CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasının duruşması, 57’inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.
Bugün duruşma, tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün savunmasıyla başladı.
“15 ay sonra ilk kez kendimi anlatabiliyorum”
Gürkan Akgün, savunmasına 15 aylık tutukluluk sürecini anlatarak başladı. 19 Mart 2025’te gözaltına alındığını, emniyet ve savcılık aşamalarında kendisine yöneltilen soruların önemli bir bölümünün görev alanıyla ilgisiz olduğunu belirten Akgün, savcılık ifadesinin ise çok kısa sürdüğünü söyledi.
Akgün, uzun tutukluluk sürecinde hakkındaki iddialara karşı ilk kez mahkeme huzurunda kapsamlı şekilde savunma yapabildiğini ifade ederek, “15 aylık tutukluluğun ardından bugün ilk kez hakkımdaki iddialara karşı söz söyleyebilme imkânı buluyorum” dedi.
“Kamu görevinin onurunu savunacağım”
Savunmasının yalnızca şahsına yöneltilen suçlamalara yanıt olmadığını belirten Akgün, dosyada kamu görevinin, şehircilik mesleğinin ve belediyecilik anlayışının da hedef alındığını savundu.
Akgün, “Bugün burada yalnızca kendimi savunmayacağım. Kamunun ve kamu görevinin onurunu savunacağım. Şehir plancılığı mesleğinin haysiyetini savunacağım. Demokratik ve halkçı belediyeciliği savunacağım” ifadelerini kullandı.
“Basamak basamak geldim, hiçbir göreve kayırılarak gelmedim”
1984 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde doğduğunu anlatan Akgün, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü mezunu olduğunu, yaklaşık 20 yıldır şehir plancılığı alanında çalıştığını söyledi.
Meslek hayatı boyunca özel sektörde, meslek odasında ve yerel yönetimlerde görev yaptığını belirten Akgün, Şehir Plancıları Odası’ndaki çalışmalarından Beylikdüzü Belediyesi’ne, oradan da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne uzanan kamu hizmeti geçmişini anlattı.
2012 yılında Beylikdüzü Belediyesi’nde göreve başladığını, 2019’dan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görev aldığını, Aralık 2023 itibarıyla ise İmar, Planlama, Ulaşım, Emlak, Deprem ve Kentsel Dönüşümden sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürüttüğünü kaydeden Akgün, “Hiçbir göreve kayırılarak gelmedim. Belediyecilikte en alttan başladım; raportörlükten şefliğe, müdürlüğe, daire başkanlığına ve genel sekreter yardımcılığına kadar basamak basamak yükseldim” dedi.
“2019’da rant odaklı bir şehircilik anlayışıyla karşılaştık”
Akgün, savunmasının önemli bir bölümünü İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2019 sonrası şehircilik politikalarına ayırdı. Göreve geldiklerinde İstanbul’da imar ve planlama süreçlerinin kamu yararından uzaklaştığını gördüklerini savunan Akgün, parsel bazlı plan değişiklikleriyle rant üreten bir sistemle karşı karşıya olduklarını söyledi.
Akgün, “2019’da karşımızda vizyonunu kaybetmiş, planlama aklından uzaklaşmış bir İstanbul vardı. Şehircilik alanı adeta kimin parseline hangi plan değişikliğiyle nasıl rant sağlanır anlayışının merkezi haline getirilmişti. Biz tam da buradan başladık ve bu anlayışı kökünden değiştirdik” diye konuştu.
“79 bölgede 48 bin hektarlık plan hazırladık”
İstanbul’da 2019 sonrası yürütülen planlama çalışmalarını anlatan Akgün, 79 bölgede yaklaşık 48 bin hektarlık alanın nazım imar planlarının hazırlandığını söyledi. Bu çalışmaların yaklaşık 2,5 milyon kişinin yaşamını doğrudan etkilediğini belirten Akgün, planlama çalışmalarının yalnızca teknik bir imar faaliyeti olmadığını, aynı zamanda sosyal adalet ve kamu yararı meselesi olduğunu vurguladı.
Akgün, bu planlarla kentsel dönüşümün önünün açıldığını, yıllardır çözüm bekleyen tapu sorunlarına müdahale edildiğini, kamusal alanların artırıldığını ve İstanbul’un geleceğine ilişkin bütüncül bir şehircilik yaklaşımı geliştirildiğini anlattı.
“Son 6 yılda yapılan imar uygulamalarıyla 969 bin metrekare alanı İBB’ye, yani kamu mülkiyetine kazandırdık” diyen Akgün, bunun İstanbul’da kamu yararı adına önemli bir kazanım olduğunu söyledi.
“45 milyar liralık kaynağı deprem için kullandık”
Deprem riskinin İstanbul’un en kritik meselesi olduğunu belirten Akgün, İBB’nin bu alanda ciddi kaynak kullandığını ifade etti. Kentsel dönüşüm, sosyal konut, altyapı, ulaşım ve riskli yapıların tahliyesi için toplam 45 milyar liralık kaynak ayrıldığını belirten Akgün, “50 bine yakın kişinin yaşadığı riskli binaların tahliyesini gerçekleştirdik. 38 bin binanın ücretsiz risk taramasını yaptık” dedi.
Akgün, iddianamede suçlama konusu yapılan dönemde İBB’nin asıl gündeminin rant değil, deprem, yoksulluk, ulaşım, barınma ve kamusal alanların korunması olduğunu savundu.
“Bu iddianame hayal ürünüdür”
İddianamedeki suçlamaların İBB’nin yürüttüğü kamu hizmetiyle bağdaşmadığını belirten Akgün, dosyanın bir kurgu üzerine inşa edildiğini söyledi.
Akgün, “Bunu en baştan söylemek gerekirse, söz konusu iddianame bir hayal ürünüdür. Çünkü bizim meşguliyetimiz halkın gerçek sorunlarıdır” ifadelerini kullandı.
Savunmasının teknik bölümünde Eylem 25’e ilişkin suçlamalara yanıt veren Akgün, bu eylemin Pasifik Holding’in Beşiktaş Etiler ve Eyüpsultan Göktürk’teki Next Level projelerine ilişkin silüet onay süreçleriyle ilgili olduğunu söyledi.
Akgün, hakkında “icbar suretiyle irtikap” suçlaması yöneltildiğini belirterek, müşteki anlatımlarında üç ana iddianın öne çıktığını ifade etti: Kanunda olmayan belgelerin keyfi olarak istendiği, projelerin 8-10 ay bekletildiği ve kreş malzemesi için ödeme yapıldıktan sonra silüet onayı verildiği iddiası.
Akgün, bu üç iddianın da dosyadaki resmi belgelerle çürütüldüğünü savundu.
“Silüet onayı keyfi değil, mevzuatın açık gereğidir”
Akgün, silüet onayının iddia edildiği gibi keyfi bir uygulama olmadığını, İstanbul’un tarihi, kültürel ve doğal değerlerini korumak amacıyla mevzuatta açıkça düzenlendiğini söyledi.
Silüet onay sürecinin 2011 yılında İBB Meclis kararlarıyla başladığını, 2018 yılında ise Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ve İstanbul İmar Yönetmeliği içinde açık düzenleme haline geldiğini belirten Akgün, “Silüet onayı mevzuatta açıkça düzenlenmiştir. İddia edildiği gibi kanunsuz, keyfi ya da sonradan yaratılmış bir uygulama değildir” dedi.
“Tek imza dönemini bitirdik, komisyon sistemi getirdik”
Silüet onay süreçlerinde geçmişte tek kişinin imzasıyla karar verilebildiğini belirten Akgün, 2020 yılında Mimari Estetik Komisyonu kurularak bu yapının değiştirildiğini anlattı.
Akgün, komisyonun mimar, şehir plancısı ve teknik uzmanlardan oluştuğunu, kararların kişisel takdirden çıkarılıp kurumsal ve denetlenebilir hale getirildiğini söyledi.
“Tek kişinin keyfi karar verebildiği sistemi kaldırdık. Karar süreçlerini kurallı, şeffaf, denetlenebilir ve kolektif bir yapıya kavuşturduk” dedi.
“Beşiktaş projesi 8-10 ay bekletilmedi”
Pasifik Holding’in Beşiktaş’taki projesine ilişkin iddiaları tek tek yanıtlayan Akgün, projenin 8-10 ay bekletildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını söyledi.
İlk başvurunun 19 Ağustos 2022’de yapıldığını, gerekli proje kataloğunun 12 Eylül’de teslim edildiğini, dosyanın 26 Ekim’de Mimari Estetik Komisyonu’na sevk edildiğini anlatan Akgün, komisyonun 11 Kasım 2022’de projeyi mevzuata aykırılıklar nedeniyle uygun bulmadığını söyledi.
Akgün, projede emsal hesabı, çatı katı, depo alanları, asma katlar ve proje kurgusuna ilişkin teknik eksiklikler bulunduğunu belirterek, “Komisyonun uygun bulmama gerekçesi keyfi değil, tamamen teknik ve mevzuata dayalıdır” dedi.
“Düzeltme yapıldı, iki günde onay verildi”
Firma yetkilileriyle yapılan görüşmelerin ardından projede gerekli düzeltmelerin yapıldığını belirten Akgün, ikinci başvurunun 28 Aralık 2022’de yapıldığını, dosyanın 30 Aralık 2022’de komisyona sevk edildiğini ve aynı gün onaylandığını söyledi.
Akgün, “Ortada bekletme yoktur. Tam tersine, eksikler giderildikten sonra süreç iki gün içinde tamamlanmıştır. Hatta yıl sonuna yetişmesi için hızlı hareket edilmiştir” dedi.
“Ödeme, onaydan 19 gün sonra yapılmış”
Akgün, müştekinin sunduğu Halkbank dekontuna dikkat çekerek, “kreş malzemesi ödemesi yapıldıktan sonra silüet onayı verildi” iddiasının da belgelerle çeliştiğini söyledi.
Silüet onayının 30 Aralık 2022’de verildiğini, banka transferinin ise 18 Ocak 2023 tarihli olduğunu belirten Akgün, “Dekonttaki ödeme, silüet onayından tam 19 gün sonradır. Dolayısıyla ‘para ödendi, ardından onay verildi’ iddiası tarihsel olarak da mantıken de doğru değildir” diye konuştu.
“Göktürk projesinde de plan iptali vardı”
Akgün, Eylem 25 kapsamındaki Göktürk projesine ilişkin iddiaların da aynı şekilde teknik ve hukuki gerçeklerle bağdaşmadığını savundu.
Proje alanına ilişkin imar planlarının yargı kararıyla iptal edildiğini belirten Akgün, planı bulunmayan ya da planı tartışmalı hale gelen bir alanda ruhsat ve silüet süreçlerinin olağan şekilde ilerlemesinin mümkün olmadığını söyledi.
Akgün, “Planı iptal edilen bir alanda işlem yapmamak, bir kamu görevlisinin keyfi tercihi değil, hukuki zorunluluktur” dedi.
“Kamu görevini suç gibi gösteriyorlar”
Akgün, hakkındaki suçlamaların doğrudan bir fiile değil, kamu görevi kapsamında yürütülen idari süreçlere dayandırıldığını söyledi.
“Benim hakkımda, menfaat temin ettiğime, bir kişiyi zorladığıma, bir dosyayı kasten beklettiğime dair tek bir somut delil yoktur. Yapılmaya çalışılan şey, kamu görevinin suç gibi gösterilmesidir” dedi.
“Bu dosyada beni gösteren tek bir somut delil yok”
Savunmasının sonunda hakkındaki iddiaların hiçbirinin somut delille desteklenmediğini belirten Akgün, tüm suçlamaları reddetti.
Akgün, “Ne bir menfaat temin ettim ne bir kişiyi zorladım ne de görevimi hukuka aykırı kullandım. Dosyada beni işaret eden tek bir somut delil yoktur. Bu nedenle hakkımdaki tüm suçlamaları reddediyorum” dedi.
İmamoğlu: Mücadelemiz büyük
Duruşma araya girdi. Gürkan, savunmasına aradan sonra devam edecek. İmamoğlu ise salondan ayrılırken şunları söyledi:
Yayıncılar Birliği’ne teşekkür ediyorum. Benim çok saygı duyduğum kıymetli yazarlara, sanatçılara da çok teşekkür ediyorum. Kalemlerinize sağlık, iyi ki varsınız, iyi ki dünyayı aydınlatıyorsunuz. Kitap Fuarı’nın o güzel mimarına, değerli başkanına ve heyetine de teşekkür ediyorum. Hepinizi kucaklıyorum; bütün hanımefendileri, beyefendileri selamlıyorum. Mücadelemiz büyük. Görüyorsunuz; kahramanlar, muhafızlar mücadelesine devam ediyor. Biz inanıyoruz ki bu mücadelenin adı; namussuzlara karşı namusluların bir kez daha cesur olma mücadelesidir.
“Ortada mağduriyet de baskı da yok”
Duruşmada, tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, duruşmaya verilen aranın ardından savunmasına devam etti.
Eylem 26 kapsamında yöneltilen "irtikap" suçlamasına değinen Akgün, Ataşehir İçerenköy’de bulunan ve kamuoyunda eski Carrefour arazisi olarak bilinen 1046 ada 200 parsele ilişkin süreçte hiçbir usulsüzlük bulunmadığını ifade etti. Akgün, bu parsele özel ayrıcalıklı bir imar düzenlemesi yapılmadığını vurgulayarak, söz konusu plan çalışmasının yalnızca tek bir parsele değil, 109 bin 324 kişiyi ilgilendiren 585 hektarlık bölgenin tamamına ilişkin nazım imar planı olduğunu söyledi.
"Bazı ifadelerde sanki bu parsele özel imar artışı sağlanmış gibi anlatılıyor. Bu kesinlikle doğru değil" diyen Akgün, yapılan tüm planlama çalışmalarının kamu yararı, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları doğrultusunda hazırlandığını belirtti. Planın 15 Haziran 2021'de İBB Meclisi’ne gönderildiğini hatırlatan Akgün, bu tarihten sonra karar yetkisinin tamamen belediye meclisine geçtiğini söyledi. Akgün, “Bu tarih çok önemli. Çünkü İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı olarak benim yetki ve sorumluluğum plan meclise gönderildiği anda sona ermiştir” dedi.
Bağış iddialarına da yanıt veren Akgün, taşınmaz malikinin bağış iradesini, planların kesinleşmesinden yaklaşık iki buçuk yıl sonra ortaya koyduğunu belirtti. Planlara itiraz edilmediğini, dava açılmadığını ve uygulama imar planlarının da kesinleştiğini anlatan Akgün, “Vatandaşın İBB ile hukuki bir işi kalmamışken hangi baskı altında bağış yapmış olabilir? Bunun mantıklı bir açıklaması yok” diye konuştu. Müştekinin ilk ifadesinde bağışın tamamen kamu yararına ve İstanbul halkının menfaatine yönelik olduğunu açıkça söylediğini hatırlatan Akgün, sonradan verilen ifadelerin resmi belgelerle çeliştiğini savundu.
“15 milyar liralık kamu zararını önledik”
Gürkan Akgün, yapılan imar düzenlemeleri sayesinde İBB’nin yaklaşık 15 milyar liralık kamulaştırmasız el atma maliyetinden kurtarıldığını belirterek, “Biz kamu zararına yol açmadık. Tam tersine çok büyük bir kamu zararını önledik. İstanbul halkının parasını kurtardık” dedi.
Akgün, sayfalarca tanık, gizli tanık, müşteki ve sanık beyanı bulunduğunu ancak bunların hiçbirinde adının geçmediğini, "Bu ifadelerin tek bir satırında dahi ismim yok. MASAK raporlarında, HTS kayıtlarında veya herhangi bir belgede benimle ilgili hiçbir tespit bulunmuyor” dedi.
Beylikdüzü Belediyesi’nden İBB’ye geçişinin “örgüt ilişkisi” gibi gösterilmesini eleştiren Akgün, tüm görevlerine liyakatle geldiğini söyledi, “Bir şehir plancısı olarak görev yaptığım her pozisyona adım adım, emek vererek geldim. Bunu suç gibi göstermek ciddiyetten uzaktır” ifadelerini kullandı.
“Murat Ongun’dan, Fatih Keleş’ten talimat almadım”
İhale dosyalarına ilişkin suçlamaları da reddeden Akgün, Murat Ongun veya Fatih Keleş’ten herhangi bir talimat aldığı iddiasının tamamen soyut olduğunu belirterek, "Binlerce sayfa iddianame ve eklerinde buna ilişkin tek bir somut delil yok” dedi. İBB ihalelerinin tamamının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine uygun yürütüldüğünü vurgulayan Akgün, ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için hileli davranışların somut biçimde ortaya konulması gerektiğini söyledi.
İddianamenin iki temel iddia üzerine kurulduğunu belirten Akgün, bunların rekabeti engelleyici şartnameler ve muhammen bedelin hatalı belirlenmesi iddiaları olduğunu söyledi. Bu iddiaların hem hukuken hem de fiilen geçersiz olduğunu savunan Akgün, belediyenin tüm ihalelerinde açıklık ve rekabet ilkelerine uygun hareket edildiğini ifade etti. Akgün, suçlama konusu yapılan ihaleler hakkında Danıştay’ın daha önce hukuka uygunluk kararı verdiğini hatırlatarak, “Yüksek yargının hukuka uygun bulduğu işlemler nedeniyle ceza soruşturmasına tabi tutuluyor ve bir yılı aşkın süredir özgürlüğümüzden mahrum bırakılıyoruz” dedi.
“Seçici bir suçlama var”
Akgün, aynı encümen kararlarında imzası bulunan bazı isimler hakkında işlem yapılmazken yalnızca belirli bürokratların hedef alınmasını da eleştirerek, “Aynı kararların altında herkesin imzası var. Buna rağmen suç isnadı yalnızca belirli bürokratlara yöneltiliyor. Bu seçiciliği takdirlerinize bırakıyorum” dedi.
Hakkındaki suç örgütü üyeliği suçlamasını da reddeden Akgün, dosyada aleyhine “kuvvetli suç şüphesi” oluşturacak tek bir somut delil bulunmadığını savundu. "Yukarıdan aşağıya, sağdan sola nereden bakarsanız bakın, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delilleri bir türlü bulamıyorum” diyen Akgün, tüm resmi evrakların zaten müfettişlere teslim edildiğini belirtti.
Akgün, “Bir tane karartılmış delil var mı? Yok. Olamaz da zaten. Hepsi resmi belge ve hepsi suçsuzluğumuzu gösteriyor. Ne böyle bir örgüt var ne de ben bu şekilde tarif edilen bir örgütün üyesiyim. Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yüksek şehir plancısı olarak kamuya hizmet etmiş bir devlet memuruyum. Amirim bellidir, memurum bellidir” diye konuştu.
Kamu görevi boyunca tek bir disiplin cezası almadığını vurgulayan Akgün, onlarca teftişten de olumsuz bir sonuç çıkmadığını ifade etti. İBB’de imar, ulaşım, emlak ve kentsel dönüşümden sorumlu görevlerde bulunduğunu, mal varlığının açık olduğunu söyleyen Akgün, “Yalnızca bir adet arabam var. Başka da malım mülküm yok. Hesabını veremeyeceğim tek bir kuruşum yok. Eğer aklımın bir yerinde kişisel çıkar olsaydı bugün karşınızda bu kadar rahat konuşabilir miydim?" diye sordu.
“Benim çıkarım halkın çıkarıdır”
Savunmasında sık sık “kamu yararı” vurgusu yapan Akgün, kişisel çıkar yerine toplumun çıkarını savunduğunu söyledi. “Benim peşinden gideceğim tek çıkar, halkın bütününün çıkarıdır” diyen Akgün, özellikle yoksullar, öğrenciler, barınma sorunu yaşayan gençler ve kamusal alanların korunması için mücadele ettiğini anlattı.
Akgün, 2019 sonrası İBB yönetiminde hiçbir kişi, grup veya şirket için ayrıcalıklı imar planı hazırlanmadığını ifade ederek, "Çok net söylüyorum; 2019’dan bu yana İBB Meclisi’ne herhangi bir kişi ya da şirkete ayrıcalıklı imar hakkı düzenleyen tek bir plan değişikliği dahi teklif edilmemiştir” dedi. Gürkan Akgün, önceki dönemlerde kamu arazileri, yeşil alanlar ve sosyal donatı alanlarının nasıl imara açıldığını ise “parsel parsel anlatabileceğini” söyledi.
“İstanbul’u rant düzeninden kurtardık”
Gürkan Akgün, 2019 sonrası İstanbul’un kamusal alanlarında yoğun denetim ve müdahalelerle rant ilişkilerine son verildiğini savundu. Beşiktaş, Kadıköy, Üsküdar, Maltepe, Büyükçekmece ve Fatih gibi ilçelerde kamusal alanların yeniden halka kazandırıldığını belirten Akgün, “İstanbul meydanlarına kavuştu” dedi. Bu süreçte tehdit, baskı ve şantajlarla karşılaştıklarını da söyleyen Akgün, “Arkadaşlarımızın üzerine silah çekildi. Ama vazgeçmedik” ifadelerini kullandı. Kendilerini “İstanbul’un muhafızları” olarak tanımlayan Akgün, “İstanbul’un suyunu, ormanını, tarım alanlarını, kamusal alanlarını koruduk” dedi. Akgün, askeri alanların, su havzalarının ve Kuzey Ormanları’nın imara açılmasına karşı mücadele ettiklerini anlattı. Son 6 yılda kamu yararı adına 266 dava açtıklarını belirten Akgün, 2019 öncesi bu yönde tek bir dava dahi bulunmadığını söyledi.
“Burada yargılanan halkçı belediyecilik”
Akgün, davanın yalnızca kişilere yönelik olmadığını, yerel yönetim anlayışının hedef aldığını savundu. “Burada yargılanan benim şahsım değil; halkçı belediyecilik anlayışıdır” diyen Akgün, İBB’nin yarattığı kamu kaynaklarıyla kreşler, kent lokantaları, öğrenci yurtları, kütüphaneler ve sosyal destek projeleri hayata geçirdiğini anlattı. Akgün, “Bu ağır ekonomik kriz koşullarında yaratılan kaynağın gittiği yer bellidir. Yoksul çocukların halk sütüdür, kreştir, yurttur” ifadelerini kullandı.
İstanbul’un deprem, ulaşım ve kentsel dönüşüm gibi kritik sorunlarıyla ilgilenmesi gerekirken, 15 aydır cezaevinde bulunduğunu söyleyen Gürkan Akgün, “16 milyonluk İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı, ilçe belediye başkanları, üst düzey yöneticileri ve bürokratları cezaevinde. Bundan daha büyük kamu zararı olabilir mi?” diye konuştu.
Akgün, cezaevinde olmasına rağmen umudunu kaybetmediğini, cezaevindeyken eşi Sinem ile nikah kıydıklarını anlattı. Gürkan Akgün, "Hayallerimi satmayacağım. Bu memlekette, eşimle, ailemle, dostlarımla özgürce yaşamak istiyorum. Bu ülke için çalışmaya devam etmek istiyorum. Hiçbir ayrıcalık beklemeden hakkımın, hukukumun korunmasını istiyorum. Ve onca zaman geçmesine rağmen tek bir şey istiyorum, adalet" dedi.
ANKA