Amerika Birleşik Devletleri'nin kurucuları, deli, kötü ya da her ikisi birden olabilecek bir kralın ortaya çıkmasını önlemeye çalıştılar. Bağımsızlık Bildirisi, III. George'a karşı hazırlanmış ayrıntılı bir suçlama metniydi; kralın temsili yönetim haklarını engellemesine, yargıya müdahale etmesine, barış döneminde sivil halkı bastırmak için orduyu kullanmasına ve elbette temsil hakkı tanımaksızın vergi almasına odaklanıyordu (Bill Clinton'ın kampanya sloganında dendiği gibi, "Mesele ekonomi, aptal" o zaman da şimdi de).
Bu metin halkın doğal haklarını otoriterliğe karşı savunan bir haklar bildirgesiyse, Anayasa da gücün keyfi kullanımını önlemek için hazırlanmış kurumsal bir çerçeveydi; denge ve denetim mekanizmalarını, bağımsız yargıyı, ifade özgürlüğünü, resmi bir dinin benimsenmesinin yasaklanmasını ve süresiz, keyfî tutuklamalara karşı habeas corpus hakkını tesis etti. Elbette ki Kurucu belgelerimiz yalnızca belirsizlikler içermekle kalmadı, aynı zamanda kölelik gibi bir asli günahı da nihayetinde yasal güvence altına aldı ve bu mesele, Amerika 250. yılına yaklaşırken ülkeyi hâlâ çalkalamaya devam ediyor.
Tarih boyunca iyi ve kötü krallar olmuştur. III. George'un "deliliği" (artık aralıklarla meydana gelen manik-depresif bozukluk nöbetleri olduğuna inanılıyor) Amerika'nın bağımsızlığını kazanmasından çok sonra ortaya çıktı. Kötülüğüne gelince, bilfiil agresif de olsa bu özellik kendi dönemindeki diğer sömürgeci hükümdarlara kıyasla olağandışı sayılmazdı. Ancak Amerikalı sömürgecilerin bağımsızlık ilan ederek meşru bir hareket sergileyip sergilemedikleri tartışması, şu soruyu da gündeme getiriyor: Bir haklar bildirgesi ve ayrıntılı bir cumhuriyet planı, III. George'a yöneltilen suçlamaların birçoğunu son aylarda önemsiz yakınmalar gibi gösteren deli ve kötü bir kralın taç giymesine nasıl oldu da izin verdi?
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Sadece iç cephede dahi Donald Trump, etkili olabilecek her türlü muhalefeti iğdiş etmeye çalışıyor. Kölelerin torunları olan Afrikalı Amerikalıların gücünü azaltmaya özellikle odaklanarak, karşıtlarını oy kullanma haklarından mahrum bırakmaya uğraşıyor. Kendisi aleyhine karar veren yargıçlara saldırıyor. Beyaz Hıristiyan milliyetçilerini Beyaz Saray'a davet etti ve yalnızca beyaz Afrikanerlere mülteci statüsü veriyor.
Yüz binlerce siyah ve kahverengi tenli insanı sınır dışı ediyor, aileleri ayırıyor ve adil yargılanma güvencesinden mahrum bırakıyor. Siyasi rakiplerinin peşine düşmek için yürütmenin kovuşturma yetkilerini kullanıyor ve muhalefeti suç haline getiriyor. Askerleri sokaklara salıyor ve barışçıl protestocuları vuruyor. İfade özgürlüğünü susturmak ve medyayı yeniden şekillendirmek için yürütme yetkilerini kullanıyor. Bildiride belirtildiği gibi, "Tüm gerçeklerin tarafsız dünyaya ilan edilmesi gerekmektedir".
Peki ne ters gitti? Söylemleri ve eylemleriyle neredeyse III. George'u bile ümit verici ve iyi gösteren deli ve kötü bir kralın eline nasıl kaldık? Anlaşılan o ki James Madison şu ifadelerinde haklıymış:
Eğer insanlar melek olsaydı hükümete gerek kalmazdı ama insanlar melek değildir. Bu yüzden asıl zorluk şudur: Önce hükümetin halkı yönetmesini sağlamalı, sonra da onu kendi kendini denetlemeye zorlamalısınız.
Sistemimiz hantallaştı, bürokrasiye boğuldu ve otoriterliğin istilasına açık hale geldi. Teknoloji, gücün keyfi kullanımını kolaylaştıran ve hızlandıran bir araca dönüştü.
Başkanlar dış politikada her zaman kayda değer ölçüde serbestti ama devasa bir bütçe verilen Savaş Bakanlığı aracılığıyla, hiçbir tartışma ya da açıklama olmaksızın derhal "öldürücülük" kullanabilme kapasitesi hiç bu kadar artmamıştı. ABD defalarca savaşa bulaşsa da "dur-kalk" çılgınlığı, dünyadaki her 13 ülkeden birini istila etmesi ya da onları bununla tehdit etmesi ve müttefiklere danışmaması ya da konsensüs oluşturmamasıyla artık yeni bir dip noktasına ulaştı. Önceki başkanların çeşitli yetkinliklere ve farklı vizyonlara sahip danışmanları vardı.
Ancak Trump'ın danışmanları ya Trump'ın kişilik kültüne tamamen kapılmış durumda ya da kariyerlerinin geleceğinin, her aklına esenin yapılmasını istediğinde onun gönlünü hoş tutmaya tamamen bağlı olduğunun çok farkında ki bu da dünya tarihinin en büyük gücünün dış politikasının tamamen yaşlı, öfkeli ve narsisist bir adamın anlık dürtülerine bağlı hale geldiği sonucunu doğurur.
İç politikadaysa Kongre seçimi bölgelerinin sınırlarının aşırı derecede partizanca yeniden çizilmesi, Kongre'deki Cumhuriyetçi çoğunluğun neredeyse her bir üyesinin Trump'a sorgusuz sadakatle belirlenmesi sonucunu doğurdu. Temsilcilerimiz seçmenlerini seçiyor ve hakiki siyasi rekabet yalnızca ön seçimlerdeki uç gruplar arasında yaşanıyor ki orada da Trump, düşmanlarını tek tek cezalandırabiliyor. Siyasi sistemimiz, başkanın politikalarına karşı belli ölçüde muhalefet gösterilmesine neredeyse her zaman izin vermiştir, bu karşı çıkış çoğu zaman zorlu seçim yarışlarındaki adaylara yardım etmeye yönelik sembolik bir gösteri olsa bile...
Ancak artık temel ölçüt mutlak kişisel sadakat olduğu için, emekliye ayrılanlar ya da sıfır tolerans anlayışına karşı çıktıkları için koltuklarını kaybedenler dışında karşıt görüş bildiren kalmadı.
Aynı ölçüde olmasa da yargı da sindirilip siyasallaştırılıyor. Yargıçlar da sadakat temelinde seçiliyor. Lakin ömür boyu görev güvencesine sahip olduklarından planlar her zaman tutmuyor. Buna rağmen, onay sürecinin manipüle edilmesi ve ideolojik sadakat testlerinin uygulanması, ideolojik olarak dengesiz bir yargının oluşmasına yol açtı ve bu durum Trump görevden ayrıldıktan sonra da sürecek muhafazakar bir eğilimi kalıcılaştırdı.
Üstelik mevcut Yüksek Mahkeme, zaman zaman Trump'ın amaçlarına karşı kararlar alsa bile, siyasette sınırsız paraya izin vererek, (ırkçı niyet kanıtlanmadıkça) partizanca seçim bölgesi düzenlemelerini kabul ederek ve ırkçılığın kalıcı izlerini görmezden gelerek ya da inkar ederek Trump yönetiminin otoriter ve etnik milliyetçi ana temellerini destekleyip cesaretlendiriyor.
Bu ateş dinecek mi? Zafer takları ve dövüş kafesleri ortadan kalkacak mı? Artık hiç kral olmayacak mı? Bunu tutkuyla diliyorum ve başlangıcının da bu kasım ayında sandıkta olmasını istiyorum.
Independent Türkçe için çeviren: Eren Umurbilir
© The Independent