Fransa'yı nesilden nesile görülen öfke patlamalarından birine sürükleyen bu kendinden geçmiş şiddette ortaçağa özgü bir şeyler var.
Siyahlara bürünmüş maskeli çetelerin pek çok şehrin sokaklarında koşturup dükkanları yağmaladığı, polise ve itfaiyecilere saldırdığı ve evlerindeki insanları tehdit ettiği bir hafta sonunun ardından pazartesi gecesi devreye konan sokağa çıkma yasağı, bu kargaşaya bir nebze de olsa ara verilmesini sağladı.
Ancak herkesin kulaklarında hâlâ Emmanuel Macron'un sarsılmış ülkesine pazar gecesi yaptığı konuşma yankılanıyor; bu konuşmada Macron, yalnızca Beşinci Cumhuriyet'in cumhurbaşkanının dile getirebileceği derin, varoluşsal bir soru sordu:
Fransızlar bunu Fransa'ya nasıl yapabilir?
Élysée Sarayı'nın yağmalanması ve orada oturan kişinin öldürülmesi yönündeki çağrıların sosyal medyada çoktan yayıldığı göz önüne alınırsa, bu soru muhtemelen retorikti. Macron'un, savaşla harap olmuş Ortadoğu'ya yaptığı geziyle güvenli bir yere çekilmesinde acı bir ironi var.
Benim yaşadığım yer Paris'te, daha önce hiç görmediğim türden şiddet, ayaklanma, yağma ve talan içeren protestolar, eylülde bu hareketi başlatan lise öğrencilerinin eğitim finansmanıyla ilgili barışçıl yürüyüşleriyle tetiklendi. Lyon'dan Marsilya'ya kadar bölge sakinleri, hukukun üstünlüğünün benzer şekilde çöktüğüne tanık oldu.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Akıllı telefon devrinde yaşanan bu Karanlık Çağ kargaşasında ayaklanmalar Snapchat üzerinden ayarlanıp takip ediliyor, failler tarafından videoya çekilip TikTok'ta canlı yayımlanıyor ve milyonlarca beğeni ve takipçi de onları kışkırtıyor.
Fransa genelinde dolaşan videolar, yıllarca emek vererek kurdukları işyerlerini gözyaşları içinde, neye uğradığına şaşırmış halde inceleyen dükkan sahiplerini gösteriyor. Bazıları demir çubuklarla ya da sadece çıplak elleriyle yağmacıları çaresizce uzaklaştırmaya çalışsa da sayıları asla yeterli değildi.
Ulusun kolektif vicdanına şimdiden kazınmış binlerce görüntü (tasarımcı mağazaların vitrinlerini tekmeleyen vandallar, Paris sokaklarını dolduran gözyaşartıcı gaz bulutları, 143 yıllık tarihi Limoges Belediye Binası'nın saat kulesinin sivri ucunun alev topuna dönüşerek çökmesi) arasında bir video öne çıkıyor: Sarı saçlarını taçla geriye toplamış özgürlükçü bir beyaz kadın gösterilere katılsa da pahalı bir butiği yıkmak için yanından geçip giden yağmacıları ikna etmeye çalışıyor. Tek yapabildiği şey yalvarmak: "C'est pas la cause!" ("Bu davanın amacı bu değil!").
Lüks çantalar, giysiler ve hatta tuvalet kağıdıyla kaçışan maskeli genç isyancıların görüntüleri, yıllardır asayiş ve göçmenlik karşıtlığı üzerine kampanya yürüten Marine Le Pen'in aşırı sağcı Ulusal Birlik'ine altın tepside sunulan bir fırsat.
Hükümetin gayet gerçekçi bir ifadeyle "fırsatçı kanun tanımazlar" diye adlandırdığı, genellikle Paris ve diğer büyük şehirlerin banliyölerinden gelen kişilerin olaylara karıştığına şüphe yok. Ancak onlara, kendilerini açıkça Rus yanlısı ve radikal sağcı diye tanımlayan bazı genç beyaz isyancıları da içeren dağınık bir casseurs (isyancılar; Fransızca kırmak, yıkmak anlamına gelen "casser" fiilinden türeyen kelime, gösterilerde tahribat eylemlerinde bulunanlar için kullanılıyor -çn.) grubu da katıldı.
Mağdurları arasında çoğu zaman kendileri de göçmen kökenli, geçim sıkıntısı çeken küçük işletme sahipleri var. Örneğin Paris'teki Cumhuriyet Meydanı yakınlarında 10 yıldır küçük bir cep telefonu dükkanını işleten Bangladeş asıllı Fransız dükkan sahibi Hassan gibi. 70'ten fazla serseri, onu acımasızca itip bacağını yaraladıktan sonra dükkanını talan etti. Etrafta polis bulunmadığından, geçim kaynağının gözlerinin önünde parçalanmasını izlemekten başka bir şey elinden gelmedi. Gruplar, ganimet toplamak için gece boyunca dükkana tekrar tekrar geri döndü.
