Dünyayı kurtarmak için gereken her şeye sahipken bunu neden yapmıyoruz?

İklim krizi, siyasi bölünmüşlük ve servetin belirli ellerde toplanması, kurduğumuz sistemlerin zayıflıklarını ortaya çıkarırken, insanlık belki de çözümleri kendisinin ötesinde aramalı

(Reuters)

Bundan 500 yıl sonrasını hayal edin. Tarihçiler 2026'nın dünyasını nasıl anlatacak? Şöyle bir şeyler olabilir:

Tarihteki herhangi bir medeniyetten daha fazla bilgiye erişimimiz vardı ve bunu esas olarak insanların sefaletini, kendini beğenmişliğini ve duygusal dengesizliğini paraya dönüştürebileceklerini keşfeden dazlak milyarderlerin sahip olduğu küçük, parlak dikdörtgenlerde yabancılarla tartışmak için kullandık. Sağlam bilimsel verilere sahip olsak da bunları iklim değişikliğini inkar etmek ve plastik cerrahi tekniklerini mükemmelleştirmekte kullandık.

Petrol sızıntıları, savaş, kanser, uyuşturucu bağımlılığı ve ruhsal buhranlarla bağlantılı sektörler ve krizlerden kâr sağlayan bir ekonomik sistem kurduk ama insanların ya da çevrenin sağlığını dikkate almadık. İcat ettiğimiz sosyal medya, kısa süre içinde bizi kendisine bağımlı hale getirdi, gözetledi, radikalleştirdi, dikkat süremizi mahvetti ve gençler arasındaki yeme bozukluklarının da aralarında olduğu çeşitli zararlara katkıda bulundu.

Milyonlarca insan, çoğunlukla erkeklerin yönettiği az sayıdaki partinin egemen olduğu seçimlerde oy kullanmak üzere birkaç yılda bir okul salonlarında toplandı. Akabinde seçmenler sonraki yılları siyaseti görmezden gelerek, reality TV programları izleyerek ve erkek podcast sunucularının, kadın haklarının medeniyeti mahvedip mahvetmediğini ve protein takviyelerini tartışmasını dinleyerek geçirdi.

Ayrıca kendi varlığımızı sürdürebilmemiz için gerekli çevre koşullarını sürdürüp sürdürmememiz gerektiğini bilfiil tartışan tek tür biz olduk. Atmosfer, ormanlar ve okyanuslar gibi şeylerin sağlığının güvence altına alınması, onlarsız hayatta kalamayacak bir tür için bariz bir öncelik olmalıydı. Fakat hayır. Çevre tartışmaları o kadar sıkıcı bir hal aldı ki nihayetinde çevreciler bile çevreden bıktı.

Atomu parçaladık, genetik kodu çözdük ve pahalı metal cisimleri uzaya fırlattık. Ancak gezegeni ve kendimizi hayatta tutup tutmamamız gerektiği meselesine gelince insanlar tuhaf bir biçimde kararsızlığını koruyor. Hayatta kalmak gibi basit bir meseleyi, bitmek bilmeyen bir tartışmaya dönüştürdük.

Ekonomilerimizi yönetme biçimimizde, yasalarımızı hazırlama şeklimizde veya toplumlarımızı yönetme tarzımızda kaçınılmaz olan hiçbir şey yok. Bu sistemlerin varlığı bizden bağımsız değil, biz istediğimiz için varlar. Bunlar insan yapımı...

Doğa yasalarından farklı olarak; ekonomi, hukuk ve siyaset gibi insan yapımı sistemler inşa edilir ve genellikle küçük bir grup insanın çıkarına olacak şekilde yapılandırılır. Yerçekimi herkes için geçerliyken vergi boşluklarının herkese yaramamasının nedeni de budur.

Amma velakin dünyanın bu şekilde işlemesi gerekmiyor. Onu biz böyle yaptık. Ve bu da farklı bir şekilde işlemesini sağlayabileceğimiz anlamına geliyor. Ne yazık ki dünyayı düzeltme konusunda insanlara güvenilemez. Öyleyse belki de kılavuzu kendimizde aramaktan vazgeçmenin zamanı gelmiştir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Penguenleri düşünün. Kışın imparator penguenler kümelenir ve sürekli yer değiştirir ki kimse dışarıda kalıp donmasın. Hayatta kalmak zorlukları paylaşmaya bağlıdır; böylece hiç kimse bunlara tek başına katlanmak zorunda kalmaz. Ya da kuzgunların diğer bireyleri tanıyabilmesi ve daha önceki etkileşimlerine dayanarak davranışlarını değiştirebilmesi (ki buna güvenmemeyi öğrendikleri bireylerden kaçınmaları da dahil) gerçeğini düşünün. Buradan çıkarılacak ders şudur: Hilede ısrar edenler toplum tarafından ödüllendirilmez. Ve kesinlikle başkan olamazlar.

Üçüncü olarak balarılarından bahsetmek istiyorum. Yeni bir yuvaya ihtiyaç duyduklarında, keşif arıları sahayı inceler ve konum seçeneklerini iletmek üzere salınım dansı yapar. Ardından koloni, nereye taşınacağı konusunda çarpıcı derecede etkili bir kolektif karar verir. Demek istediğim şu: Onların sağlıklı demokrasisi, açık katılımı ve kanıta dayalı karar almayı ödüllendirir. Bilgiyi kontrol eden tek bir milyarder arı yoktur.

Dördüncüsü, ormanları düşünün. Ormanlar; ağaçlar, bitkiler, mantarlar, mikroplar ve diğer organizmalar arasındaki karmaşık karşılıklı bağımlılık ağları sayesinde gelişir. Hiçbir ağaç tek başına yaşayamaz. Bir ekosistemin bir parçası çok fazla kaynak tükettiğinde sistemin tamamı zayıflar. Ormanda oligarşi yoktur.

Son olarak filleri düşünün. Filler anaerkil sürülerde yaşar ve genellikle yaşlı dişiler onlarca yılda biriken bilgilerini kullanarak bu gruplara rehberlik eder. Filler yavrularla toplu olarak ilgilenir ve sürüler savunmasız üyelerini korur. Başarı hakimiyet kurmakta değil, empati ve başkalarını korumakta yatar. Belki de kadınların toplumlara liderlik etmesinin aslında o kadar da radikal bir fikir olmadığı dersi de çıkarılabilir.

Son birkaç yıl bu yanılsamayı ortadan kaldırdı. İktidar kısıtlama, hesap verebilirlik veya vicdan olmadan hareket ettiğinde nelere yol açtığını görüyoruz. Günümüzde ortaya çıkan güçler (istismarcı olduğu iddia edilenleri koruyan, çocukları hapse atan, hastaneleri bombalayan, ormanları yok eden ve savaştan kâr edenler) bu sistemlerin semptomlarıdır. Bunlar, bizim uyum sağladığımız sistemlerdir.

Bildiğimiz dünya parçalanıyor. Yeni bir şey şekilleniyor. Soru şu: Onun neye dönüşmesine izin vereceğiz? Birçoğumuz bu duruma kayıtsızız. Özgürlüklerin yavaş yavaş elimizden alınmasına izin veriyoruz. Gerçeğin çarpıtıldığını görüyoruz. Servet, bilgi ve gücün giderek daha az sayıda kişinin elinde toplandığını izliyoruz.

Birçoğumuz, başkaları acı çekerken öylece durup kendimizi en tehlikeli cümleyle teselli ediyoruz: "En azından bu benim başıma gelmiyor." Birçoğumuz makineler ve ekranlar aracılığıyla yaşarken, gerçek dünya artık ait olduğumuz bir yerden ziyade, başımızdan geçen bir şey haline geliyor. Birçoğumuz kendisinden bir parça kaybediyor: Cesaretimizi, empatimizi, toplumumuzu yitiriyoruz.

Çok basit bir şeyi unuttuk. Bu dünyaya ortağız. Hiçbir tür tek başına hayatta kalamaz. Bir türün en büyük gücü tekillik veya egemenlik değildir, çeşitlilik ve işbirliği yapabilme yeteneğidir.

Bu dünyadaki rolünüzü hatırlayın. Siz bir seyirci değilsiniz. Bir katılımcısınız. Cesur insanlar her gün mücadele ediyor ve bunun kaçınılmaz olduğunu kabullenmeyi reddediyor. Ellerinden daha iyisinin gelmeyeceğini kabullenmeyi reddediyorlar. Çocuklarımıza böyle bir dünya bırakacağımızı kabullenmeyi reddediyorlar. Ön saflarda durup merak ediyorlar: Herkes hangi cehennemde? Penguenlere daha çok benzememiz gerekiyor. Hiç kimseyi soğukta bırakmayız.

Kuzgunlara daha çok benzememiz gerekiyor. Kötü davranışları ödüllendirmeyiz. Balarılarına daha çok benzememiz gerekiyor. Kolektif zeka inşa ederiz. Ormanlara daha çok benzememiz gerekiyor. İktidarı denetim altında tutarız. Fillere daha çok benzememiz gerekiyor. Bize empati rehberlik eder.

Dünyanın mevcut halinde kalması gerekmiyor. Onu bu hale biz getirdik. Bunu tolere ediyoruz. Onaylıyoruz.

Ve artık dünyayı bu durumdan kurtarmalıyız.

Avustralya Nişanı sahibi olan Natalie Kyriacou bir çevrecidir, bir yardım kuruluşunun direktörüdür ve Nature's Last Dance: Tales of Wonder in an Age of Extinction (Doğanın Son Dansı: Yokoluş Çağındaki Harika Hikayeler) kitabının yazarıdır
 

independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Eren Umurbilir

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU