NATO'nun yeni dönemi ve Türkiye'nin stratejik öncelikleri

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Independent Türkçe için yazdı

NATO Zirvesi öncesi Ankara’da hazırlıklar sürüyor / Fotoğraf: AA

Değerli Independent Türkçe okuyucuları,

NATO liderlerinin 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da bir araya gelecek olması, Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir ev sahipliği meselesi değildir. Bu zirve, aynı zamanda değişen dünya düzeninde NATO’nun nasıl bir ittifaka dönüşeceği, Avrupa güvenliğinin nasıl yeniden şekilleneceği ve Türkiye’nin bu yeni güvenlik mimarisinde nasıl bir rol üstleneceği bakımından önemli bir dönemeçtir. Gerilen transatlantik ilişkilere rağmen, zirve sonucunda güçlü bir ittifak içi dayanışma mesajının çıkması, bu zirvenin en önemli kazanımlardan biri olur.

Bugün NATO, Soğuk Savaş dönemindeki klasik savunma ittifakından çok daha karmaşık bir yapıya dönüşmüş durumdadır. Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa güvenliğini doğrudan etkilerken, Ortadoğu’da İran, İsrail, Gazze ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler enerji güvenliği ve küresel ticaret üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Buna siber güvenlik, yapay zekâ, kritik altyapılar, savunma sanayii ve tedarik zincirleri gibi yeni güvenlik başlıkları da eklenmektedir.

Bu nedenle Ankara Zirvesi’ni sadece “bir NATO toplantısı” olarak görmek eksik olur. Asıl mesele, NATO’nun yeni dönemde nasıl bir caydırıcılık anlayışı geliştireceği ve müttefikler arasındaki yük paylaşımının nasıl daha adil hâle getirileceğidir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Son dönemde “NATO 3.0” kavramı etrafında yapılan tartışmalar da tam bu noktaya işaret etmektedir. Bu ifade resmi bir NATO doktrini olmasa da ittifakın yeni dönemde nasıl bir modele evrileceğini anlatmak için kullanılmaktadır. Soğuk Savaş döneminde NATO’nun temel önceliği kolektif savunmaydı. Soğuk Savaş sonrasında ise ittifak, Balkanlar’dan Afganistan’a kadar daha geniş coğrafyalarda kriz yönetimi ve güvenlik operasyonlarına yöneldi. Bugün ise yeniden kolektif savunma, caydırıcılık ve Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi ön plana çıkmaktadır.

Ancak burada kritik bir nokta vardır. Avrupa’nın savunma alanında daha güçlü hâle gelmesi elbette önemlidir. Fakat bu güçlenme, NATO’ya alternatif bir Avrupa güvenlik yapısı olarak değil, NATO’yu tamamlayıcı bir unsur olarak düşünülmelidir. Ayrıca bu süreç yalnızca Avrupa Birliği üyeleriyle sınırlı kalmamalıdır. Türkiye, Birleşik Krallık ve Norveç gibi AB üyesi olmayan ama NATO açısından hayati önemdeki müttefiklerin dışarıda bırakıldığı bir Avrupa savunma mimarisi, hem askeri hem de siyasi açıdan eksik kalır.

Türkiye açısından bu konu özellikle önemlidir. Türkiye, NATO’nun en büyük ordularından birine sahiptir. Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar gibi kritik bölgelerin kesişim noktasında yer almaktadır. Montrö çerçevesindeki konumu, Karadeniz güvenliği bakımından benzersizdir. Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde tahıl koridoru gibi girişimlerde oynadığı rol de Türkiye’nin yalnızca askeri değil, diplomatik kapasitesini de göstermiştir.

Bu nedenle Türkiye, NATO içinde hem “coğrafi olarak önemli” bir ülke; aynı zamanda krizleri yönetebilen, diplomasi kanallarını açık tutabilen, savunma sanayii kabiliyetlerini geliştiren ve ittifaka net güvenlik katkısı üreten bir aktördür.

