Libya'da istihbarat savaşı büyüyor

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Libya Başkanlık Konseyi'nin aldığı görev değişikliği kararı, kısa sürede kurum içi anlaşmazlıkları ve siyasi gerilimi görünür hale getirdi / Fotoğraf: X - Yerel Basın

Libya Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hüseyin Muhammed el-Aib’in görevden alınması, ilk bakışta Trablus’tan gelen sıradan bir idari karar gibi görünüyor, lakin daha derinlemesine incelendiğinde farklı bir anlam taşıdığını görüyoruz. 

Oysa Başkanlık Konseyi’nin el-Aib’i görevden düşürüp Abdülmecid Mligta’yı koltuğa oturtması, birkaç gün içinde hem Konsey içinde çatlağa hem Temsilciler Meclisi’nin sert tepkisine hem de sahada yeni hizalanmalara yol açtı. 

Libya siyasetini biraz yakından izleyen herkesin aklındaki soru aynı: 

Ne oldu da bir istihbarat ataması ülkenin zaten kırılgan dengelerini daha da zorlayan bir krize dönüştü?


Cevap, Libya’daki rekabetin artık yalnızca hükümet başkanlığı, seçim takvimi ya da milis dengeleriyle sınırlı kalmamasında yatıyor. Trablus ile Bingazi arasındaki mücadele, devletin gerçek sinir uçlarına, yani istihbarat aygıtına, orduya, mali kurumlara, petrol şirketlerine, sınır güvenliğine ve dış aktörlerle kurulan temas ağlarına taşınıyor. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hüseyin el-Aib’in görevden alınması, bu nedenle tek bir isim değişiminden çok, “Libya devletini kim temsil ediyor?” sorusunun yeniden sorulduğu bir eşik haline geliyor.

Bugün Trablus’ta imzalanan kararların sahadaki karşılığı Bingazi’de, Tobruk’ta, Sirte’de ve sınır kasabalarında test ediliyor. Aynı anda Türkiye, Mısır ve İtalya’nın istihbarat ve diplomasi hatları üzerinden ülkeye yoğun biçimde giriş-çıkış yaptığı bir dönemde bu test daha da karmaşık hale geliyor. 

Libya’da istihbarat savaşı büyürken, aslında devletin çekirdeğinin kim tarafından kontrol edildiği sorusunun da yeniden yazıldığını görüyoruz.


Görevden alma neden krize döndü?

Başkanlık Konseyi, 29 Haziran’da yayımlanan kararla Hüseyin el-Aib’i Genel İstihbarat Servisi Başkanlığı’ndan aldı ve yerine Abdülmecid Mligta’yı atadı. Karar Konsey’in resmî açıklamasında rutin bir değişiklik gibi sunuldu. 

Ancak aynı gün, Konsey üyelerinden Musa el-Koni oturumda bulunmadığını, kararın kendisi dışarıdayken alındığını belirtti. Bu detay, Libya’daki üst düzey güvenlik kararlarının bile kurum içi mutabakatla alınamadığını gösteren küçük ama önemli bir işaret niteliğinde.

El-Aib’in adının etrafında uzun süredir dolaşan tartışmalar da kararın arka planını aydınlatıyor. Geçmişte devlet şirketlerini yönetirken yolsuzluk iddiaları, Trablus’taki gruplarla gergin ilişkiler ve Hafter cephesine yakınlık söylentileri el-Aib’i tartışmalı bir isim haline getirmişti. 

Buna rağmen Trablus merkezli hükümetle çalışmaya devam etmesi, Libya’daki kurum yapısının ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyordu. 

İstihbarat servisinin başındaki isim, bir yandan başkentte otururken diğer yandan da doğu eksenli güvenlik ağlarına yakın olmakla suçlanıyordu. Bu karmaşa, haziran ayı ortasında Trablus’un doğusundaki Tacura’da yaşanan hareketlilikle daha da belirginleşti. 

El-Aib’in, Doğu Trablus Ofisi’ndeki yerel istihbarat sorumlusunu görevden alıp yerine farklı bir isim ataması, sahada 2.500 civarında silahlı unsurun hareketlenmesine yol açtı. Karar, bir ilçedeki bürokratik değişiklikten fazlasıydı. 

İstihbarat içi yeniden yapılanma, milis ağlarının kendilerini dışarıda bırakılma riskiyle karşı karşıya hissetmesine neden oldu.

Kriz, gün içinde yatışsa da Trablus çevresinde güvenlik kurumlarına yönelik her hamlenin milisleri harekete geçirebilecek potansiyele sahip olduğunu hatırlattı.

Bu arada Libya’da Sahel ve Akdeniz ülkelerinin askeri istihbarat başkanlarını buluşturmak üzere planlanan konferansın Trablus yerine Bingazi’de yapılmasının gündeme gelmesi, Trablus yönetiminde ciddi bir rahatsızlık da yarattı. 

Başkent, bölgesel istihbarat buluşmasının ülkenin doğusuna kaydırılmasını, devletin uluslararası temsiliyetinin de doğu yönetimine doğru kaydırılması riski olarak okudu. 

El-Aib’in hem bu konferans hem de doğudaki aktörlerle ilişkileri nedeniyle “denge bozucu” olduğu yönünde yorumlar yapıldı.

Böyle bir ortamda görevden alma kararı, doğal olarak Trablus ile Bingazi arasındaki kurum savaşının yeni bir cephesi haline geldi.
 

Libya’da devlet kurumları, Trablus merkezli siyasi yapı ile doğudaki fiilî güç odakları arasında parçalı bir kontrol alanı içinde şekilleniyor / Fotoğraf: AFP
Libya’da devlet kurumları, Trablus merkezli siyasi yapı ile doğudaki fiilî güç odakları arasında parçalı bir kontrol alanı içinde şekilleniyor / Fotoğraf: AFP

 

Libya’da devlet kurumları kimin elinde?

Libya’nın bugünkü yapısına baktığımızda, iktidarın yalnızca hükümet başkanlığı ya da Başkanlık Konseyi koltuğundan okunamayacağı hemen anlaşılıyor. 

Ülkede gerçek güç dağılımı, istihbarat servisi, ordu komuta kademesi, Merkez Bankası, Ulusal Petrol Kurumu, limanlar, sınır geçiş noktaları ve milis ağları üzerinden kurulmuş durumda. 

Trablus uluslararası tanınırlığın verdiği avantajla siyasi merkez olma iddiasını sürdürürken, Bingazi ve doğu hattı sahadaki askeri ve güvenlik kapasitesiyle fiili güç alanını genişletiyor.

İstihbarat servisi bu parçalı yapının tam ortasında yer alıyor. El-Aib döneminde, Trablus merkezli istihbarat yapılanmasının batı bölgesinde bazı milis komutanlarını “terörle mücadele” dosyası kapsamında kurumsal yapıya dahil etme girişimleri oldu. 

Zaviye ve Sabrata çevresinde bir milis liderinin adli rolünden alınıp genel istihbaratın batı ofisinde görevlendirilmesi, istihbaratın sahadaki silahlı grupları devlet kurumu içine çekme denemesi olarak okunabilir. 

Bu tür atamalar, kısa vadede belli bir düzen sağlasa da uzun vadede “devlet mi milisi dönüştürüyor, milis mi devleti dönüştürüyor” sorusunu gündeme getiriyor.

Merkez Bankası ve petrol sektörü de benzer bir gerilim hattında. Gelirlerin dağıtımı, bütçe tahsisi, maaş ödemeleri ve yatırım kararları Trablus merkezli mali kurumlar üzerinden yürütülüyor. 

Ancak petrol sahalarının önemli bir kısmı ve bazı kilit limanlar hâlâ doğu eksenli aktörlerin kontrolünde. Bu durum, Libya’da “devletin kasasının” batıda olduğu, ancak “devletin sahasının” önemli bölümünün doğuda tutulduğu bir ikili yapı yaratıyor. 

İstihbarat ve güvenlik kurumları üzerindeki rekabet, tam da bu mali ve askeri ikiliğin kesişme noktasında yoğunlaşıyor.

Trablus-Bingazi rekabetini anlamak için, güvenlik kurumlarının kim tarafından doldurulduğuna da bakmak gerekiyor. El-Aib’in görevden alınmasıyla boşalan koltuğa Mligta’nın getirilmesi, Başkanlık Konseyi içindeki bazı grupların istihbarat servisinde “daha merkezi, Trablus ağırlıklı” bir isim istemesiyle ilişkili. 

Buna karşılık Temsilciler Meclisi ve doğu yönetimi, Trablus’un bu hamlesini “kurumsal temsiliyetin tek taraflı yeniden yazılması” olarak görüyor. Libya’da istihbarat savaşı büyürken, aslında devlet kurumlarının hangi şehirden ve hangi ağ üzerinden yönetileceği sorusu da giderek daha keskin bir hal alıyor.


Türkiye, Mısır ve İtalya neden devrede?

Libya’daki istihbarat krizini yerel bir atama meselesinden çıkarıp bölgesel bir dosyaya dönüştüren unsurlardan biri Türkiye’nin, Mısır’ın ve İtalya’nın aynı dönemde ülke dosyasına yoğun biçimde eğilmesi. 

Son haftalarda hem dışişleri hem de istihbarat düzeyinde peş peşe ziyaretler ve temaslar gerçekleşti. Bu yoğunluk, Libya’daki güvenlik kurumları üzerindeki rekabetin yalnızca yerel aktörler arasında yaşanmadığını gösteriyor.

Türkiye, 2019’dan bu yana Trablus merkezli hükümetle askeri ve siyasi hattını güçlü tutan aktörlerden biri. Deniz yetki alanları anlaşması, askeri iş birliği mutabakatları ve savunma sanayii projeleri üzerinden Libya dosyası Ankara için Akdeniz güvenliği, enerji diplomasisi ve bölgesel nüfuz başlıklarını bir araya getiriyor. 

Son dönemde Türk istihbaratının Trablus’a gidip hem hükümet kanadıyla hem de Başkanlık Konseyi üyeleriyle görüşmesi, bu hattın korunduğunu gösteriyor. Daha dikkat çekici olan ise aynı heyetin Bingazi’ye geçerek Libya Ulusal Ordusu’nun fiili komuta kademesiyle, özellikle de Saddam Hafter ile temas kurması.

Bu çift kanallı yaklaşım, Türkiye’nin Libya’yı “tek cepheli” bir dosya olarak okumadığını gösteriyor. Ankara, Trablus’la kurduğu ittifakı sürdürürken, doğu yönetimi ve Hafter ailesiyle de konuşabilen bir aktör olmanın sahadaki riskleri azaltabileceğini düşünüyor. 

Bu, geri adım olarak değil de Libya’daki güç dağılımını daha gerçekçi bir şekilde okuma çabası olarak görülebilir. Zira ülkenin doğusunda fiili askeri güç ve sınır hattı kontrolü büyük ölçüde Hafter eksenli ağların elinde. 

Trablus’ta kurumların başındaki isimler değişirken, Bingazi’de kiminle konuştuğunuz da Libya’daki geleceği belirleyen bir faktör haline geliyor.

Mısır’ın rolü de benzer bir dönüşümden geçiyor. Uzun yıllar Libya dosyasını ağırlıklı olarak doğu merkezli, Hafter odaklı bir perspektiften okuyan Kahire, son dönemde Trablus’la istihbarat düzeyinde temas kurmaya başladı.

Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı’nın 2021’den bu yana ilk kez Trablus’a gidip Başbakan Dibeybe ve ekibiyle görüşmesi, Libya’yı sınır güvenliği, Müslüman Kardeşler karşıtlığı, doğu Libya bağlantıları ve Akdeniz güvenliği üzerinden okuyan çizginin daha esnek hale geldiğini gösteriyor.

İtalya ise göç, enerji, kıyı güvenliği ve Akdeniz dengesi nedeniyle Libya dosyasını yakından takip eden bir aktör olarak öne çıkıyor. Roma için Libya, hem ENI üzerinden yürütülen enerji projeleri hem de Orta Akdeniz’de göç yollarının kontrolü açısından kritik. 

Bu nedenle İtalya Trablus’ta hükümetle, doğuda ise güvenlik aktörleriyle ilişkilerini sürdürmek istiyor. Türkiye, Mısır ve İtalya’nın aynı dönemde Libya’da eş zamanlı diplomatik ve istihbarat hareketlilik içinde olması, el-Aib kriziyle tetiklenen kurum savaşının bölgesel güç dengeleriyle çok yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor.
 

Hafter ailesinin artan diplomatik ve askeri görünürlüğü, Libya’nın doğu merkezli güç yapısının uluslararası düzeyde daha fazla muhatap alınmasına yol açıyor / Fotoğraf: AFP
Hafter ailesinin artan diplomatik ve askeri görünürlüğü, Libya’nın doğu merkezli güç yapısının uluslararası düzeyde daha fazla muhatap alınmasına yol açıyor / Fotoğraf: AFP

 

Hafter ailesi merkeze mi yürüyor?

Libya’daki son istihbarat krizini anlamak için Hafter ailesinin yükselen rolüne bakmadan geçmek mümkün değil. Zira Saddam Hafter’in yalnızca Libya Ulusal Ordusu’nun sahadaki komuta kademesinde değil; diplomatik temaslarda da giderek daha görünür hale gelmesi bu açıdan önemli. 

Son haftalarda hem Türk askeri heyetleriyle Bengazi’de bir araya gelmesi hem de Washington’da Libya’daki siyasi geçiş planlarını tartışan toplantılarda yer alması, doğu yönetiminin uluslararası aktörlerle doğrudan konuştuğu yeni bir döneme işaret ediyor.

Bu gelişmeler, Bingazi’nin Libya diplomasisinde giderek daha fazla muhatap alınması anlamına geliyor. ABD’nin uzun süredir tartıştığı “kurumların birleştirilmesi ve yetki paylaşımı” planları, Dibeybe hükümeti ile Hafter eksenli liderlik arasında bir tür geçiş formülü arıyor. 

Böyle bir formül, teoride Libya’da parçalı kurum yapısını tek bir çatı altında toplama hedefi taşıyor. Ancak pratikte istihbarat, ordu ve mali kurumlar üzerinde kimin kontrol sahibi olacağı sorusunu daha da karmaşık hale getirebilir.

Hafter ailesinin yükselen rolü, Libya’da merkezi otorite kurulmasını kolaylaştırabilecek bir unsur olabilir. Doğudaki askeri güç, batıdaki mali ve siyasi merkezle makul bir paylaşım zemini bulursa, istihbarat ve güvenlik kurumları üzerinde daha koordine bir yapı ortaya çıkabilir. 

Fakat bu senaryonun önünde ciddi engeller de var. Geçmişte yaşanan çatışmaların hafızası, milis ağlarının kendi çıkarlarını koruma refleksi ve bölgesel aktörlerin Libya’yı bir rekabet alanı olarak görmesi bu engellerin başında geliyor.

Bunun karşı senaryosu da masada. Hafter cephesinin yükselişi ve Bingazi’nin uluslararası arenada daha fazla muhatap alınması, Libya’daki parçalı yapıyı daha da kalıcı hale getirebilir. 

İstihbarat savaşının büyümesi, devlet kurumlarının Trablus-Bingazi-Mısrata ekseninde farklı ağlara bölünmesine yol açarsa, ülkenin bir süre daha “fiili federasyon” benzeri bir güvenlik düzenine sürüklenmesi ihtimali küçümsenmemeli. 

Hüseyin el-Aib’in görevden alınmasıyla başlayan kriz, bu açıdan bakıldığında Libya’nın gelecekte hangi eksen etrafında bir araya geleceği sorusunun küçük ama kritik bir testi olarak değerlendirilebilir.

Sonuçta Libya’da yaşadığımız bir isim değişikliğinden ibaret değil. Genel İstihbarat Servisi üzerindeki kavga, devletin çekirdeğini kimin yöneteceği, hangi şehirlerin “merkez”, hangilerinin “çevre” olarak kalacağı ve dış aktörlerin bu merkezle nasıl ilişki kuracağı sorularını yeniden gündeme getiriyor. 

Türkiye, Mısır ve İtalya’nın yoğun hareketliliği, Hafter ailesinin yükselen profili ve Trablus-Bingazi hattında kurum savaşının sertleşmesi Libya’yı yeniden Akdeniz güvenliği tartışmalarının merkezine yerleştiriyor. 

Gerçek mücadele artık hükümet koltuklarından ziyade istihbarat ve güvenlik kurumlarını kimin yöneteceği ekseninde yürüyor. Bu mücadelenin sonucu, Libya’nın geleceğini olduğu kadar Akdeniz’in siyasi haritasını da derinden etkileyecek.

 

 

Kaynaklar:

1.  https://lana.gov.ly/post.php?lang=en&id=360556
2.  https://libyaherald.com/2026/06/presidency-council-openly-split-over-appointment-of-new-head-of-libyas-general-intelligence
3.  https://libyasecuritymonitor.com/mobilisations-in-tajoura-after-dismissal-of-intelligence-official/
4.  https://libyareview.com/33603/libyan-parliament-reorganizes-general-intelligence-service/
5.  https://www.aa.com.tr/en/turkiye/turkiye-italy-and-libya-hold-cooperation-summit-in-istanbul/3648350
6.  https://www.turkiyetoday.com/region/egyptian-turkish-intelligence-chiefs-meet-to-discuss-gaza-libya-report-3206472
7.  https://www.thenationalnews.com/news/mena/2026/06/29/saddam-Hafter-to-meet-rubio-in-washington-as-us-pushes-libya-unification-plan/ 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU