CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 60'ıncı gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.
Tutuklu sanıklar saat 11.00 itibarıyla alkışlarla salona girdi. Savunmasına dün başlayan tutuklu Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, bugün de savunmasına devam ediyor.
"Neden ayrımcılığa tabi tutulduğumuzu hala anlamış değilim"
Savunmasına bir gün önce anlattıklarını özetleyerek başlayan Ongun, soruşturmadan haberdar olmalarına rağmen hayatlarında hiçbir değişiklik yapmadıklarını belirtti.
Dosyada “ikili hukuk” uygulandığını savunan Ongun, "Dün burada soruşturmadan nasıl haberdar olduğumu anlattım. Buna rağmen hayatımızda hiçbir şey değişmedi. Sonra da çok sayıda örnekle aynı fiillerin bize suç yazılırken, başkalarına suç sayılmadığını anlattım" diye konuştu.
Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine işaret eden Ongun, "Biz neden bu ayrımcılığa tabi tutulduk? Bu insanlar neden kayırıldı? Şimdiye kadar bu soruya tatmin edici bir cevap verilmedi. Siz bu konuda tatmin edici bir açıklama yaparsanız ben gerçekten huzur içinde cezamı çekerim" dedi.
"Soruşturmanın odağında ben ve emrah vardık"
Savunmasının bu bölümünde Emrah Bağdatlı’ya ilişkin suçlamaları ele alan Ongun, soruşturmanın ilk 2,5-3 aylık döneminde dosyanın büyük ölçüde Medya A.Ş. ve Kültür AŞ üzerinden kurgulandığını söyledi. Ongun, "Mayıs ve haziran aylarında etkin pişmanlık ifadelerinin pik yaptığını söylemiştim. Pek çok itirafçı aynı ve benzer cümlelerle beni ve Emrah Bağdatlı’yı suçlayarak tahliye oldu. Üç ay boyunca bu soruşturmanın odağında kendimi ve Emrah’ı gördüm" diye konuştu.
İktidara yakın medyada çıkan haberleri cezaevinden takip ettiğini belirten Ongun, “Havuz medyasındaki yazılanları okudukça bu soruşturmanın çıkmazda olduğunu çok net anladım” ifadelerini kullandı.
"Emrah’ı 20 küsur yıldır tanırım"
Emrah Bağdatlı ile ilişkisini anlatan Ongun, tanışıklıklarının 2000’li yılların başına dayandığını söyledi. “Ben o zaman ATV’de muhabirdim. Emrah da ‘Bir Yudum İnsan’ belgeselinde kamera asistanıydı” diyen Ongun, Bağdatlı’nın sonraki yıllarda prodüksiyon ve film alanında kendi şirketlerini kurduğunu anlattı.
“Emrah bu alanlarda tecrübe kazanmış biri. Medya, prodüksiyon ve etkinlik işlerini bilen biri. Benim de bu alanlarda fikrini aldığım insanlardan biridir” dedi.
"Emrah Bağdatlı’nın odası yoktu"
Bağdatlı’nın İBB’de resmi olmayan ama fiili bir pozisyonda çalıştığı iddialarını reddeden Ongun, bu anlatımın gerçeği yansıtmadığını söyledi.
“Emrah Bağdatlı’nın İletişim Koordinatörlüğü’nde bir odası yoktur. Şu salonda bir Allah’ın kulu Emrah’ın odasında çay içmemiştir” dedi.
Bağdatlı’nın haftada bir ya da iki gün uğradığını anlatan Ongun, "Bazen haftalarca gelmezdi. Geldiğinde de en fazla 1-2 saat kalırdı. Benim odama gelir, benim odamda otururdu" diye konuştu.
"Arkadaşlarıma sırtımı dönmem"
Ongun, Bağdatlı’ya yöneltilen suçlamaların abartılı olduğunu savunarak arkadaşını savunmaktan geri durmayacağını söyledi.
"Ben arkadaşlarımı, kendi hakkında ne yapıp ne yapmadığını bildiğim insanları savcı suçladı diye sırtımı dönmem" diyen Ongun, "Bu benim karakterime ters. Yanlışının yanında durmam ama bir insanın ne yapıp ne yapmadığını biliyorsam, savcı suçladı diye o kişiyi kaderine terk etmem" ifadesini kullandı.
"Paralel yapı iddiası tepeden tırnağa yalan"
İddianamede kendisinin Medya A.Ş. ve Kültür AŞ'ye paralel bir yapılanma kurduğu ve bu yapının başına Emrah Bağdatlı’yı getirdiği yönündeki iddiaları da reddeden Ongun, "Bu ifadeler tepeden tırnağa kadar yalandır" dedi.
Geçen hafta tahliye edilen eski Medya AŞ Genel Müdürü Elif Atayman’ın ifadesine dikkati çeken Ongun,"“Burada Emrah Bağdatlı ile ilgili en doğru tanımı Elif Atayman yaptı. Dedi ki: ‘Bizim Emrah Bağdatlı ile resmi ilişkimiz vardı.’ Doğru tanım budur" diye konuştu.
"Emrah’ın ihalelere girmesini neden engelleyelim?"
Bağdatlı’nın uzun yıllardır etkinlik ve prodüksiyon sektöründe faaliyet gösteren şirketleri olduğunu vurgulayan Ongun, bu şirketlerin ihalelere girmesinin doğal olduğunu söyledi.
"Emrah Bağdatlı’nın 15 yıldır bu alanlarda faaliyet gösteren şirketleri var. Neden ben bu insanın ihalelere girmesini engelleyeyim" diye soran Ongun, "Neden gizli, örtülü, paralel bir yapı kurayım? Neden 50 tane firma organize edip iş yürütmeye çalışayım? Dün burada gördük; bir yıllık şirkete 5 ayda 600 milyon lira ihale verilmiş" ifadesini kullandı.
"Waytosay ile 9 ayrı sözleşme yapıldı"
Bağdatlı’nın ortağı Seda Hoşel Kiraz ile kurduğu Değişik Hikayeler Waytosay şirketiyle yapılan sözleşmelere de değinen Ongun, bu şirketle Medya AŞ arasında 2019-2022 yılları arasında toplam 9 sözleşme imzalandığını, bu sözleşmelerin marka konumlandırma, iletişim stratejisi, logo tasarımı ve prodüksiyon hizmetlerini kapsadığını belirtti. Ongun, "Biz ciddi kurumlardan bahsediyoruz. Her şey yazılı ve belgeli. Kaçak göçek bir ilişki yok" dedi.
"Seda hoşel’e genel müdürlük teklif ettim”
Seda Hoşel Kiraz hakkında da bilgi veren Ongun, kendisinin Boğaziçi Üniversitesi mezunu ve stratejik iletişim alanında başarılı bir isim olduğunu söyledi. Ongun, Medya AŞ Genel Müdürlüğü için kendisine teklif götürdüğünü, ancak kamu görevi kabul etmediğini anlattı.
"2,5 yılda toplam 7,5 milyon lira"
Waytosay şirketinin 2,5 yılda toplam 1 milyon 975 bin liralık iş aldığını söyleyen Ongun, Bağdatlı’nın diğer şirketi Şimdi Yapım’ın ise yaklaşık 5,6 milyon liralık iş yaptığını belirtti. Ongun, "Savcılığın fenomen zanlısı ilan ettiği Emrah Bağdatlı ve ortağının 2,5 yılda aldığı toplam resmi iş yaklaşık 7,5 milyon lira. Dün burada 5 ayda 600 milyon lira ihale alan şirketi gördük. O insanlar dışarıda geziyor. Emrah’ı ise şeytan yaptılar" dedi.
"Murat Ongun, Emrah şeytan oldu"
Soruşturmanın ilk aylarında medyanın, tanık ve etkin pişmanlık ifadeleriyle belli isimler etrafında sistematik bir suç anlatısı kurduğunu öne süren Ongun, bu durumun insanları korkuttuğunu söyledi. Ongun, "Fasit bir daire oluşturuldu. Medyada yazıldı, sonra tanıklar gelip aynı şeyleri söyledi, sonra tahliye olup gittiler. Murat Ongun şeytan oldu, Emrah Bağdatlı şeytan oldu" ifadelerini kullandı.
“Emrah abartmayı sever”
Bağdatlı’nın kendi şirketleri ve bağlantılı firmalar üzerinden elde ettiği gelirlerin dosyada abartıldığını savunan Ongun, BDDK raporuna göre Bağdatlı'nın 5 yılda toplam 10 milyon liralık iş yaptığını anlattı.
Bağdatlı’nın kişiliğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Ongun, “Emrah abartmayı çok seven bir çocuktur. Bana bir şey anlatırken ‘Abi sana bir şey anlatıyorum ama benim abartma payımı düş, öyle anla’ der” dedi ve bazı tanık anlatımlarının da bu abartılı sohbetlerden beslendiğini savundu.
İtirafçı Orçun Yılmaz’ın ifadelerine değinen Ongun, “Orçun’un anlattığına göre Emrah aynı anda özel uçak alıyor, gemi alıp armatör oluyor, yurt dışında hara alıp at işine giriyor, bir yandan da lahmacuncu açıyor. Bunların hepsi aynı anda. Emrah anlatmıştır, buna adım kadar eminim. Ama bunları ciddiye almak bana komik geliyor” dedi.
Ongun, iddianamede Emrah Bağdatlı’nın adının geçtiği sayıya dikkati çekerek, bu durumu “orantısız” bulduğunu söyledi. “30 iştirak şirketinden sorumlu olduğu iddia edilen Ertan Yıldız’ın adı iddianamede 1455 kez geçiyor. Adem Soytekin 999 kez, Murat Gülibrahimoğlu 900 kez geçiyor. Emrah Bağdatlı ise 2 bin 915 kez geçiyor. İki tane Ertan Yıldız bir Emrah Bağdatlı ediyor. Allah aşkına böyle bir saçmalık olabilir mi?” ifadelerini kullandı.
“Ağaç kovuğundan çıkmadı”
Bağdatlı’nın 2020 öncesinde de varlıklı ve aktif bir iş hayatı olduğunu savunan Ongun, Orçun Yılmaz’ın, “Emrah’la 2020’de samimi oldum. Son derece lüks ve şatafatlı bir hayatı vardı. Hemen her akşam pahalı restoranlarda arkadaşlarıyla yemek yerdi” sözlerini aktardı.
Bir başka tanık Adnan Bıçakçı’nın ise “Emrah’ı 15 yıldır tanırım. Kıbrıs’ta kumarhanede tanıştık. Dostluğumuz yurt dışı seyahatleri ve kumar üzerine gelişti” dediğini anlatan Ongun, “Bu ifadeler ve MASAK kayıtları gösteriyor ki Emrah zaten Porsche, Range Rover gibi araçlara sahip, iş yapan, para kazanan biri. Yani ağaç kovuğundan çıkmadı” diye konuştu.
Bağdatlı hakkında iddianamede yer alan suçlamaları okuyan Ongun, savcılığın çizdiği portrenin gerçek dışı olduğunu söyledi.
İddianamedeki suçlamaları tek tek sıralayan Ongun, Bağdatlı’nın “Murat Ongun’un kasası”, “Kültür ve Medya AŞ yöneticilerine talimat veren kişi”, “işe alımlara karar veren kişi”, “ihaleleri yöneten kişi”, “rüşvet görüşmelerini yürüten kişi”, “trolleri ve medyayı fonlayan kişi” olarak tarif edildiğini belirtti.
Ongun, “İnanın Emrah bile kendisini savcılar kadar abartamazdı” dedi.
Bağdatlı ile 25 yıldır tanıştıklarını bildiren Ongun, “Bir tane banka transferi, bir tane para hareketi gösterebilirler mi? Yok. Ben bütün arkadaşlık ilişkilerini para, ihale ve ticaret üzerinden okuyan zihniyeti anlamıyorum. İki insan dost olamaz mı?” ifadelerini kullandı.
“Örgütün kasası dedikleri Emrah’ın mal varlığı 700 bin dolar”
Ongun, Emrah Bağdatlı hakkında hazırlanan iki ayrı MASAK raporuna dayanarak, Bağdatlı’nın aktif iki tapusu bulunduğunu belirtti. Bunlardan birinin Acıbadem’de 1 artı 1 mesken, diğerinin ise İğneada’da bir köyde 60 metrekare dubleks ev olduğunu ifade eden Ongun, Bağdatlı'nın altı aracı bulunduğunu ancak bunların toplam değerinin yaklaşık 8,5 milyon lira olarak hesaplandığını, bir de 6,5 milyon lira değerinde teknesi olduğunu anlattı.
Ongun, “Topladım, karşıma 34 milyon liralık mal varlığı çıktı. Yaklaşık 700 bin dolar. Milyarlarca liralık ihaleleri organize ettiği söylenen, onlarca firmanın gayriresmi sahibi olduğu iddia edilen, medyayı ve trolleri fonladığı ileri sürülen Emrah Bağdatlı’nın toplam mal varlığı bu” dedi.
“Büyük vurguncu dedikleri insanların mal varlığı ortada”
Ongun, dosyada adı geçen diğer sanıkların mal varlıklarını da örnek göstererek iddianamedeki suçlamalarla ekonomik veriler arasında uyumsuzluk bulunduğunu savundu.
Barış Kılıç’ın aracı olmadığını, yalnızca krediyle alınmış bir konutu bulunduğunu söyleyen Ongun, “Kültür AŞ’nin 7 aracını Barış Kılıç’ın mal varlığı gibi yazmışlar” dedi.
Özge Bağdatlı’nın tapusu bulunmadığını, yalnızca 2012 model aracı olduğunu belirten Ongun, OMR sahibi Ömür Yılmaz’ın da adına kayıtlı tapusu bulunmadığını aktardı.
Murat Ongun, “Büyük vurguncu dedikleri insanların mal varlığı ortada. Buna karşılık bir gecede şirket kurup 5 ayda 600 milyon liralık iş alanlar var” diye konuştu.
İddianamedeki iki ihalenin alt yüklenici süreçlerinin kendi tutukluluğu sonrasına denk geldiğini söyleyen Ongun, “Ben 19 Mart 2025’te gözaltına alındım ve cezaevine girdim. Buna rağmen savcılık bu ihaleler üzerinden oluştuğunu iddia ettiği 130 milyon ve 204 milyon liralık kamu zararını bize yazdı. Biz cezaevindeyken gerçekleşen süreçten nasıl sorumlu tutuluyoruz?” diye sordu.
“Eylem 13’te benim adımı kimse anmadı”
Ongun, savunmasının sonunda eylem 13 kapsamında yöneltilen suçlamalara geçti.
İstanbul Senin ve İBB Hane projelerine ilişkin bugüne kadar 14 tutuklu sanığın dinlendiğini hatırlatan Ongun, bu kişilerin hiçbirinin kendi adını anmadığını çünkü bu konularla ilgisi bulunmadığını söyledi.
Ongun, İstanbul Senin projesinde kendi rolünün yalnızca uygulamanın tanıtımıyla sınırlı olduğunu savundu ve “2022-2024 arasındaki süreçte sorumlu kişi Ertan Yıldız’dı. Madem öyle, Ertan Yıldız neden sanık değil?” diye sordu.
Savcılığın veri sızıntısı iddiasına ilişkin çok ağır isnatlarda bulunduğunu söyleyen Ongun, iddianamedeki, “Vatandaşların verilerini hukuka aykırı şekilde toplama ve işleme, verileri siyasi manipülasyon amacıyla kullanma, İBB verilerini Ekrem İmamoğlu lehine yönlendirme, kişisel verilerin darkweb’de satılmasına, verilerin yurt dışına gönderilmesine, 11 milyon vatandaşımızın sandık verilerini çalıp İBB Hane isimli uygulamaya işledikleri, soruşturma dosyası kapsamında şüpheli Erol Naim Özgüner ile irtibatlı olduğu tespit edilen Çekino Savunma Elektrik ve Bilişim AŞ’ye sızdırdıkları anlaşılmıştır” kısmını okudu.
"Çekino nerede?"
Ongun, şöyle devam etti:
Özet, her şeyi Çekino AŞ’ye sızdırmışız. Vay be. Bu bir demeç değil, yorum değil. Savcılarımız bunu iddianameye yazıyor. Böyle ağır bir iddia varsa doğal olarak soruşturmanın merkezinde Çekino olması gerekir. Peki Çekino firmasının sahibi ya da bilişim yetkilileri ifadeye çağrılmış mı? Hayır. Normalde ne olur? Şirket basılır, serverlara el konulur, bilişim uzmanları sorgulanır, şirket yöneticileri gözaltına alınır. İnandırıcı bulunmazsa başka yöntemler devreye girer. Ama burada bunların hiçbiri yok.
Hüsnü Can Şen’i Çekino yetkilisi gibi göstermişler. Okuyun ifadesini; Çekino’nun yetkilisi değil, alt taşeron firma sahibi. Şunları biz yapıp Çekino’ya sızdırdıysak, Çekino nerede? Çekino’dan çekinen mi var? Savcılarımız merak etmeyince ben merak ediyorum. Küçücük hücremden imkânlar ölçüsünde araştırma yapıyorum.
Çekino’nun Ankara merkezli, savunma sanayi alanında faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, şirketin arkasında çok güçlü bir ismin bulunduğunun konuşulduğunu ifade eden Ongun, “Bir isim zikrediliyor ama bunu şayia düzeyinde duyduğum için burada telaffuz etmeyeceğim. İspatlayamayacağım şeyi konuşmam. 20 yaşındaki kız çocuğu burada yattı, aylarca cezaevinde kaldı. Burada titredi. Hepimiz gördük. Ama bu kadar ağır suçlamanın merkezindeki şirkete dokunulmadı” dedi.
"Bir bayram, dört şoförü tutuklatmaya yetti"
İddianamedeki Eylem 16’nın Ekrem İmamoğlu’na ait eski bir telefonun saklandığı iddiasıyla ilgili olduğunu hatırlatan Ongun, bu dosyada Kadriye Kasapoğlu, Burcu Ciner ve Melih Geçek’in suçlandığını söyledi. İddianamede, “Kadriye Kasapoğlu’nun örgütün gizlilik unsuru kapsamında hareket edip, delillerin ele geçirilmesini engellemek amacıyla örgüt liderinin gayrimeşru işlerinde kullandığı değerlendirilen telefonu teslim etmediği, saklanması için gönderdiği, bu suretle örgütsel bağlılık sergilediği ve suç delillerini gizlediği anlaşılmıştır” suçlamasını nakleden Ongun, bu suçlamaların Burcu Ciner ve Melih Geçek'e de yöneltildiğini belirtti.
Kadriye Kasapoğlu'nun yaklaşık bir yıl tutuklu kaldığını, Melih Geçek'in ise halen tutuklu olduğunu anımsatan Ongun, tek bir telefonun dosyada çok ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
Ongun, Eylem 18’de ise Ertan Yıldız’ın şoförü ve itirafçı Bayram Yıldırım’ın ifadeleri üzerinden dört şoförün yedi ay tutuklu kaldığını söyledi.
Bayram Yıldırım’ın ifadesine göre, Fatih Keleş’in Florya’daki konutuna araçlarla yemek sepetleri getirildiği ve bu sepetlerde para taşındığı iddiasını hatırlatan Ongun, bu iddiaların yalnızca bir beyana dayandığını vurguladı. Ongun, “Bayram bunu söyledi. Dört şoför de ‘Böyle bir şey yok’ dedi. Ama bir Bayram, dört şoförü tutuklatmaya yetti” dedi.
Bayram Yıldırım’ın bir başka iddiası üzerine cep telefonları ve tabletlerin rüşvet sayıldığını anlatan Ongun, ancak bunları verdiği söylenen Fatih Türk'e soru sorulmadığını bildirdi.
"Yakup Öner’in böyle bir ifadesi yok"
Ongun, Eylem 54’teki suçlamanın Yakup Öner’in beyanına dayandırıldığını belirterek, "Yakup Öner, itirafçı olunca şu beyanı veriyor: ‘Bu konuyu Başkan’la konuştuğumuzda Başkan, bu konu önemli, bu konuyu Murat Ongun’la birlikte değerlendirin, öyle karar verin dedi. Murat Ongun’la konuştuğumuzda kendisi, bize destek veren tek kanal bu, bunun üzerine nasıl gideceğiz dedi.’ Yakup’un itirafçı ifadesi bu kadardı" dedi.
Ongun, iddianamede bu beyanın farklılaştırıldığını savunarak, şöyle konuştu:
Yakup Öner’in, ‘Cafer Mahiroğlu’ndan nasıl rüşvet talep edeceklerini söylemesi üzerine Boğaziçi İmar Müdürlüğü işlem yapmadı’ diye bir ifadesi yok değerli Başkanım. Savcılarımız bunu hangi gerekçeyle sanki söylenmiş gibi buraya koyabiliyor ve beni rüşvetle suçluyor? Yani Cafer Mahiroğlu’ndan nasıl rüşvet talep edeceklerini ben demişim bunu Yakup’a, Boğaziçi İmar işlem yapmamış. Bir savcı nasıl böyle bir cümleyi ekleyebiliyor, ben bilmiyorum. Böyle bir adalet olur mu?
"Eylem 53’te sanık listesi hatalı"
Eylem 53’e ilişkin de konuşan Ongun, "Kanaatimce bu eylemdeki sanık listesi hatalı değerli Başkanım. Eylem anlatımı da son derece sakat. Eylem iddiaya konu olayla ilgiliyse, yani Tuzla meselesiyse, Ekrem İmamoğlu, Elçin Karaoğlu ve Fatih Keleş’in bence sanık listesinde olmaması lazım. Yok, Tuzla meselesi değil de Boğaziçi öngörünüm ise bu kez de ben, Emrah Bağdatlı ve eşimin burada sanık listesinde olmaması lazım” diye konuştu.
"Eşimin tasarım ürünleri rüşvet sayılıyor"
Ongun, Palazoğlu’nun iddiasına göre eşinin şirketinden 500 bin lira değerinde 200 adet tasarım tespih alındığını belirterek, "Eşim de bu ticaret nedeniyle suçlanıyor. Rüşvet ve aklama suçu yapılıyor bize. Benim eşim sanat yeteneği yüksek bir insandır. Heykel yapar, seramik sanatçısıdır. Son 3-4 yıldır da tasarım takılar yapmaya başladı. Beymen’den satış yapıyor, Trendyol’dan satış yapıyor, kendi web sitesi üzerinden satışlar yapan bir insan. Tarih Aralık 2024. Yılbaşı için şirket çalışanlarına kurumsal bir hediye istenmiş ve bu yapılmış. Ürünün teslim edildiğini kabul ediyor bu insanlar. Yani bir sahte fatura yok" dedi.
"Kardeşi kardeşe, ağabeyi kardeşe suç atıyor"
Ongun, Muhittin Palazoğlu ve kardeşi Ahmet Palazoğlu’nun ifadeleri arasında çelişkiler bulunduğunu söyleyerek iki ifadeden bölümler okudu:
Ahmet Palazoğlu: Ad Station firmasının tüm yetkileri ağabeyim Muhittin Palazoğlu’na aittir. Yüzde 100 tek ortak ağabeyimdir.
Muhittin Palazoğlu: Süreç yönetimi kardeşim ve Ad Station şirketinin sahibi, tek yetkilisi Ahmet Palazoğlu tarafından yürütülmüştür.
Ahmet: Tüm ihale tekliflerini hazırlayan ağabeyim Muhittin’dir. Bu süreçlerden ağabeyim sorumludur.
Muhittin: Tüm işlerde kardeşim Ahmet vardır. Ben inşaat sektöründe faaliyet gösteriyorum.
Ongun, bu anlatımların arıdından, "Bir insan ya kardeşine kurban olur. Ağabeyisin sen ağabey. Kardeşi ağabeyini, ağabeyi kardeşini satmış. Bunların bize iftira atması beni şaşırtmıyor" dedi.
"Milyarlık işin rüşveti 400 bin lira mı olur?"
Ongun, Palazoğlu’nun Tuzla’daki inşaat projesi için Halkbank’tan 3 milyar 89 milyon lira kredi kullandığını söyledi.
“Bu para bugünün 10 milyarı falandır” diyen Ongun, rüşvet suçlamasının eşinin yaptığı 500 bin liralık satış üzerinden kurulduğunu belirtti ve 500 bin liralık bir ticarette benim eşim maksimum kar etse 400 bin lira kar etmiş olsun. Allah aşkına milyarlık işin 400 bin liralık rüşveti mi olur? diye sordu.
İddianamede örgütün yüzde 10 ila 15 komisyon aldığı iddiası bulunduğunu hatırlatan Ongun, "Adam sadece 3 milyar kredi almış. Bugünün 10 milyarı. Yüzde 10’unu alsak 1 milyar yapar. 400 bin lira, uçurum. Ben hangi sorunu çözmüşüm de 200 tespihe, 100 tane boncuğa, 150 tane telefon kabına al olmuşum, onu görelim" dedi.
“Böyle bir adalet olur mu?"
"İddia makamı, beni hedef almak için olmayan şeylerden suç üretme çabasını sergiledi. Beni özel hedef haline getirdiklerinin artık inkâr edilemez bir göstergesi var" diyen Ongun, Yakup Öner’in beyanlarına dayanılarak hakkında suç isnadı oluşturulduğunu belirtti. Ongun, "Yakup Öner’in ifadesinde geçen tek şey, ‘Bize destek veren tek kanal bu, bunun üzerine nasıl gideceğiz’ cümlesi. Ama savcılar bunu iddianamede ‘Cafer Mahiroğlu’ndan nasıl rüşvet talep edeceklerini söylemesi üzerine’ diye yazmış. Yakup’un böyle bir ifadesi yok" diye konuştu.
Ongun, iddianamedeki değerlendirme bölümünü eleştirerek, "Bir savcı nasıl böyle bir cümleyi ekleyebiliyor, bilmiyorum. Adalet böyleyse kapatalım dükkânı. Böyle bir adalet olur mu" diye sordu.
“Avanak mıyım ben sayın başkan?”
Muhittin Palazoğlu’nun Tuzla’daki projesine ilişkin konuşan Ongun, proje değerini anlatarak suçlamalara tepki gösterdi.
Ongun, İstanbul’un Kumsallı Yalıları’na hoş geldiniz. En küçük daire 214 metrekare. 3,5+1 daire 88 milyon lira. 4,5+1 daire 115 milyon lira. 5,5+1 daireler 200 milyonun, 300 milyonun üzerinde. Bu projede 160 daire var. İşte ben bu projeyi kurtaran adamım değerli başkanım. Bu adamın projesini kurtaran Murat Ongun, bununla da yetinmiyor; nasıl oluyorsa zorla adama ihale veriyor. Böyle bir mantık olabilir mi?” dedi.
Savunmasının başında mal varlığına dikkat çektiğini hatırlatan Ongun, şunları söyledi:
Bunca iddiaya rağmen benim, eşimin, birinci ve ikinci derece yakınlarımın mal varlığında hiçbir artış yok. Hatta halk diliyle söyledim; ‘Avanak mıyım ben Sayın Başkan? MASAK raporunda var. Eşimin şirketinden üç yılda çekilen para 11 bin 500 lira. Üç yılda toplam kar 253 bin lira. Hani rüşvet? Hangi rüşvet? Benim evimi üç kez bastılar. Eşime ev hapsi verdiler. Kardeşim gibi gördüğüm bacanağıma hapis cezası verdiler. Ne yaptım ben size? Kim benden bu kadar nefret eder, anlamadım.
"Muhittin Palazoğlu münafık"
Muhittin Palazoğlu hakkında sert ifadeler kullanan Ongun, şöyle konuştu:
Bu adam her şeyi yapmaya teşne biri. Kene gibi yapışıyor, bırakmıyor. Sürekli AK Parti cenahından, Cumhurbaşkanı çevresinden duyduğu şeyleri gelip anlatıyor. Münafık bu, münafık.
Bir gün geldi, Tuzla’daki projesini Külliye’de Cumhurbaşkanı’na arz ettiğini anlattı. Sonra telefonundan Cumhurbaşkanı’nın projeyi incelerken çekilmiş fotoğraflarını gösterdi. Aynı gün bana Cumhurbaşkanı’nın cep numarasını verdi. ‘Saat 21.30-22.00 gibi telefonuna bakar, WhatsApp kullanmaz, SMS atın’ dedi.
Ongun, buna karşılık "Muhittin, ben niye Cumhurbaşkanı’na SMS atacağım gece gece?" dediğini aktardı. Ongun, elinde Palazoğlu ile ilgili notlar bulunduğunu belirterek, bazı bilgileri kamuya açık şekilde paylaşmak istemediğini söyledi ve "Ben devlet büyüklerinin çocuklarıyla ilgili meseleleri burada konuşmam. Ama devletimiz bu adamı bilsin" ifadelerini kullandı.
"Yapay zeka ifadesi bunlar"
Eylem 116 kapsamında eşinin şirketi üzerinden kurulduğu iddia edilen rüşvet ağına da değinen Ongun, altı farklı firmanın savcılık ifadelerindeki benzerliğe dikkati çekti. Ongun, "Bu altı firmanın ifadelerini okuyunca aynı kalemden çıktığı açık. Aynı cümle yapıları, aynı kelimeler. Bunlar yapay zeka ifadesi. ‘Emrah Bağdatlı aracılığıyla’, ‘Emrah Bağdatlı kaynaklı olduğu düşünülen’, ‘Emrah Bağdatlı üzerinden yönlendirildiği anlaşılan’... Hepsi aynı şablon" dedi.
"Niye hep Muhittin’e inanıyorlar?"
Savcılığın Palazoğlu’nun beyanlarını esas aldığını savunan Ongun, "Savcılar niye devamlı Muhittin’e inanıyor? Niye bize hiç inanmıyorlar? Adam aleni şekilde yalan söylüyor. Palazoğlu bazı ihalelerde kendi adıyla da iş yaptı. Kendi adına giremiyordun ya peki 2020’de yapılan Avrasya Maratonu yayın işini kim aldı? Buna da baksınlar" ifadesini kullandı.
Mahkeme heyetine seslenen Murat Ongun, savunmasını şöyle tamamladı:
Arkanızda 'adalet mülkün temelidir' yazıyor. Yani devletin. Yani adalet, diğer adı güvenle, eşit haklarla ve aidiyet duygusuyla biz yurttaşları devlete en bağlı bireyler kılıyor hem de devlete karşı bizi koruyor. Adına devlet aklı denen palavrayla, sözde derin devlet gibi kavramlara atıfla, bizleri devletin bir plan dahilinde tutuklattığı artık alenen dillendiriliyor. Üstelik önemli makam sahiplerince. Devlet bu palavra sözün kimliğini alet edecek bir konumda değildir. Ama sizin temsil ettiğiniz adalet gerekirse devlet organizasyonuna karşı bile bizi korumak zorundadır. Kararlarınızı Türk milleti adına veriyorsunuz, Türk devleti adına değil. İnşaat mühendislerinin sevdiğim bir sözü var: 'Her yük temele gider' diyorlar. Yani 20. kata piyanoyu koyduğunda onun ağırlığı 19. kata inmez, direkt temele gider diyorlar.
"Bu dava devletin temeli olan adalete yüklenen ağır bir yük"
Bu dava devletin temeli olan adalete yüklenen ağır bir yük. Kolonları çatlatıyor, bunun temelini zorluyor. Devleti ve adaleti, doğal olarak bu milleti yoran bu yapay yükten kurtulma vakti gelmiştir. Bu karar sizin ve kıymetli iki üyenizin dudakları arasındadır, öyle olmalıdır. Değerli başkanım o meşhur söz var ya 'Berlin'de hakimler var' diye. 18. yüzyılda yani 1700'lerin ortalarında Prusya İmparatorluğu'nda değirmenci bir köylünün sözüdür o. Prusya Kralı Frederik, köylü değirmencinin hakkını bundan 300 yıl önce gasp etmeye çalıştığında o köylü Alman değirmenci diyor ki 'Berlin'de hakimler var.' Siz de lütfen bize 'İstanbul'da hakimler var' dedirtiniz. Her şeyi açık açık serdim. Doğru hükmü tesis etmeniz niyetiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum."
Duruşma, Murat Ongun'un çapraz sorgusuyla devam edecek.
ANKA