Keir Starmer ve yandaşlarından daha az sevilen bir grup arıyorsanız, büyük teknoloji şirketlerine bakın. Bu şirketlere, çocukların çıplak görsellere erişip bunları paylaşmasını engellemeleri için üç ay süre verildi; aksi takdirde, aceleyle hazırlanmış birçok düzenlemede olduğu gibi kusurlu bir yasa kapsamında hukuki yaptırımla karşı karşıya kalacaklar. Avustralya'nın örneğini takip ederek, çocukların sosyal medyayı kullanmasının yasaklanması da gündemde.
Bu tartışmanın hararetini, yakın zamanda yarıyıl tatilini mahveden neredeyse dayanılmaz sıcak dalgası bile geçemiyor. Meseleye ışık tutan tartışmalardan çok hararetli çıkışlar var. Sağduyulu sesler kendine yer bulmakta zorlanıyor. Ancak Haham Charley Baginsky, Today programının "Günün Düşüncesi" bölümünde bunu deneyerek, "yasak koymanın kolay olduğunu" ve bunun hükümeti "açık, net ve kararlı" göstereceğini fakat "daha zor sorulardan kaçınılmış olacağını" belirtti. Çocukların genellikle "yetişkinlerin sandığından çok daha akıllı" olduğunu söylerken, "sıklıkla çözülmesi gereken bir sorunmuş gibi muamele gördüklerine" yönelik endişesini paylaştı. Kesinlikle öyle.
İki noktaya değinmek istiyorum. Birincisi, bu durumu daha önce de yaşamıştık. 1980'lerdeki "video nasty" (Birleşik Krallık'ta film sınıflandırma sistemindeki boşluktan faydalanarak yayımlanan, aşırı vahşet içeren filmleri tanımlamak için kullanılan bir şemsiye terim -çn.) paniğini hatırlıyorum; o dönemde de Muhafazakar Parti hükümeti bir yasakla siyasi kazanç elde etmeye çalışmıştı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
O zamanlar gençken bu yasağı aşmayı başarmıştık. O kadar gürültü patırtının odağındaki ekstrem korku filmleri (ekstrem pornografi o zaman da şimdi olduğu gibi gündeme gelse de) yaygın şekilde bulunabiliyordu. Birçok, hatta belki de çoğu genç, bu filmleri temin edebilecek birini tanıyordu.
O korku filmlerini, tam da yasaklı oldukları için, anne babamız evde yokken karanlık odalarda gizlice izlerdik. İşin heyecanı da buydu.
Sosyal medya ve genel olarak teknolojinin kan, bağırsak, vahşet ve evet, çıplak insanların yer aldığı birkaç sakıncalı videodan çok daha büyük ve karmaşık bir sorun olduğu bariz. Ancak bir yasağın nihai sonucu, insanları bunu aşmanın yollarını aramaya teşvik etmekten ibaret olacaktır. Teknolojiye yatkın çocuklarımız bunu başaracaktır. Bundan emin olabilirsiniz.
İkincisi, burada pratik sorunlar da var. Yapay zeka genellikle her şeyi gören, her şeyi bilen, işleri ortadan kaldıran bir kabus olarak tasvir edilir; Hollywood'un distopik rüyalarının gerçeğe dönüşmüş hali gibi. Kullanıcıların da farkında olduğu üzere durum böyle değil. Henüz değil. Bu teknoloji kusurlu. Hatalar yapıyor. Bakanlar, çocukları güvende tutacak teknolojinin olduğunu ısrarla vurguladığında, bundan şüphe ediyorum ama bu teknolojinin geliştirilebileceğinden eminim.
Bunu söylemek pek moda olmayabilir ancak hükümetin izlediği yolun yurttaşlık hakları açısından da bazı sonuçları var ve bunlar kesinlikle dikkate alınmalıdır.
Hayır, hükümetin dijital kimliklere düşkünlüğü ve/veya yaş kanıtı talepleri, daha fevri yorumcuların savunduğu gibi "faşistlik" değildir (senden bahsediyorum Elon Musk). Ancak hükümetin talepleri yine de risk teşkil ediyor. Bu politikanın istenmeyen sonuçlara yol açma olasılığı var. Zaten hükümetler gözetleme ve izleme işine fazlasıyla düşkün. Beyaz Saray, Birleşik Krallık’a 16 yaşın altındaki gençlere sosyal medya yasağı getirmemesi çağrısında bulundu ve bu tür kısıtlamaların, ABD'li teknoloji şirketleri üzerinde "orantısız" bir yük getirebileceğini söyledi. Tanrı yardımcımız olsun, onlara katılıyorum.
Bu tartışmanın sorunu, sağduyulu yetişkinlerin devrede olmaması. Dümende siyaset ve sosyal medyadaki o aşırı büyümüş çocuklar var. Durun, özür dilerim. Onlara böyle demek çocuklara hakaret olur. Hahamın dediği gibi, çocuklar bizim sandığımızdan daha aklı başında.
En küçük kızım TikTok'ta kendi kendine kısıtlamalar getirdi ve WhatsApp hariç çoğu sosyal medya platformundan uzak duruyor. Teknolojiye yaklaşımımız, elimizden gelenin en iyisini yaparak açıklamak ve bilgilendirmek olmuştur. Çocuklarımızdan dikkatli davranmalarını istedik. Onları tehlikeler hakkında uyardık ve bunlardan kaçınmaları gerektiğini söyledik. Onları okudukları her şeye inanmamaya teşvik ettik.
Her ne kadar çocukların ne işler çevirdiğini tam bilemeyebileceğimizi kabul etsem de, bu sistem genel olarak işe yaramıştır. Sanırım çoğu insan için de durum böyledir. Her zaman kabus gibi istisnai durumlara odaklanılıyor ancak bunu söylerken, korkunç olayların yaşandığını inkar etmeye çalışmadığımı da vurgulamalıyım.
Ne var ki ideal bir dünyada, sosyal medya şirketleri ve bakanlar birbirleriyle diyalog kurar, sosyal medyanın faydalarını (evet, bunlar gerçekten var) olduğu gibi korurken, zararı en aza indirgemek amacıyla bir uzlaşmaya varmaya çalışırlardı. Biliyorum. Keşke öyle olsaydı.
Destekleyebileceğim bir yasak varsa o da politikacıların sosyal medya kullanımına getirilecek yasaktır. Sosyal medya onların en karanlık içgüdülerini gün yüzüne çıkardı. Çok fazla sayıda siyasetçi, iyi politikalar oluşturmak ve burada yaşayanlar için ülkeyi daha iyi bir yer haline getirmek gibi zorlu işlerle uğraşmaktan ziyade tıklanma ve görüntülenme sayılarıyla ilgileniyor gibi.
En azından Westminster Sarayı'nda sosyal medyayı yasaklamalıyız. Bu konuda bir yasa teklifi sunmaya istekli, aklı başında bir parlamenter var mı?
Independent Türkçe için çeviren: Yasin Sofuoğlu
© The Independent