip olmadığı bir sanayi kapasitesini gerektirmez, halihazırda elindeki teknolojiyle gerçekleştirilebilir.

Ancak böyle bir patlama ayrım gözetmeksizin tüm tarafları etkiler. Batılı ülkelere ait uyduların yanı sıra Rusya ve Çin'in uydularının da işlevlerini yitirmesine neden olabilir ve mürettebatlı uzay araçlarını tehlikeye atabilir. Ayrıca Dış Uzay Antlaşması'nı ihlal eder. Buna rağmen misilleme kapasitesinin konvansiyonel bir savaşta giderek daha fazla tehdit altında olduğuna inanan Rusya yönetimi, bu bedelleri ödemeyi göze alabilir.

Üstelik Rusya, kararlarını ABD'nin uzaydaki konvansiyonel askeri kapasitesiyle ilişkilendirerek dünyanın büyük bölümünün gözünde diplomatik bedelleri hafifletebilir. Rusya'nın 2024'te BM Güvenlik Konseyi'ndeki tutumu bu yaklaşımı ortaya koyuyor: Moskova, yörüngeye kitle imha silahları yerleştirilmesini yasaklayan kararı yeniden teyit etmeyi amaçlayan ABD-Japonya taslağının tüm uzay silahlarını kapsayacak şekilde değiştirilmesini istemişti. Değişiklik önerisi kabul edilmeyince de taslağın orijinal halini veto etmişti.

Denklemin diğer tarafında ise ABD, yörüngeye ilk silahlarını konuşlandırdığını artık kabul etti. ABD ana karasını korumak için gelecekte kurulacak herhangi bir füze savunma kalkanı da uzay tabanlı önemli bir katman içerecek. Buradaki mesele, kinetik önleme sistemlerinin rakip bir ülkenin geniş cephaneliğindeki tüm silahları imha edip edemeyeceği değil, silo konuşlu füzeler gibi hızla fırlatılabilecek unsurlarının oluşturduğu tehdidi azaltıp azaltamayacağı.

ABD için bu durum bir tercih meselesinden ziyade zorunluluk haline gelebilir. Pentagon, Çin'in 2035'e kadar yaklaşık 1500 nükleer savaş başlığı konuşlandırabileceğini öngörüyor, bu da ABD'yi tarihinde ilk kez toplam nükleer cephanelikleri kendisininkini açıkça aşan iki nükleer güçle karşı karşıya bırakır. Çin ayrıca menzili tahminen 5 bin ila 8 bin kilometre olan DF-27 dahil yüksek hassasiyetli konvansiyonel silahlar geliştirdi. Dolayısıyla ABD artık konvansiyonel silahlarla hızlı saldırı tehdidiyle de karşı karşıya.

ABD'nin zararı sınırlama stratejisini (karşılıklı saldırı durumunda rakibin askeri kapasitesinin yeterli bir bölümünü imha ederek ülkenin göreceği hasarı sınırlama kapasitesi) sürdürebilmesi, muhtemelen ihtiyaçlarıyla mevcut kabiliyetleri arasındaki açığı uzaya bağımlı veya uzayda konuşlandırılmış konvansiyonel sistemlerle kapatmasını gerektirecek. Bu da ABD'nin genişletilmiş caydırıcılığının gelecekteki güvenilirliğinde önemli bir etken olacak.

Ortaya çıkmakta olan nükleer düzenin üçlü dinamiği, aslında tüm tarafları gözlerini gökyüzüne çevirmeye, sanayilerini de bu doğrultuda şekillendirmeye teşvik ediyor.


Dr. Sidharth Kaushal, dünyanın en eski savunma ve güvenlik düşünce kuruluşu Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü'nde (Royal United Services Institute - RUSI) kıdemli araştırma görevlisidir.

 

independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Yasin Sofuoğlu

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU