Hindistan'ın Gazze savaşı karşısındaki tutumu, Yeni Delhi'nin dış politikasındaki dönüşümü ortaya koyuyor. Bir tarafta BRICS ve Birleşmiş Milletler gibi çok taraflı platformlarda Filistinlilerin haklarına, iki devletli çözüme ve insani yardıma vurgu yapan bir Hindistan var.
Diğer tarafta İsrail ile savunma sanayii ilişkilerini derinleştiren, ortak üretim yapan ve savaşın devam ettiği dönemde İsrail'e askeri malzeme ulaştırdığı bilinen bir Hindistan bulunuyor.
Bu farklılık, eylül ayında Yeni Delhi'de düzenlenen BRICS zirvesinde daha görünür hale geldi. Zirvede kabul edilen 45 sayfalık Yeni Delhi Bildirisi'nin Gazze'ye ilişkin bölümlerinde açlığın savaş yöntemi olarak kullanılmasına karşı çıkıldı. Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi reddedildi. Uluslararası Adalet Divanı'nın İsrail hakkında aldığı geçici tedbirlere atıf yapıldı.
Filistin yönetimi bildiriyi memnuniyetle karşıladı. Ramallah'ın verdiği mesajda, diplomatik ifadelerin somut adımlarla desteklenmesi gerektiği de vurgulandı.
Peki aynı dönemde Hindistan'ın İsrail ile ilişkileri hangi yönde ilerliyordu?
Başbakan Narendra Modi, İsrail parlamentosu Knesset'te yaptığı konuşmada Hindistan'ın İsrail'in yanında durduğunu ifade etti. Kudüs'te İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile yapılan görüşmelerin ardından iki ülke arasındaki ilişki “Özel Stratejik Ortaklık” seviyesine çıkarıldı. Savunma alanında ortak geliştirme, ortak üretim ve teknoloji transferi öne çıktı.
Asıl değişim savunma sanayiinde görülüyor.
Hindistan, İsrail'den füze, insansız hava aracı, radar ve hava savunma sistemleri satın alıyor. Bu teknolojilerin bir bölümünü kendi topraklarında üretmeye de başladı. Barak 8, Heron, Searcher, SPYDER, Spike ve Phalcon sistemleri Hindistan'ın askeri envanterinde yer alıyor.
Yeni Delhi, İsrail şirketleriyle ortak üretim kapasitesini de genişletiyor. Böylece ilişki, hazır silah satın alan bir müşteri ile tedarikçi arasındaki bağın ötesine geçiyor. Ortak üretim ve tedarik zinciri bağlantıları güçleniyor.
Gazze savaşı sonrasında Hindistan'dan İsrail'e yapılan askeri malzeme sevkiyatları ise ilişkinin en tartışmalı alanını oluşturuyor.
Uluslararası Af Örgütü'nün 2026 tarihli araştırmasına göre, 7 Ekim 2023 ile 30 Kasım 2025 arasında Hindistan'dan İsrail'e çok sayıda silah, silah bileşeni ve mühimmat gönderildi. Munitions India ve Advanced Weapons and Equipment India gibi devlet şirketlerinin de bu tedarik zincirinde yer aldığı kaydedildi.
Bu veriler konusunda Hindistan tarafının itirazları bulunuyor.
Dışişleri Bakanlığı, ülkenin stratejik ticaret kontrolleri konusunda sağlam bir hukuki ve idari çerçeveye sahip olduğunu açıkladı. Savunma Bakanlığı tarafından desteklenen Manohar Parrikar Savunma Çalışmaları ve Analizleri Enstitüsü ise Hindistan'ın İsrail'in başlıca ağır silah tedarikçileri arasında bulunmadığını savundu. Enstitü, sevkiyatların önemli bölümünün savaş öncesinde imzalanmış sözleşmelere dayandığını belirtti.
Sorunun bir başka boyutu ise şeffaflık.
Hindistan'ın SCOMET sistemi üzerinden verdiği ihracat lisansları ve son kullanım taahhütleri kamuoyuna açık değil. Bu durum, Hindistan'dan İsrail savunma şirketlerine gönderilen belirli parçaların hangi sistemlerde kullanıldığını ve hangi son kullanıcıya ulaştığını bağımsız biçimde denetlemeyi zorlaştırıyor.
Belirsizlik burada ortaya çıkıyor.
Yeni Delhi, Filistin konusunda diplomatik bir dil kullanıyor. Aynı dönemde İsrail ile savunma sanayii ilişkilerini sürdürüyor. Askeri ihracat ve ortak üretim faaliyetleri de bu ilişkinin önemli parçaları arasında yer alıyor.
Peki Hindistan neden bu iki çizgiyi aynı anda sürdürüyor?
İfade edilenleri aktaralım.
İlk neden Çin ve Pakistan karşısındaki güvenlik ihtiyaçları olarak söyleniyor. İsrail'den alınan ve ortak üretilen sistemler, Hindistan'ın hava savunmasından sınır gözetlemesine kadar geniş bir askeri kapasitenin parçası haline gelmiş durumda.
İkinci neden, Başbakan Modi döneminde güçlenen “Hindistan'da Üret” yaklaşımı. İsrail ile ortak üretim, yabancı teknolojinin Hindistan'a taşınmasını ve yerli savunma sanayiinin büyümesini destekliyor.
Üçüncü neden ise Hindistan'ın Arap dünyasıyla ilişkileri. Körfez ülkeleri, Hindistan'ın enerji güvenliği ve milyonlarca Hintlinin istihdamı açısından büyük önem taşıyor.
Asıl değişim ise ilişkinin karşılıklı bağımlılık üreten bir yapıya dönüşmesi.
Hindistan İsrail savunma teknolojilerine erişim sağlıyor. İsrail de genişleyen Hint pazarından, üretim kapasitesinden ve ortak Ar Ge imkanlarından yararlanıyor.
Bu yapı, Gazze savaşı sonrasında ortaya çıkan diplomatik baskının iki ülke arasındaki savunma bağlarını kısa sürede koparmasını zorlaştırıyor. Ekonomik ve askeri bağlantılar birbirini destekliyor.
Peki bu durum bir çelişki mi?
Yeni Delhi'nin politikasını, farklı çıkar alanlarını aynı anda yönetme çabası olarak okumak mümkün. Hindistan Filistin konusunda Arap ve Küresel Güney kamuoyuna hitap eden diplomatik bir dil kullanıyor. İsrail ile ilişkilerinde ise savunma teknolojisi, askeri modernizasyon ve stratejik ortaklık öne çıkıyor.
Asıl soru, bu iki çizginin ne kadar süre birlikte yürütülebileceğidir.
Hindistan'ın Filistin konusunda daha açık bir diplomatik tutum benimsemesi, İsrail ile savunma ilişkilerini otomatik olarak sona erdirmiyor. Ancak savaş sürerken askeri ihracat ve ortak üretimin devam etmesi, Yeni Delhi'nin BRICS ve Birleşmiş Milletler platformlarında verdiği mesajların inandırıcılığı konusunda yeni sorular ortaya çıkarıyor.
Hindistan'ın önündeki mesele basit bir İsrail ya da Filistin tercihi değil. Asıl mesele, stratejik özerklik iddiasını savunma ihtiyaçları, ekonomik çıkarlar, Arap dünyasıyla ilişkiler ve uluslararası hukukla nasıl dengeleyeceğidir.
Yeni Delhi'nin kullandığı iki dil arasındaki mesafe, önümüzdeki dönemde Hindistan dış politikasının karşı karşıya kalacağı sorunlardan biri olacaktır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish