2025 yılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından aile yılı olarak ilan edilmiş ve bu kapsamda aile kurumunun ayakta tutulması adına birtakım yenilikler hayata geçirilmiştir. Bunlar ikinci ve devamı çocuklar için aylık nakdi destek paketi, yeni evlenecek çiftlere yönelik olarak yardım ve kredi imkânları, Aile ve Gençlik Fonu’nun kurularak çeşitli desteklerin verilmesi, aile içi iletişim için verilen aile içi eğitim programları, ailelere yönelik olarak sağlanan çeşitli indirimler gibi birçok destek verilmiştir.
Peki aile neden önemlidir?
Aile toplumun temelidir. Bir bireyin varlığını devam ettirebilmesi için sağlıklı bir aile hayatına ihtiyaç vardır. Bireyin kişiliğinin gelişmesi ve meydana gelmesi, toplumsal hayata dâhil olması ve toplumla uyum süreci ailenin varlığı ile şekillenmektedir. Bu sebeple aile hem bireyin hem de toplumun sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlayan bir işlevi görmektedir. Milletlerin kültürlerinin aktarılması adına da bir köprü olan aile zamanla birçok değişikliğe uğramışsa da devletler ekonomik, sosyal ve politik ilişkilerinin devamlılığını ailenin korunması ile mümkün olduğunu görmektedirler.
Türk toplumunda aile yapısı, dünyadaki değişimlere paralel olarak tarihsel süreçte çeşitli değişiklikler yaşamıştır. Osmanlı döneminde geniş aile yapıları söz konusuyken, Cumhuriyet dönemiyle birlikte çekirdek aile modeli karşımıza çıkmaya başlamıştır. Bu değişim, sanayileşme, eğitim politikaları, kente göç, planlı devam edememiş olsa da kentleşme gibi faktörlerle beraber ilerlemiştir. Bu doğrusallık içinde, toplumsal değerlerdeki yaşanan köklü değişimler ve kişisel hakların ön plana çıkması, aile içindeki ilişkileri de etkilemiştir.
Anayasa’nın sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler başlıklı 3. bölümündeki 41. maddesinde; "Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır" şeklinde ifade edilerek ailenin gerektiği takdirde devlet tarafından korunması gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
Son zamanlarda ülkemizde aile kurumu meydana gelen toplumsal, ekonomik, kültürel ve teknolojik değişimlerin etkisiyle giderek daha karmaşık sorun alanlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca aile kavramından uzaklaşılıp bireyselleşmenin güçlenmesi ve toplumsal değerlerde meydana gelen dönüşümler de aile içi dayanışma, sorumluluk ve aidiyet ilişkilerinin yeniden şekillenmesine neden olmaktadır.
Toplumsal yapıda meydana gelen bu dönüşümler, aile kurumunun demografik ve sosyolojik görünümünde de önemli değişikliklere yol açmaktadır. Özellikle bu değişimin göstergeleri tek kişilik hanelerin giderek yaygınlaşması, bir artı bir ev satışlarının artması, boşanma oranlarının artması, bireylerin evlilik kararını daha ileri yaşlara ertelemesi, evlenme oranlarının düşmesi ve doğurganlık düzeylerinin gerilemesi sayılabilir.
Türkiye İstatistik Kurumunun "İstatistiklerle Aile 2025" verilerine göre Türkiye’de geçtiğimiz yıllarda 4 olan ortalama hane halkı büyüklüğü 2025’te 3,08 kişiye düşmüştür. 2014’te yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan tek kişilik evlerin oranı 2025’te yüzde 20,5’e yükselmiş ve bu yılda, 25-29 yaş grubunda ve hiç evlenmemiş 3 milyon 502 bin 33 kişiden 2 milyon 452 bin 909’unun anne ve/veya babasıyla yaşadığı görülmüştür. Ayrıca 2025 yılında 193 bin 793 çift boşanma sürecini yaşamışken 191 bin 371 çocuk ise velayet değişiklikleri ile karşı karşıya kaldı. Çocukların yüzde 74,6’sının velayeti anneye verildi. Ayrıca ülkemizde doğurganlık hızı 2,1 yenilenme eşiğinin altına düşerek 1,48 seviyesine gelerek acil bir uyarı vermektedir.
Türkiye’de aile yapısındaki değişim yalnızca hane büyüklüğünün azalmasıyla sınırlı değil, ailenin toplumsal anlamı da önemli ölçüde dönüşmektedir. Bu dönüşüm özellikle birkaç eğilim üzerinden çok rahat izlenebilmektedir. Geleneksel geniş aile yapısının giderek çözülmesi ve çekirdek ailelerin küçülmesiyle birlikte tek kişilik hanelerin yaygınlaştığı görülmektedir. Bir diğeri, bireylerin evlilik kararlarını daha ileri yaşlara ertelemesi, ilk evlenme yaşının yükselmesine ve buna bağlı olarak doğurganlık için ayrılan sürenin daralmasına yol açmaktadır.
Bunlarla beraber evlilik dışı birliktelikler ve tek başına yaşam gibi farklı yaşam tercihlerinin daha görünür ve yaygın hâle geldiği dikkat çekmektedir. Söz konusu gelişmeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde ailenin geçmişte olduğu gibi toplumsal yaşamın temeli olmaktan uzaklaşarak, bireylerin yaşam tercihleri doğrultusunda kurduğu seçeneklerden biri hâline geldiği söylenebilmektedir.
Boşanma oranları 193 bin 793’e yükselirken, ülkemizdeki boşanma hızı binde 2,26 ile son yılların en yüksek seviyesine yükselmişken aynı yılda evlilik sayısı düşerek 552 bin 237’ye gerilemiştir. Boşanma sebeplerini ise sadece bir faktöre bağlamak doğru olmayacaktır. Birçok parametrenin beraber işlediği bir süreçtir. Bu sebepler arasında ekonomik sebepler, iletişim sorunları, derin fikir ayrılıkları, sosyal medya kullanımı, sadakatsizlik, kök aile müdahaleleri ve fiziksel/psikolojik şiddet gösterilebilmektedir.
Ez cümle, evlilik oranlarının azalması, yalnız yaşamanın yaygınlaşması, boşanma oranlarındaki artış yalnızca aile kurumunun zayıflaması şeklinde değerlendirilmemeli; ekonomik sorunlar, iletişim eksikliği, toplumsal değişim ve bireysel beklentilerle birlikte ele alınmalıdır. Ailenin korunması sağlıklı ve güvenli aile ilişkilerinin desteklenmesi ile mümkündür. Bu doğrultuda evlilik öncesi ve evlilik sürecinde aile danışmanlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması, ekonomik açıdan kırılgan ailelere yönelik sosyal desteklerin güçlendirilmesi, ebeveynlik ve iletişim becerilerini geliştiren eğitim programlarının artırılması önem taşımaktadır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish