Hangisi daha güçlü: Suudi Arabistan mı yoksa İran mı?

Abdurrahman Raşid yazdı: "Suudi Arabistan neden İran'la büyük bir savaş istemiyor? Bence sebep açık. Barış ve uzlaşı Riyad'ın çıkarınadır, çünkü önemli ekonomik varlıklar ve altyapı inşa etti. Zorunda kalmadıkça savaşa girmeyecektir"

Fotoğraf: Reuters

Mevcut savaşın ortasında, sık sık şu soru gündeme geliyor:

Daha az mali kaynağa sahip ve yaptırımlar altında olan İran, Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerinden neden daha fazla savaşma gücüne sahip?

Bunun altında yatan başka bir şey var mı?

İran'ın bir "üstünlük" modeli olduğu çıkarımı, sadece İsrail'e değil, bölgedeki ülkelerin yarısından fazlasına karşı kazandığı askeri "zaferler" nedeniyle yıllardır dile getiriliyor

Bu kısmen doğru; o tehlikeli bir bölgesel güç. Son otuz yılda, Akdeniz ve Kızıldeniz sınırlarına kadar uzanan nüfuzu ve milislerinin Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen üzerindeki hakimiyeti, tarihsel olarak Nasırcı Mısır ve Saddam Hüseyin'in Baasçı Irakı'nın güçlerinin zirvesindeyken bile sahip oldukları nüfuzu aşan bölgesel bir saldırı gücü olduğunu gösterdi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Suudi Arabistan ve İran, her ikisi de büyük petrol üreticisi ülkeler, ancak güçlerini inşa etmek için farklı yollar seçtiler. Her ülkenin başarıya dair vizyonu farklı. Suudi Arabistan öncelikle güçlü bir ekonomi ve devlete yatırım yaparken, İran esas olarak askeri güce ve dış nüfuza yatırım yaptı.

Suudi Arabistan üstün bir ekonomi, gelişmiş altyapı, modern şehirler ve küresel yatırımları gücün kaynağı olarak görüyor. İran ise füzelerden, insansız hava araçları ve nükleer programa kadar askeri alanı tek başarı ve güç kaynağı olarak görüyor.

Ayrıca on binlerce Afgan, Iraklı, Lübnanlı ve Yemenliyi seferber edip devasa bir orduya katarak, eğitti, finanse etti ve stratejisine hizmet etmesi, iddialı genişlemesi için savaşması amacıyla yönlendirdi.

Suudi Arabistan Yemenlileri ağırlayıp ekonomik olarak ve geçim kaynakları açısından desteklerken, İran on binlerce yoksul Yemenliyi kendi adına savaşmaları için kullanıyor; tıpkı Zeynebiyyun, Fatimiyyun, Hizbullah, Asaib Ehlil Hak ve bölgedeki diğer milis gruplar ile Afrika'daki müttefikleriyle yaptığı gibi. İran, bu insanların içinde bulunduğu vahim insani koşullardan faydalanarak onları askeri amaçlarla seferber etti.

Buna karşılık, Suudi Arabistan, ailelerini geçindirmek, gelirlerini artırmak ve kalkınmasına katılmak için bu tür ülkelerden gelen 10 milyondan fazla insana ev sahipliği yaptı.

Yine Suudi Arabistan, bölgelerini ve şehirlerini birbirine bağlayan devasa demiryolu ve metro ağları inşa ederken, İran, bölgeyi hedef alan silahlarını depolamak için tüneller kazıyıp inşa ediyor ve dağları yarıyor. Suudi Arabistan, son olarak bu hafta tanıttığı elektrikli otomobili "Ceer" gibi ürünleriyle övünürken, İran yakın zamanda gururla, savaş dronlarını taşımak ve fırlatmak için bir platforma dönüştürülmüş ticari bir gemi olan "Şehid Bakiri" adlı yeni bir askeri dron taşıyıcı gemisini duyurdu.

Suudi Arabistan devasa bir ekonomik güçken, İran büyük bir saldırı gücüdür. Bu, Suudi Arabistan'ın savunma gücünün zayıf olduğu anlamına gelmiyor, zira üstün bir hava kuvvetlerine sahip, ancak bu güçlerini agresif bir siyasi projeye dönüştürmedi.

Suudi Arabistan'ın dış projeleri ekonomiktir, İran'ın projeleri ise askeridir; 40 yıldan fazla bir süre boyunca halkı yoksulluk ve değer kaybeden para birimi sebebiyle sıkıntı çekerken, Lübnan'daki Hizbullah'a milyarlarca dolar harcadı. Nitekim şimdi para birimi dolar karşısında 2 milyon toman seviyesine kadar düştü.

Son yıllarda Riyad'daki tartışmalar ve çabalar, petrol sonrası dönem için ekonomimizi nasıl kurtaracağımız ve alternatiflerin planlanması üzerine yoğunlaştı. Suudi Arabistan'ın 2015'ten beri attığı adımların, savaş nedeniyle halihazırda petrol gelirlerinde yaşanan çöküşten kurtulmasını sağlayan şey olduğuna şüphe yok.

İran'a gelince, soru ve düşünce 1990'lardakiyle aynı: Nasıl daha büyük bir güç inşa edebiliriz ve bölgedeki nüfuzumuzu daha da genişletebiliriz, ülkenin tüm kaynaklarını yalnızca savaşa ayırabiliriz?

Gerçek şu ki, İran modeli bölge için yeni değil; bu, Saddam Hüseyin'in başlattığı modelin bir tekrarıdır. Tahran rejimini askeri projeyi temel taş haline getirmeye, askeri gücün devlete hizmet etmesi yerine, devletin tüm kapasitesini onun hizmetine vermeye teşvik eden de bu olmuştur.

Saddam bir füze gücü oluşturmayı ve 1 milyon kişilik bir ordu geliştirmeyi başardı, 8 yıl boyunca İran'la şiddetli bir şekilde savaştı, Suriye'yi tehdit etti, Kuveyt'i işgal etti ve Suudi Arabistan'ı tehdit etti, ancak Kuveyt'in işgalden kurtarılmasından sonra gücü yerle bir edildi.

Suudi Arabistan'ın kendisi de savunmaya en çok harcama yapan ülkeler arasında; ancak bu harcamanın amacı genişleme, işgal veya kendini aşırı güçlü hissetmek değil, aksine bu, ekonomiyi, altyapıyı ve şehirleri korumayı amaçlayan daha geniş bir ulusal projenin parçasıdır.

İran'ın açıkladığı askeri harcamalarsa önemli ölçüde daha düşük görünebilir, ancak rakamlar İran'daki düşük üretim maliyetleri ve ücretleri, Devrim Muhafızları Ordusu’nun çoklu finansman kanalları, vekil güçlerin finansmanı ve bütçe şeffaflığının olmaması nedeniyle yanıltıcı. İran gelirlerinin çoğunu savaş makinesine harcıyor ve diğer sektörleri ihmal ediyor.
 


Gerçek, iki komşu ülke arasındaki bütçe farkında değil, kaynakların nasıl harcandığında yatıyor. Suudi Arabistan kaynaklarını turizm, madencilik, enerji, sanayi, teknoloji, spor ve havacılığa ayırırken, İran'ın kaynaklarının daha büyük bir kısmı Devrim Muhafızları'na, uranyum zenginleştirmeye, füzelere, insansız hava araçlarına ve sınırları dışında faaliyet gösteren silahlı örgütlere gidiyor.

Saldırı gücü olarak değil, bir devlet olarak kimin daha güçlü olduğunu anlamak zor değil. Suudi Arabistan'ın faaliyetlerinin çoğu, Riyad Havacılık, Kızıldeniz Projesi, Diriye, Qiddiya ve el-Ula gibi yeni şirketler ve projeler kurmanın yanı sıra madencilik, yenilenebilir enerji, hidrojen ve teknoloji sektörlerinde genişlemeye odaklanmıştır.

Buna karşılık, İran'ın harcamaları öncelikle nükleer programını geliştirmeye odaklanmıştır; bu, ülkenin tarihinde en fazla harcama yaptığı en büyük proje, ama Haziran 2025'te imha edildi.

Hem şimdi hem de gelecekte gücün ve gerçek başarının gerçek anlamını yanlış tanımamalıyız. Sadece saldırgan bir askeri devlet projesini benimseyen tüm ülkeler zayıflamış veya yok olmuştur. Bugün İran bunun çarpıcı bir örneği, ondan önce de Küba böyleydi. Bir de Kuzey Kore var; güçlü bir askeri güç, ancak aynı zamanda bölgesinin en yoksul ve en harap olmuş ülkelerinden biri.

İran, Irak ve Yemen'deki savaşların, Suudi Arabistan açısından, bölgedeki gerilim ve çatışmaları sona erdirecek bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, savunma gücüne daha fazla odaklanmasını gerektirdiğine şüphe yok.

Son soru şu: Suudi Arabistan neden İran'la büyük bir savaş istemiyor? Bence sebep açık. Barış ve uzlaşı Riyad'ın çıkarınadır, çünkü önemli ekonomik varlıklar ve altyapı inşa etti. Zorunda kalmadıkça savaşa girmeyecektir. Öte yandan İran'ın kaybedecek hiçbir şeyi yok; askeri varlıkları iyi korunmuş ve yer altında gizlenmiş durumda.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

DAHA FAZLA HABER OKU