Gerçi psikoloji literatüründe özgül fobi, belirli bir nesneye veya duruma karşı duyulan aşırı, mantıksız korkudur (örümcek, yükseklik, kan-enjeksiyon vb.) ve Yunanistan'ın fobik "Türkiye korkusu" bu açıdan ruh sağlığı literatürüne bir alt tip olarak eklenebilir ancak emin olamadım; belki de artık adına anksiyete demenin vakti de gelmiştir. Baksanıza, adamlar sırf bu korku uğruna İsrail'e göbekten bağlanıp milyarlarca avroluk savunma hattı ile Ege'de Çelik Kubbe rüyaları görüyor. Gülünç.
Bu açıdan Atina için korkunç olan durum bana biraz şenlikli görünüyor doğrusu; Geleneksel Türkiye Korkusunu Paraya Dönüştürme Şenlikleri. Yunan hükümetleri, ne zaman içeride işler tıkansa ya da kamuoyunun dikkatini dağıtmak gerekse, gardıroptan o meşhur ve hiç eskimeyen "Türk tehlikesi" pelerinini çıkarıp omuzlarına atıveriyor.
Fakat bu kez senaryoya 3 milyar avroluk yüksek teknolojili, bol ışıltılı yeni bir oyuncu dahil olmuş: İsrail imzalı "Aşil Kalkanı".
Atina yönetimi, ulusal bütçeyi İsrail savunma sanayisinin kasasına aktarırken yurttaşlarına muazzam bir mantık vaat ediyor:
Endişelenmeyin, bize bağımlı olmanın huzurunu yaşatacak teknolojiye bir servet ödedik!
Politik psikoloji literatürüne "Atina Sendromu" ya da "Türkiye Fobisi" adıyla geçmeye aday bu tavır, güvenlik ihtiyacından ziyade kronik bir korku psikolojisinin dışa vurumu. Yunan siyasi aklı, Ege'nin karmaşık dinamiklerini, Kıbrıs'ı ya da deniz yetki alanlarını oturup doğrudan muhatabıyla konuşmak yerine, çareyi bir başka üçüncü ülkenin teknolojik vesayetine sığınmakta buluyor.
Ancak ortada küçük ama oldukça sevimli bir coğrafya hatası var: İsrail'in dar ve bütünleşik çöl hatları için tasarlanmış bir hava savunma mimarisini, Ege'nin irili ufaklı yüzlerce adadan oluşan parçalı coğrafyasına getirdiğinizde, füzelerden önce kendi mantığınızı vurursunuz. Ege'nin girintili çıkıntılı sularında merkezî bir Çelik Kubbe hayali kurmak, su sızdıran bir vazoya altın kaplama cila çekmeye benziyor.
İşin daha da ironik tarafı, Türkiye'nin savunma sanayisinde dışa bağımlılığını en aza indirdiği bir dönemde, Yunanistan'ın bağımsızlığını koruma gerekçesiyle tam teşekküllü bir "teknolojik bağımlılık" satın alması. Yani Atina diyor ki:
Türkiye'ye karşı bağımsızlığımızı korumak için, yazılımından bakımına, eğitiminden modernizasyonuna kadar her şeyimizi İsrail'e emanet ediyoruz.
Müthiş bir stratejik deha, ayakta alkışlayalım lütfen. Bu stratejik dahilik psikopolitik perspektiften bakınca "bağımlılık yer değiştirme" tedavisi gerektiriyor o ayrı, ne diyelim Allah şifa versin.
Korkunun en büyük maliyeti, insanı rasyonel seçeneklerden kör etmesidir. Atina'daki karar vericiler, sürekli tırmandırılan bu Türkiye karşıtlığı sayesinde halka güvenlik değil, sadece kalıcı bir tedirginlik ve kabaran faturası olan bir silahlanma yarışı satıyorlar.
Oysa uluslararası hukukun ve diyalog masasının maliyeti, 3 milyar avroluk bir füze savunma ağından katbekat daha ucuz ve sürdürülebilirdir. Ama dedim ya, bu artık fobi değil de kronik bir anksiyetedir belki de!
Sonuç olarak, "Aşil Kalkanı" projesi Yunanistan'a aradığı o sarsılmaz güvenliği vermeyecek; aksine onu İsrail'in askerî ve siyasi yazılımlarına göbekten bağlayan bir müşteri yapacak.
Mitolojik kahraman Aşil'in topuğu neyse, Atina'nın da bu saplantılı korku psikolojisi ve dışa bağımlılığı tam olarak odur.
Ve ne yazık ki hiçbir teknoloji, bir ülkenin kendi zihnindeki hayaletlerle savaşmasını sağlayacak bir kalkan üretebilmiş değildir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish