Ali Hamaney'in cenaze törenini takip etmek üzere bulunduğumuz Tahran'da hem sokaktaki atmosferi hem de İran'ın geleceğine ilişkin değerlendirmeleri anlamaya çalıştık.
Bu kapsamda görüştüğümüz isimlerden biri de Tahran Üniversitesi Amerikan Çalışmaları Bölümü öğretim üyesi ve dış politika uzmanı Prof. Dr. Fuad Izadi oldu.
Uzun yıllar Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan Izadi, hem Batı'yı hem de Ortadoğu'yu yakından tanıyan isimlerden biri.
İran'ın tezlerini uluslararası kamuoyuna anlatan akademisyenler arasında öne çıkan Izadi ile savaş sonrası İran'ı, Hamaney'in tutumunu, Suriye'yi, Türkiye-İran ilişkilerini ve bölgesel gelişmeleri konuştuk.
Ali Hamaney neden sığınağa gitmedi? Cenazedeki kalabalık neyi gösteriyor?
Cenazedeki kalabalık çok önemliydi. Hamaney yalnızca siyasi bir lider değildi; aynı zamanda dini bir otoriteydi. Halk nezdinde ciddi bir karşılığı vardı. Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani'nin de açıkladığı gibi kendisine sığınağa gitmesi tavsiye edildi. Ancak halk bu şartlarda yaşarken kendisinin güvenli bir yerde olmasını kabul etmedi.
Savaş sonrası İran nasıl bir yol izleyecek?
İran savaşın ardından bir anlaşma imzaladı. Bu süreci olumlu sonuçlandırarak hem iç hem de dış sorunlarını çözmek istiyor. Ancak ABD'nin anlaşmanın bütün maddelerine uyup uymayacağı konusunda ciddi soru işaretleri var.
İran'da bu konuda 2 farklı yaklaşım bulunuyor. Bir kesim, ABD'nin enerji krizi nedeniyle şimdilik anlaşma yapacağını, zaman kazandıktan sonra yeniden çatışma sürecine döneceğini düşünüyor. Diğer kesim ise Washington'ın askeri yöntemlerle İran'daki mevcut düzeni değiştiremeyeceğini gördüğünü ve bu nedenle yeni bir savaşa girmeyeceğini savunuyor.
İranlı karar vericiler ise bu 2 yaklaşım arasında bir politika izliyor. Bir yandan askeri kapasite güçlendirilirken diğer yandan diplomasi sürdürülüyor. İran her 2 ihtimale de hazırlanıyor.
2015 Nükleer Anlaşması'ndan en büyük fark ne olacak?
Bugünkü şartlar 2015'ten farklı. En önemli fark Hürmüz Boğazı'dır. İran artık Hürmüz Boğazı'nı önemli bir baskı unsuru olarak görüyor. Önceki döneme kıyasla en büyük değişiklik bu.
İran'daki protestoları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Başlangıçta ortaya çıkan gösteriler samimi ve iyi niyetliydi. Ancak süreç daha sonra farklı bir noktaya taşındı.
Gösteriler başladığında Amerika ve İsrail bu fırsatı değerlendirdi. Olaylar silahlı kalkışmaya dönüştürüldü. İran devleti yalnızca ekonomik gerekçelerle protesto eden esnafa silahla müdahale etmeyeceği için sürecin yönü değiştirildi. Aynı dönemde Kürt gruplarla temaslar kuruldu.
ABD Hazine Bakanlığı'nın açıklamaları da İran'ın döviz kuru üzerinde ciddi müdahaleler yapıldığını gösterdi. Ekonomik sorunlar elbette vardı ancak Mossad ve CIA'in de bu süreci yönlendirdiğini düşünüyoruz.
O dönemde açıklanan ölü sayılarıyla ilgili ne söylemek istersiniz?
Ölü sayıları üzerinden ciddi manipülasyon yapıldı. 6 bin, 12 bin hatta 40 bin gibi rakamlar dile getirildi. Bunun amacı Gazze'de yaşananları gölgelemekti.
Biz hayatını kaybeden kişilerin kimliklerini tek tek açıkladık. Toplam 3 bin 17 kişinin öldüğünü duyurduk. Bunların 200'den fazlası asker ve polisti. Yaklaşık 2 bin 200 kişinin sahadaki ajanlar tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Yaklaşık 600 kişi ise yabancı unsurlarla iş birliği yapan kişilerdi.
ABD ise açıklanan listeye tek bir isim dahi ekleyemedi. 30 bin kişinin öldüğü iddialarının kaynağı olarak ABD merkezli insan hakları kuruluşları gösteriliyordu. Amerika merkezli olmaları, bu bilgilerin doğru olduğu anlamına gelmez.
Cenazede sık sık "intikam" sloganları atıldı. Bu sloganların anlamı nedir?
Bu doğrudan intikam anlamına geliyor. Trump ve Netanyahu'nun öldürülmesi gerektiği anlamına geliyor.
Cenazeye gösterilen yoğun katılım sizce neyin göstergesi?
İran'daki cenaze ve matem kültürü dünyada eşsizdir. Bu katılım, mevcut yönetim biçiminin halk tarafından desteklendiğini gösteriyor.
İran halkı geçmişte monarşiyi gördü ve onu desteklemedi. Bugünkü sistemi ise dinî ve irfani yönü nedeniyle benimsiyor. Cenazeye katılmayanlar olabilir ancak bunu dış güçleri destekledikleri şeklinde okumamak gerekir. Söz konusu vatan olduğunda İran toplumu ortak noktada buluşabiliyor.
Suriye'nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Esad yönetimi, Hamas ve Hizbullah'a destek konusunda köprü görevi gördüğü için İran tarafından destekleniyordu.
İran, Esad'ın gitmesi hâlinde Suriye'nin Batı'nın etkisi altına gireceğini öngörüyordu. Bugünkü tablo da bu kaygımızı doğruluyor. Trump'ın kısa süre önce Suriye güçlerinin Hizbullah'la savaşması gerektiğini söylemesi de bunun göstergesi.
İran, Suriye ile ilişkilerin yeniden düzelmesini ve Suriye'nin İran karşıtı bir merkeze dönüşmemesini istiyor.
Türkiye-İran ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'de NATO ve ABD'ye karşı ciddi bir tepki olduğunu düşünüyorum. Türk devleti her konuda Amerika ile aynı çizgide değil.
Recep Tayyip Erdoğan görevde olduğu sürece Türk ordusunun İran'a karşı kullanılmayacağını düşünüyoruz. Bu nedenle Türkiye'den askeri bir tehdit beklemiyoruz.
Türkiye ile İran arasındaki rekabet, sağlıklı olduğu sürece sorun değildir. Batılı ülkeler ise bu rekabetin çatışmaya dönüşmesini istiyor.
İran, Hamas'ın 7 Ekim saldırısından önceden haberdar mıydı?
İran'ın Hamas'a, Hizbullah'a ve Filistin'e verdiği destek zaten biliniyor. Kasım Süleymani'nin önceden tünelleri gördüğüne dair iddialar var. 7 Ekim sonrasında ise Hamaney ve İran bu saldırıyı destekledi.
Bölgesel güvenlik nasıl sağlanabilir?
Pakistan, Afganistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Irak, Ermenistan, Umman ve Katar ile ilişkilerimiz iyi. Suudi Arabistan'la son yıllarda önemli bir normalleşme yaşandı. Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkiler de iyileşme sürecinde.
Kuveyt, İran'ın karşısında durmak istemiyor ancak Amerika'ya da açık şekilde karşı çıkamıyor.
İran bölgede gerilimin artmasını istemiyor ve bunun için üzerine düşeni yapacaktır.
ABD ve İsrail'in İran politikaları arasında fark görüyor musunuz?
Hayır. İran söz konusu olduğunda ABD ve İsrail aynı takımda yer alıyor. Uzun vadeli hedefleri ortak. Yalnızca zaman zaman taktik farklılıkları yaşanabiliyor.
Müçteba Hamaney'in cenazeye katılmaması ve yeni lider seçilmesiyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
İsrail Savunma Bakanı, birkaç gün önce Müçteba Hamaney'i açık şekilde tehdit etti. İran'ın askeri ve istihbarat yetkilileri de güvenlik gerekçesiyle cenazeye katılmasını uygun görmedi.
Bazı yaralanmaları olduğuna dair bilgiler var ancak asıl mesele güvenliğiydi.
Müçteba Hamaney, seçildiğini başkalarından öğrendi. Eğer Ali Hamaney öldürülmemiş olsaydı onun lider olması mümkün değildi. Ancak o günün şartlarında birlik ve beraberliğin korunması açısından bu kararın önemli olduğu değerlendirildi.
© The Independentturkish
