Kandil hangi mesajı vermeye çalışıyor?

Cem Tekel Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: X

Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi sürecinin yeni bir aşamaya girdiği şu günlerde Kandil'den gelen sinyaller akla iki önemli soruyu getiriyor:

PKK yöneticileri silah bırakmaya gerçekten kararlı mı?

Öcalan düşünüldüğü kadar örgüte hâkim mi?

Bu iki sorunun cevabı sürecin sağ salim limana yanaşması için çok önemli.

Önce Kandil cephesinden gelen ve Türkiye'de tepkilere neden olan açıklamalara bakalım.

HSM üyesi Murat Karayılan (5 Eylül 2026):

Yeni sürecin yürütülmesinde en önemli konu, Önder Apo'nun fiziki özgürlüğü konusudur. Özgür olmalı ve bu süreci bizzat kendisi yönetmelidir. Eğer bu gerçekleşmezse, süreç de başarıya ulaşamaz.


KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu (8 Eylül 2026):

Yönetim ve önemli sayıda kadromuz yasanın içinde değil. Bu gerçekten bir sorundur. Önderliğin özgürlüğü ile tamamlanmayan bir süreç sonuçlanamaz. Bunu herkesin bilmesi lazım.


KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık (18 Eylül 2026):

Çıkarılan yasa bizim taleplerimize uygun değildir. Türk devleti bu yasayı bizim taleplerimize göre değil daha çok kendi çıkarlarına göre çıkarmıştır.
 

Önder Apo süreçte önemli bir görev üstleniyor. Ona, hareket adına devletle iletişim kurması ve ilişki yürütmesi için görev verdik, kendi başına adım atmıyor.
 

Eğer Önder Apo özgürleşmezse silah bırakmayız ve Türkiye'ye gitmeyiz. Silah bıraktığımız takdirde siyasi faaliyet yürütme hakkımızın olması gerekir. Aynı zamanda yasaların değiştirilmesi gerekir.
 

Eğer süreç başarıya ulaşmazsa, büyük bir savaşa da hazırız. Halkımızın amaçlarını gerçekleştirmediğimiz sürece mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.


Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi üyesi Duran Kalkan (22 Eylül 2026):

Süreci Önder Apo yürütüyor. Yasa, Önder Apo'yu kapsamına almadı. 800 PKK yöneticisi-kadrosunu kapsamına almadı. Bunu kendileri belirtiyorlar. Bu 800 kişi kim ise, henüz biz kimliklerini bilemiyoruz.
 

Sanki yasa uygulanmak için değil de uygulanmamak için çıkartılmış gibi.


Kandil ne demeye çalışıyor?

Kandil'den art arda gelen açıklamalar iki önemli konu üzerine odaklanıyor:


1- "Abdullah Öcalan fiziki olarak özgür olmalı."

Süreci kendisi bizzat yönetmeli.

Konuşmaların tamamında buna vurgu var.

Abdullah Öcalan'a İmralı Adası'nda yapıldığı öne sürülen binanın PKK açısından bir önem taşımadığı ortada.

Silah bırakılacaksa bunu örgüte ancak Öcalan'ın yaptırabileceğinin altını çiziyorlar.

Peki, "Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu"nda verilen görev?

Henüz bir tepki gelmedi.


2- "PKK'nın üst düzey yöneticileri ve suça bulaşan örgüt üyeleri sürecin dışında bırakılmamalı."

Yasa kapsamına alınmadıklarına göre o yöneticiler için yasal süreç nasıl işleyecek?

Kırmızı bülten devam edecek mi?

Herhangi bir ülkede yakalandıklarında Türkiye'ye iade edilme durumları olacak mı?

Kandil'dekilerin cevabını aradıkları sorulardan biri de güvenlikleri.

Yıllarca örgütün en üst yapısında çalıştıktan sonra güvenlikleri nasıl sağlanacak?

Ve elbette Türkiye'ye dönemeyeceklerse nereye gidecekler?

Kesin bilgi yok ama kimi iddialar var:

1- Bir grup yönetici Kuzey Irak'ta yaşayacak.
2- Bazılarının Avrupa ülkelerine gitmesine izin verilecek.
3- Bir bölümü olası bir İran kalkışması için PJAK adıyla silahlı mücadeleye devam edecek.

Son seçeneği destekleyecek bir açıklama yine Cemil Bayık'tan geldi:

Kandil, Kürtlerin kalesidir. Biz Kandil halkını hiç kimseye teslim etmeyiz; kendilerini savunmaları gerekir. Kandil'i savunmak bütün Kürtlerin görevidir.


Kandil'in aklında tam olarak ne var?

Seçeneklerden biri PKK işgali altındaki 300 köyle birlikte Kandil bölgesinin de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ne teslimiydi.

PKK'nın çıkmasıyla bu çok ama çok kritik bölgeye, başka güçlerin eline geçmemesi için peşmerge yerleşecekti.

Ama görülüyor, bu seçenek şu an için PKK'nın aklında yok.

Peki Kandil bırakılmadan, PKK tam olarak silahı bırakıp kendini nasıl feshetmiş olacak?

Baştaki iki soruyu yeniden hatırlayalım.

Öcalan örgütü gerçekten tam olarak kontrol edebiliyor mu?

PKK'nın üst düzey yöneticileri silah bırakmayı ne kadar istiyor?


Sürecin dışında bırakılanların…

Üstelik bu süreci yönetmeleri beklendiğinde…

Barışı enfekte etme riskleri göz ardı edilebilir mi?

1993'ten beri yaşananlara bakıldığında bu pek mümkün görünmüyor.

PKK içinde hiç kimse doğrudan Öcalan'ın otoritesine baş kaldırmaya cesaret edemez.

Ama tarih bize PKK içinde Öcalan'a rağmen nelerin yaşanabileceğini de gösterdi.

Yazımda süreci enfekte etme ihtimali olan konulardan sadece birini anlatmaya çalıştım.

Kuşkusuz son süreç, bugüne kadar barışa en çok yaklaştığımız dönem oldu.

Silahların yakılması sembolik de olsa büyük bir anlam taşıdı.

Ama nokta daha konulmadı ve en çok dikkat edilmesi gereken döneme girmiş durumdayız.

Hatırlayın.

2009 barış süreci, otobüsün üzerine dağdan geldikleri kıyafetlerle binen PKK'lıların Türkiye'de yarattığı infial nedeniyle bozulmuştu.

2013'teki geri çekilme, PKK'nın Türkiye'deki gelişmeleri iktidar açısından bir zayıflık olarak görmesi yüzünden akamete uğramıştı.

Sinyaller…

Küçük de olsa ayrıntılar önemlidir.

Yol haritaları, öngörülemeyen…

Sadece yola koyulduktan sonra fark edilen tuzaklarla doludur.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU