Okuyun da ağlayın. LinkedIn'in ekonomik fırsatlardan sorumlu yöneticisi Aneesh Raman'a göre, girişimcilerin ve işletme sahiplerinin gözyaşlarına boğulduğunu gösteren videoların onun sosyal medya platformunda yeri yok.
Mayısta The Times'a konuşan Raman, "Burası profesyonellerin platformu" dedi.
En iyi haliyle, burası öğrendiğimiz, büyüdüğümüz bir yer. [Bu] kendimiz olamayacağımız anlamına gelmiyor… Ama buradaki benim profesyonel tarafım… En çok katkı sağladığım ve en çok değer bulduğum yer. Dolayısıyla LinkedIn'i kullanmak ve ondan en iyi şekilde yararlanmak istiyorsanız, bu şekilde bakmanız lazım.
Raman'ın yorumları, benim gibi LinkedIn'e şüpheyle bakanların rahat bir nefes almasına yetti. Bir zamanlar bir arkadaşın arkadaşı yeni bir işe girdiğini duyurduğunda üstünkörü birkaç beğeni atma yeri olan bu sosyal ağ, son birkaç yılda internetin duygusal açıdan en kontrolsüz platformlarından biri haline geldi.
Artık burası, gönderi sahibinin özel hayatındaki bir olaydan iş dünyasına dair derin bir ders çıkarmaya çalıştığı, uzun uzadıya anlatılan kişisel anekdotların yer aldığı bir yer. Doğumlar, düğünler, boşanmalar, cenazeler; hepsi birer malzemeye dönüştü: ChatGPT'yle zenginleştirilmiş, (grameri hiçe sayan bir sebeple her biri ayrı satır gerektiren) sonsuz sayıda kısa cümleye bölünmüş duygusal destanlar veya sözümona ilham veren "hustle culture" (koşturma kültürü) zırvalıkları.
Bunun tek açıklaması, kullanıcıların artık dikkat çekmek için daha uç yollara başvurmak zorunda kalması. Bu nedenle iş dünyasının genellikle moral bozucu gerçeklikleri hakkında hüzünlü, ağlak paylaşımlarda artış yaşanıyor; bunlar ister (en azından yazarlarına göre) gözyaşlarının eşiğinde kaleme alınmış olsun, ister paylaşım sahibi vitesi yükseltip sadece ağlarken çekilmiş bir fotoğrafını veya videosunu paylaşsın.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Raman'ın onaylamadığı paylaşımlar tam da bunlar. Elbette iş dünyasında her şeyin metanetle halledilmesi gerekmez ve iş arama gerçekleriyle ilgili tabuları yıkmak, sürekli ilgi ve onay arayan yapay pozitiflik selinin ortasında hoş bir mola olabilir. Ancak dürüst olalım; üst düzey bir yöneticinin gözyaşları içinde konuşmaya çalıştığı videoyu izlemek, işyeri stresi veya tükenmişlik üzerine bir tartışma başlatmamıza gerçekten yardımcı oluyor mu? Bu, tartışmayı başlatacak faydalı bir adımdan ziyade, tuhaf bir aşağılama ritüeli gibi geliyor.
Belki de bu tür gösterilerin nasıl vahim bir şekilde ters tepebileceğinin en meşhur örneği, "ağlayan CEO" vakasıydı. 2022'de, Ohio merkezli bir pazarlama ajansının CEO'su Braden Wallake, şirketinde birkaç kişinin işine son vermesini tamamen kendisine (daha doğrusu ağlayan yüzüne) odaklamaya karar verdiğinde dünya çapında manşetlere çıkmıştı. O dönem 32 yaşında olan Wallake, iki çalışanını işten çıkardıktan sonra ön kamerasını açmış, gözyaşları içindeki yüzünün fotoğrafını çekmiş ve ardından duygusal zeka gösterisi yapmak adına yanlış bir yola saparak soluğu LinkedIn'de almıştı.
Wallake, artık kiralarını veya konut kredilerini nasıl ödeyeceklerini dert etmek zorunda kalan iki çalışanına destek olabileceği onca yol arasından, takipçi sayısını ve kendi egosunu en çok şişirme ihtimali olanı seçti. CEO, (artık silinen) LinkedIn gönderisinde "Bu, şimdiye kadar paylaştığım en hassas şey olacak" diye yazmıştı.
Böyle günlerde, sadece para peşinde koşan ve bu yolda kime zarar verdiğini umursamayan bir işletme sahibi olmayı diliyorum. Ama değilim. Bu yüzden insanların, her CEO'nun kalpsiz olmadığını ve birilerini işten çıkarmak zorunda kaldığında umursamaz davranmadığını görmesini istiyorum.
Wallake'nin ruhsuz CEO'ları insancıllaştırma girişimi, patronların herhangi bir duygu patlamasını içeriğe dönüştürme dürtüsü hissettiklerinde gerçek hayattan ne kadar kopabileceklerini vurgulamaktan başka bir işe yaramadı. Kaçınılmaz bir tepki dalgası yükseldi. Hatta girişimci bir sosyal medya kullanıcısı, biraz araştırma yaparak Wallake'nin kısa süre önce bir deniz samurunu evlat edindiğini ortaya çıkarıp ona şöyle dedi:
Belki de bir resesyonun başlangıcında bir denizaslanı evlat edinmek pek de iyi bir fikir değildir?
Wallake daha sonra özür dileyerek amacının "konuyu kendisine odaklamak ya da kendisini mağdur göstermek olmadığını" söyledi (şirketi artık "ideal hedef kitlenizle diyalog kurmak için" LinkedIn hizmetleri de sunuyor; muhtemelen gözyaşlarıyla dolu fotoğraflar bu paketin parçası değil).
Wallake, çalışanlar için bu kadar stresli bir olayın aslında kendisi üzerinde ne kadar yıkıcı bir etki yarattığını tüm dünyaya anlatmak yerine, işten çıkardığı personele onları uğurlamanın ne kadar üzücü olduğuna dair kişisel bir mesaj gönderseydi vaktini kesinlikle daha iyi değerlendirmiş olurdu.
Bu hareket, samimi görünmeye çalışırken son derece yapmacık bir izlenim bıraktı ve işte LinkedIn'de ağlayanların sorunu da bu: Gönderiyi eleştirenlerin, "Acaba duygusal çöküşünün hangi noktasında halka ışığı ve yarı profesyonel kamera setini kurmaya karar verdi?" diye sorması riskiyle sık sık karşı karşıya kalmak.
Kariyer koçu Hannah Salton, "İşyerinde daha insancıl ve kırılgan olmaktan çok söz ediliyor ve bu iyi niyetli bir yaklaşım" diyor.
Ancak öne çıkma çabası içinde aşırı duygusal davranmak bir nevi trend haline geldi ve ağlak içerikler, ironik bir şekilde tam da ulaşmaya çalıştığı amacın aksine, ilgi çekme çabası veya sahte olarak algılanabiliyor.
Salton, işyerinde duyguları samimiyetle yaşamanın "zayıflık olmadığını ve çalışma hayatının insani yönü hakkında açık davranmanın güçlü bir etki yaratabileceğini" ekliyor ancak paylaşım yapmadan önce dikkatlice düşünmeyi tavsiye ediyor. "Ne tür bir sonuç veya tepki bekliyorsunuz?" diye soruyor. Eğer asıl amacınız "insanların size acımasıysa, muhtemelen durup düşünmekte fayda var çünkü profesyonel bir platformda bu kolayca ters etki yaratabilir".
İşyeri kültürü stratejisti Mary Baird ise, duygusal bir paylaşım yapma ihtiyacı duyuyorsanız bir "yara izinden" mi yoksa "açık bir yaradan" mı bahsettiğinizi kendinize sormanızı öneriyor. İlkinin "geçmişte yaşandığını" ve aradan bir süre geçtiğini belirten Baird, bu nedenle (tabii ki "samimi duygularla" ve "sahte gözyaşları olmadan") LinkedIn'de bu konuyu konuşmanın "tamamen uygun" olduğunu düşünüyor.
Ancak sözkonusu "açık bir yaraysa", büyük bir değişiklik ya da duyguların dorukta olduğu, "hayatınızda şu an yaşanan" bir şeyse, "videoyu açıp LinkedIn'e içerik çekmenin zamanı değil". En nihayetinde duygusal bir video sadece birkaç saniye sürebilir ancak "ağlayan CEO" gibi bir etiket, dijital ayak izinizi yıllarca kirletebilir.
Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç
© The Independent