Artık pek çok kişi, olayları 1871 Paris Komünü'ne benzetmeye başladı. Paris'in 10. bölgesindeki belediye binasında sprey boyayla Karl Marx'ın büstünü tasvir eden bir resim yapıldı; yanına Bolşevik Devrimi'nin tarihiyle "Şehir bizim" ve "Hepsini yok edeceğiz" gibi sloganlar yazıldı. Antifa isyancıları kısa sürede binaya zorla girerek içerideki yaklaşık 200 kişiyi üst katlara çekilmeye zorladı.
Yüzlerce isyancı Cumhuriyet Meydanı bölgesinde ortalığı kasıp kavururken, orada eşi ve yenidoğan bebeğiyle yaşayan bir arkadaşım, komşusunun dükkanını yıkmamaları için onlara yalvardı. Ona "k***ak burjuva" deyip tecavüzle tehdit ettiler. Ardından yaklaşık yarım düzine kişi, ilk kapıyı kırıp ikincisinin de camlarını parçalayarak binasına girmeye çalıştı. Bebeğiyle birlikte saklandığı ikinci kattaki dairesine ulaşacaklar diye korktu.
Ertesi gün, Cumhuriyet Meydanı'ndaki tahrip edilmiş heykelin önünde olanları anlattı. Troçkist bir sosyolog, onun maruz kaldığı tecavüz tehditlerini ve yaşadığı dehşeti devrimin "tali hasarı" diyerek kestirip attı. Bu diyalog videoya çekildi ve viral oldu.
Libération'un eski savaş muhabiri ve Charlie Hebdo'da da çalışmış olan François Camé, Fransa'nın başka bir devrimin değil, "büyük ölçüde karşı devrimci" bir sürecin eşiğinde olduğunu savunuyor. Mayıs 1968, 30 Mayıs'taki devasa Gaullist gösteriyle siyasi olarak sona erdi ve ardından sağın ezici seçim zaferi geldi. Camé, "Bugünün ve yarının şiddeti, Le Pen'in zaferiyle sonuçlanacak" diye öngörüyor.
She took to the streets believing she was marching for the soul of the Republic. A hand-painted sign, a student badge, and the burning certainty that solidarity could heal any fracture. Then the iron shutters gave way. When the plate glass shattered, the chants stopped mattering. She watched people she called comrades storm into storefronts, grabbing sneakers, perfume, and electronics. She stood in the doorway, voice cracking over the sirens: “Arrêtez! This isn’t the cause! This isn’t what we’re here for!” A shove sent her backward onto the pavement. A laugh cut through the smoke: “Shut up. We’ve got urgent shopping to do.” In that single second, a lifetime of ideology collided with cold reality. She wasn’t marching with people fighting for a future. She was acting as human cover for people who just wanted to burn down the present. The sign slipped from her hands into the glass-strewn gutter. Idealism built the march. Opportunism tore it apart. When will we finally see the difference?
— Afshine Emrani MD FACC (@afshineemrani) October 18, 2026
Camé, bunun bedelini Troçkistler veya Boyun Eğmeyen Fransa'nın (LFI) rahatı yerinde radikallerinden çok, yoksul banliyölerdeki göçmenlerin ödeyeceği uyarısında bulunuyor. Üstelik bu göçmenlerin büyük çoğunluğu "sadece huzur içinde yaşamak istiyor".
Le Pen'in pek bir şey söylemesine gerek yok; yalnızca kargaşanın dışında, bütün bunların üzerindeymiş gibi görünmesi yeterli. Yorgun düşmüş hükümet düzeni yeniden sağlamaya çabalarken, görüntüler onun lehine konuşuyor.
Anket sonuçları zaten pek hayra alamet değildi. Elabe'nin son anketine göre, ilk tur senaryosunda Le Pen yaklaşık yüzde 35 oyla rakiplerinin çok önünde yer alıyor.
Kaosu, kırılan camları, yakılan binaları ve arabaları kutlayanların yaptığı çarpıcı siyasi hesap hatası da işte bu. Radikal bir değişiklik olmazsa, "Enternasyonal"i söyleyen, Komün'ü düşleyen ve barikatlar kuranların ortaya çıkmasına çanak tuttuğu devrim, Le Pen'in cumhurbaşkanlığı olacak.
Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç
© The Independent