Ankara Zirvesi’nde öne çıkması beklenen başlıklardan biri de savunma harcamaları ve yük paylaşımı olacaktır. NATO içinde uzun süredir tartışılan konu, müttefiklerin savunmaya ne kadar kaynak ayırdığıdır. Ancak mesele sadece daha fazla para harcamak değildir. Asıl mesele, bu kaynakların hangi kabiliyetlere dönüştürüleceğidir. Hava savunması, insansız sistemler, siber güvenlik, lojistik altyapı, mühimmat üretimi ve kritik teknolojiler bu yeni dönemin öncelikli alanlarıdır.

Türkiye bu noktada önemli bir avantaja sahiptir. Son yıllarda savunma sanayiinde geliştirilen kabiliyetler, Türkiye’yi yalnızca ithalatçı bir güvenlik aktörü olmaktan çıkarıp üretici ve ihracatçı bir aktör hâline getirmiştir. İnsansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, deniz platformları ve yerli savunma teknolojileri, Türkiye’nin NATO içindeki katkısını daha görünür kılmaktadır. Ancak bunun sürdürülebilir olması için müttefikler arasında savunma sanayii alanındaki ihracat kısıtlamalarının ve teknoloji paylaşımı konusundaki siyasi engellerin olmaması gerekir.

Caydırıcılık meselesi de Ankara Zirvesi’nin temel konularından biri olacaktır. Caydırıcılık yalnızca askeri kapasiteyle sağlanmaz. Bunun yanında siyasi irade de gerekir. Bir saldırganın durdurulabilmesi için, ittifakın hem askeri olarak güçlü hem de siyasi olarak kararlı görünmesi gerekir. NATO’nun en güçlü mesajı, “birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır” ilkesinin, yani 5. Maddenin, inandırıcı biçimde korunmasıdır.

Fakat son yıllarda müttefikler arasında yaşanan görüş ayrılıkları, zaman zaman bu siyasi birlik görüntüsünü zayıflatmaktadır. ABD ile Avrupa arasındaki öncelik farkları, Ortadoğu krizleri karşısındaki farklı tutumlar, savunma harcamaları konusundaki tartışmalar ve Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceğine dair belirsizlikler, NATO’nun önümüzdeki dönemde çözmesi gereken temel sorunlardır.

Bu bakımdan Ankara Zirvesi’nin başarısı, yalnızca yeni hedeflerin açıklanmasına bağlı olmayacaktır. Daha önemlisi, müttefiklerin birbirlerine verdikleri siyasi güveni yeniden teyit etmeleridir. NATO içinde farklı görüşler her zaman olmuştur. İttifakı güçlü kılan şey, bu farklılıkların yönetilebilmesidir.

Türkiye için ise Ankara Zirvesi, kendi stratejik ağırlığını daha görünür kılma fırsatıdır. Türkiye’nin beklentileri nettir: Terörle mücadelede daha güçlü müttefik dayanışması, savunma sanayii kısıtlamalarının kaldırılması, SAFE gibi Avrupa güvenlik girişimlerinde dışlanmama, Karadeniz ve güney kanadı güvenliğinin kolektif sorumluluk olarak görülmesi ve Türkiye’nin sadece kriz bölgelerine yakın bir ülke değil, çözüm üreten bir müttefik olarak değerlendirilmesi.

Bugün Türkiye’nin önünde önemli bir diplomatik fırsat bulunmaktadır. Ankara Zirvesi, Türkiye’nin NATO içindeki konumunu yeniden anlatması için uygun bir zemindir. Türkiye, Batı ittifakı içindeki yerini korurken aynı zamanda kendi bölgesinde bağımsız diplomatik kapasitesini de sürdürebilen bir ülkedir. Bu denge, kolay değildir; fakat Türkiye’nin jeopolitik gerçekliği de bunu gerektirmektedir.

Sonuç olarak Ankara Zirvesi, NATO’nun geleceği kadar Türkiye’nin ittifak içindeki rolü açısından da önemli olacaktır. Bu zirve, NATO’nun yalnızca askeri bir ittifak değil, aynı zamanda siyasi dayanışma mekanizması olduğunu hatırlatmalıdır. NATO uluslararası bir kolektif güvenlik teşkilatıdır. Caydırıcılık, yalnızca silah sistemleriyle değil; güven, irade, dayanışma ve ortak stratejik akılla mümkün olur.

Türkiye açısından önemli bir hedef, “bölgeyi güvenli tutması beklenen ama masada yeterince söz hakkı verilmeyen” bir müttefik konumundan çıkıp, yükü de kararı da paylaşan etkili bir aktör konumuna geçmektir. Ankara Zirvesi bu bakımdan Türkiye’nin yeni güvenlik mimarisindeki yeri açısından da önemli bir dönüm noktası olabilir.

Yazımı bitirirken, bu konuyu farklı platformlarda daha geniş kitlelerle tartışma fırsatı bulduğum için de ayrıca memnuniyet duyuyorum. Görüşlerimi paylaşmama imkân tanıyan Cüneyt Özdemir’e ve TVNET ekibine, nazik davetleri için teşekkür ederim.

Ayrıca, değerli dostum ve meslektaşım Prof. Dr. Ozan Örmeci ’ye ve Uluslararası Politika Akademisi’ne görüşlerimi yayınladıkları için içten teşekkür ederim.

Son olarak, farklı mecralarda yapılan tartışmaların, Türkiye’nin dış politika, güvenlik ve ekonomi alanlarındaki stratejik önceliklerinin daha geniş kesimler tarafından değerlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum.

 

 

Kaynakça ve ilgili bağlantılar:

NATO, “Overview – 2026 NATO Summit in Ankara”
https://www.nato.int/en/news-and-events/events/2026/07/overview—2026-nato-summit-in-ankara-
Atlantic Council, “NATO Secretary General Mark Rutte on the Ankara Summit Agenda”, 25 Haziran 2026
https://www.atlanticcouncil.org/event/nato-secretary-general-mark-rutte-on-the-ankara-summit-agenda/
CSIS, Seth G. Jones ve Riley McCabe, “The NATO Ankara Summit: ‘NATO 3.0’ in Practice”, 27 Ocak 2026
https://www.csis.org/analysis/nato-ankara-summit-nato-30-practice
The Washington Institute for Near East Policy, “Middle East in Crisis, NATO in Disarray: The Stakes for the Ankara Summit”, Haziran 2026
https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/middle-east-crisis-nato-disarray-stakes-ankara-summit
Friends of Europe, “NATO’s Fragile Future Under the Spotlight: A Preview of the Upcoming Ankara Summit”, 29 Mayıs 2026
https://www.friendsofeurope.org/events/natos-fragile-future-under-the-spotlight-a-preview-of-the-upcoming-ankara-summit/
European Policy Centre, “Countdown to the NATO Summit in Ankara: Challenges, Expectations, Goals”, 2026
https://www.epc.eu/projects/countdown-to-the-nato-summit-in-ankara-challenges-expectations-goals/9
TTVNET 29 Haziran 2026’da Cüneyt Özdemir’le 19.00 Ana Haber Canlı Yayını https://youtu.be/aRAj2nARW-0?si=wM1EStLS4BH4mOoW 
Uluslararası Politika Akademisi, Ali Oğuz Diriöz, “Ankara Zirvesi ve NATO 3.0: Yük Paylaşımı, Caydırıcılık ve Türkiye’nin Öncelikleri”, 30 Haziran 2026
https://politikaakademisi.org/2026/06/30/ankara-zirvesi-ve-nato-3-0-yuk-paylasimi-caydiricilik-ve-turkiyenin-oncelikleri/

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU