Sık sık uğradığım kitabevinde yeni çıkanlar bölümünde kitapları incelerken dikkatimi çeken malzeme/ler bulamayınca yavaşça yan raflara kaydım. Bildiğim, okuduğum kitaplara bakıp hızlıca geçiyorum.
Yeni yazar ve kitapların merakı içerisindeyim. Kendine Ait Bir Hayat 1 kitabı gözüme ilişti. "Bu ismin yabancısı değildim, yazar Virginia Woolf'un Kendine Ait Bir Oda 2 kitabını mı gördüm acaba?" diye düşündüm.
Elime aldım, evirdim çevirdim, İngiliz yazar ve psikanalist Marion Milner'a ait bir metindi.
Milner'i o ana kadar hiç duymamıştım. Hemen teknolojinin nimetlerinden faydalanıp Google'dan arattım, yazarın Türkçede tek bir kitabı varmış, o da elimdeydi.
Milner'in ve Woolf'un kitap isimleri yüzde 99 aynı. Sadece "hayat" ve "oda" kavramları isim aynılığını bozuyor. İki yazarın kitaplarının teması da benzer: "Bireyin kendisini tanıması".
Marion Milner; mesleğinin başında Montessori eğitim yaklaşımı üzerinde çalıştı ve öğretmen olarak başladığı kariyerini, dönemin akışına paralel şekillendirmiştir.
ABD'de endüstri psikoloğu dâhil pek çok işte çalışmış, akademisyenlik, psikanalistlik, yazarlık, ressamlık yapmış bir şahsiyet çıkıyor karşımıza.
Psikanalist unvanı kaynaklarda ekseriyetle geçse bile psikanalist olmadan önce resimle ilgilenmiş.
1938'de Donald Winnicott'un bir konferansını dinlemesi, psikanalize yönelmesinde etkili olmuş. 43 yaşındayken psikanalist olarak çalışmaya başlamış.
Kendini sigaya çekmekte kritik eşik olarak gördüğüm günceler, gittikçe cazibeli hâle geliyor, dijitalleşen dünyamızda, yalnızlığı katmerleşen modern insanın en yakın arkadaşı oldu.
20'li yaşların ortalarında kendisi hakkında notlar karalamaya girişen Milner; günlüklerini, 1934 yılında Joanna Field mahlasıyla Chatto & Windus yayınları etiketiyle yayımlar.
Bu yaşam kayıtlarının tamamı; kendisinin mutluluk duyduğu anları, düşünceleri ve davranışları elekten geçirmeden dürüstçe yazma amacı güttüğü için kendini ortaya koyma içgüdüleriyle dolu.
Bu kaydın amacı ne tür deneyimlerin beni mutlu ettiğini bulmaktı.
Kendi kişilik röntgenini çekmek üzere kâğıda döktüğü yaşantılarında, ilkin bir "deney"den bahseder.
Kâğıt kalemle giriştiği, kobayı da kendisinin olduğu bilimsel olmayan bir deneydir yaptığı. Akademik kaygı yok, kendini ispat etme endişesi yok.
Deneyinde; kendisini gözlemlemek, en korkunç ve en sevimli hâliyle görmektir. Sürekli "evet" diyen, insanlar razı olsun diye her şeyi içine atan bir kişiliğe sahiptir.
Deneyinin sonucunda; kendisini hep ihmal ettiğini, sosyal hayatın taleplerine göre bir yaşam sürdüğünü görüyor.
Dünyanın en sıkıcı insanı damgası yememek için sürekli kendi özel tefekkürümden çıkmam ve yanımdakiler için bir anlam ifade edecek şekilde zihinsel coğrafyamın kimi kısımlarını ifade etmem gerekiyordu. 3
Akademisyenliğin kazandırdığı titizlikle kendisi üzerinde çalışmaya devam ederken davranışlarının ve düşüncelerinin ardındaki temel etkeni "kör düşünce" olarak kavramsallaştırır.
Peki, nedir kör düşünce?
Kısaca, kişinin kendi düşüncelerinin ve bunları şekillendiren etkenlerin farkında olmaması şeklinde açıklayabiliriz.
Bu kavram, 1955 yılında psikologlar Joseph Luft ve Harrington Ingham tarafından geliştirilen, adını kurucularının isimlerinin ilk hecelerinden alan Johari Penceresi modelindeki "Kör Alan" ile benzerlik gösterir.
Bilmeyenler için Kör Alan'ı kısaca açıklayalım: Kişinin başkaları tarafından fark edilen ancak kendisinin farkında olmadığı özelliklerini, davranışlarını ve tutumlarını kapsayan alandır.
Kör düşüncenin üzerindeki etkileri oldukça ciddidir. Kör düşünce; onun dikkatini dağıtır, onu asıl konudan uzaklaştırır, mazisindeki ikilemlere, pişmanlıklara, intikam duygusuna, insanlara zarar vermeye götürür.
Dediği yerine getirilmediğinde, hıncını almak için o insanların canını fiziksel olarak acıtmak ister. Ciddi konularla uğraşmaya eğilim gösteremeyen, çabuk dağılan Milner'in bu durumu, usta yazar Stefan Zweig'ın Marie Antoinette - Vasat Bir Kadının Portresi 4 kitabındaki başkarakter Marie Antoinette ile aynıdır.
Zweig, küçük kahramanın hazin vaziyetini şöyle tarif eder:
Zekâsı, birçoklarının uzun zamandır tahmin ettiğinden çok daha fazladır, fakat maalesef bu zekâ, 12 yaşına gelinceye kadar herhangi bir şey üzerine yoğunlaşmaya alıştırılmamıştır. Biraz tembellik ve bir hayli kolaycılık, kendisiyle ders yapmamı ayrıca güçleştirdi. 5
Yazarın değişken hayatı çelişkilerle örülü. Bir yandan çok fazla arkadaşa sahip olmak isterken diğer yandan arkadaşlarından gelen teklifleri reddediyor.
Müsait günlerini, sosyal zorunluluklarla bölmek yerine kendisi için bir şeyler yaparak geçiriyor.
"Arayış" onun hayatındaki bir diğer önemli duraktır. Notlarında "Asıl/en önemli şey nedir?" sorusu sık sık geçer. Önce okur adına cevaplar sorusunu:
Onlara göre en önemli şey olaylar, nereye gitmişsin, ne yapmışsın, neler olmuş… 6
O farklı düşünür. Ona göre hayatın asıl önemli yanları, büyük olaylarda ya da yaşananların gösterişinde değil; "rastgele anlar"da, "bir yabancıyla geçirilen zaman"da veya "kendinle baş başa olduğun anlar"dadır.
Çevresiyle ilgili çok fazla tespitleri var. Deniz kenarında gördüğü pembe deniz kabukları, kıyıya vurmuş hazinelerdir; üstü başı yırtık pırtık çocukları oynarken seyretmek müthiş birer sahne onun için.
Cinsel hayatı, gezdiği yerler, arkadaşlık ilişkileri, kalem değdirdiği konular arasında.
Yazarın hayatının derinliklerinden titizlikle çıkardığı malzemeler, bizim hayatımıza da dokunur. Milner, kitabının önsözünde benzer düşünceler paylaşıyor:
Keşiflerimde kaçınılmaz bir şahsi koşullanma olsa da içlerinden bazılarının bütün herkes için geçerli olabileceğini düşünüyorum.
Sonuç olarak; yazma, yazarın sorunlarını çözmedi, çelişkilerini gidermedi.
Fakat; onları görmesini sağladı. Yaşanılanları günü gününe hesapsızca yazmak, listeler yapmak, yazılan maddeler arasında seçimler yapmak zorlu bir iştir ki kişinin ruh hâline bağlı olarak bazıları ön plana çıkarken diğerleri ikinci planda kalabiliyor.
Yazarın gözlemlerini yazması ve günün sonunda tüm mahremiyetiyle yayımlaması, şapka çıkarılacak ölçüdedir. Marion Milner ile noktalayalım:
Kendi gerçekliğimle yüzleşebilirim… 7
Keyifli okumalar...
1. Marion Milner, Kendine Ait Bir Yaşam, çev. Aslı Biçen, Metis Yayınları, İstanbul, 2024
2. Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda, Çev.suğra öncü, iletişim yayınları, İstanbul, 2024
3. Age,s,121
4. Stefan Zweig, Marie Antoinette,çev.Tevfik Turan,Can Yayınları,İstanbul,2019
5. Age,s,23
6. Age.s.40
7. Age.s.42
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish