Danimarkalı şair Niels Hav: İstanbul'a gelmek demek, sanki evime gelmek demek

Zeynep Karaca, Independent Türkçe için Danimarkalı şair Niels Hav ile konuştu

Danimarkalı şair Niels Hav, şiirleri ve İstanbul'la kurduğu özel bağ üzerine Independent Türkçe'nin sorularını yanıtladı / Fotoğraf: Kadir İncesu

Danca yazan Danimarkalı şair Niels Hav, şiirleri İngilizce, Felemenkçe, Çince, İspanyolca, İtalyanca, Türkçe ve Lehçe gibi dillere çevrilen bir isim.

Dünyanın farklı coğrafyalarını dolaşan Hav'ın şiirlerinde gündelik hayatın içindeki insan, eşya, mutluluk, sorumluluk, yabancılık ve aidiyet öne çıkıyor.

İstanbul ise onun şiirlerinde yalnızca bir şehir değil; yıllar içinde tanıdıkların, dostlukların ve giderek "ev" duygusunun oluştuğu özel bir yere dönüşmüş durumda.

Hav, kendisini İstanbul'a yakın hissetse de bu şehrin hâlâ yabancısı olduğunu söylüyor:

Artık İstanbul'a gelmek demek, sanki evime gelmek demek, tanıdıklarımın evine gelmek aslında.

Niels Hav ile şiirden gündelik hayata, insanlarla kurduğumuz ilişkilerden İstanbul'la arasındaki gizemli bağa uzanan bir söyleşi yaptık.
 

Niels Hav, Independent Türkçe için Zeynep Karaca'nın sorularını yanıtladı
Niels Hav, Independent Türkçe için Zeynep Karaca'nın sorularını yanıtladı

 

"Mutfak lavabosunun önünde diz çöküyorum ve lavabo açacağını, örümceği ve o iki dayanıklı çiviyi saygıyla selamlıyorum" diyorsunuz. Şairin eşyayla kurduğu evren nasıldır, eşyalar bizim dünyamızda nasıl bir anlama dönüşür?

Her şiirin yazılmasında bir temel taşı vardır. Yani bir mantığı vardır. Bir gün mutfak dolabını açtığımda karşımda 2 tane küflenmiş çivi gördüm. Benim oturduğum daire en az 100 yıllık. Bu küflenmiş çiviler çok eski bir kalasta, tahtadaydı. Çivileri hâlâ orada görünce zamanın ne çabuk aktığını fark ettim. İstanbul'da yaşadığınız gibi, yaşadığınız eski evler, yıllarca yaşadığınız evler. İnsanoğlunun yaşı evlerine göre çok uzaktır. İstanbul'da, Kadıköy'de, İstiklal'de çok eski binalar görüyorsunuz. Ama bunların da ömrü insan ömründen daha fazla, öyle değil mi? Şunu anlatmaya çalıştım. Biz insanların yaşamı o kadar da uzun değil. Ve unuttuğumuz şey, ellerimizle yaptığımız evler bizden daha uzun ömürlü oluyor.


Ben Kimden Yanayım şiirinizde bir toplum panoraması var ve sizin açıkça ötekilerden yana olduğunuzu ifade ediyor. Şairin toplumdaki diğer sınıflarla kurduğu ilişki nasıldır?

Aslında sizin sorunuz iyi bir soru. Yani hoşlanmadığımız insanlarla nasıl iletişime geçebiliriz? Benim babam şey diyordu, nereden gelirlerse gelsinler, nasıl konuşurlarsa konuşsunlar, çalışan insana saygı duy oğlum. Ben bunu çocuklarıma da öğrettim. Örneğin buraya geldik. İlk gelene bir merhaba dememiz gerekiyor. O buranın bekçisi olabilir. Müdür olabilir, yöneticisi olabilir. İnsanlara ön yargısız merhaba demek önemli. Sizin sorunuz, ben diğerleriyle de konuşuyorum. Ama ben kimden yanayım, onu da biliyorum. Bu şiir benim için bir manifesto. Ben diğer insanların pozisyonuna bakmak için. Onlar insanlarla bağlantılı bir hayat yaşayanlarla birlikte yaşamak. Onların başka bir şeyler yapmak için. Bu şiirde aslında yaşamda sorumluluk alan insanları öne çıkarmaya çalıştım. Kadın torununa bir şeyler yapmaya çalışıyor. İşte engelli birine bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Ben bu insanlara karşı şefkat gösterdikleri sorumluluk anıları öne çıkarmaya çalıştım bu şiirinde. Şiirin sonunda adam ellerine yaptığı, 7 yılda yaptığı çardağı paramparça görüyor. Bu da aslında bu yaptığım benim doğru muydu? Yani yaptım da ne oldu? Kime yaradı? Burada da çarpıcı bir soru işareti çıksın diye onu yazdım.
 

Niels Hav, gündelik hayatın içindeki ayrıntıların şiire nasıl dönüştüğünü ve şiirin insanlarla kurduğu ilişkiyi anlattı / Fotoğraf: Eldar Karakan-Haber.dk
Niels Hav, gündelik hayatın içindeki ayrıntıların şiire nasıl dönüştüğünü ve şiirin insanlarla kurduğu ilişkiyi anlattı / Fotoğraf: Eldar Karakan-Haber.dk

 

Aniden Gelen Mutluluk şiirinizde bir beklenti var ve kavuşulmuş, umut veriyor. Şair beklentisine ve umuduna nasıl kavuşuyor ve bu dünya gerçekliği açısından ne kadar mümkün?

Mutluluğa abone olamazsınız ama ellerinizle onu yakalama şansınız olabilir. Aniden gelen mutluluğun bir formülü, patenti yok, onu aniden yakalayabilirsin. Ben şanslıyım, dünyanın çok yerini gezdim, örneğin Çin, Latin Amerika, Avrupa, Türkiye. Türkiye'de, Avrupa'da, Amerika'da, herkes kendi mantığı içinde mutluluğun peşinde. Mutlu olmak istiyorlar. İster büyük bir şehirde, ister entelektüel bir yerde, isterse fabrikada, isterse bir köyde. Hiç mühim bir şey yok. Bütün kıtalardaki insanlar mutluluğun peşinde. Belki de bu şiir onları da anımsatmak içindir.
 

Bütün Şemsiyelerim İstanbul'dan şiiriniz var. İstanbul'la ilişkiniz nasıl, sizi bu şehre ait hissettiren duygular neler? Ve eğer bütün şemsiyeler buradansa İstanbul'la yarattığınız gizemli bağ nedir?

Ben ne kadar kendimi İstanbul'a, tanıdıklarıma yakın hissetsem de buranın yabancısıyım. Ama buraya yıllardır, çok defa geldim. Bundan dolayı da İstanbul'da çok sayıda tanıdığım arkadaşım oluştu. Artık İstanbul'a gelmek demek, sanki evime gelmek demek, tanıdıklarımın evine gelmek aslında. Ama beni rahatsız eden bir şey var, İstanbul'daki tanıdıklarımla Türkçe konuşamamak beni rahatsız ediyor. Kopenhag'da bazı insanlar benim Türk olduğumu sanıyor. Çünkü her konuştuğumda Türkiye'den bahsediyorum. Ve Danimarka Radyosu beni canlı yayına davet etti. Türkçe dili konusunda benimle röportaj yaptılar. Herkes benim Türk olduğumu sanıyor. Ama ne yazık ki çok kişiyi hayal kırıklığına uğratıyorum benim Türkçe bilmediğimi anladıklarında. İstanbul'la ilgili, gizli, gizemli şeyler var ama maalesef bunları da gizli oldukları için anlatamıyorum.
 

İstanbul'a yıllardır gelen Niels Hav, kentte edindiği dostlukların zamanla kendisini "evime gelmiş gibi" hissettirdiğini söyledi / Fotoğraf: Kadir İncesu
İstanbul'a yıllardır gelen Niels Hav, kentte edindiği dostlukların zamanla kendisini "evime gelmiş gibi" hissettirdiğini söyledi / Fotoğraf: Kadir İncesu

 

İsa Müslümanlardan Yanadır, İslam'da İsa anlatısına yakın, sizi bu kurguya götüren bilgiler nelerdi? Bir de bu çağda et yemeyi yadırgatan gerçeğiniz neler?

Aslında bu şiirin temelinde şey yatıyor. Avrupa'nın kendini beğenmiş politikacılarını, Müslüman kökenli insanlara karşı önyargılarını, onların aşağılanmasını, İslam dinini sanki bir tehlikeli dinmiş gibi gösteriyor. Bu yüzden ben bu şiiri yazdım. Aslında İslam dini bir dindir. Tıpkı öteki dinler gibi. Bunun konuşulacak başka bir yönü yoktur. Konuşulacak hepsini konuşalım. Böyle yaklaşmak lazım. Kopenhag'ın merkezinde bir göçmen mahallesi var, orada bir manav var. Ona bir gün şaka yaptım, biliyor musun, İsa domuz eti sevmiyordu, Müslümanlardan yana diye. Bu şakalaşmadan şiir çıktı ortaya. Humor diye bir şey var, bir olaya esprili, şakacı yaklaşmak. Böyle yaklaşırsanız insanlarla iletişim de daha kolay oluyor. Şiirde de bunun dozunu kaçırmadan işleyebilirsen, şiir daha okunur, anlaşılır hâle geliyor.


Tek Kelimeyle Dahice şiirinizde, şiir daima kalıcıdır diyorsunuz, şiiri bu çağda da kalıcı yapan gerçekler neler?

Danimarka'nın Zagreb Konsolosluğu'nda yazdım bu şiiri. Büyükelçi beni kahve içmeye davet etti. Sordum, senin kültür ateşen var mı diye. Yok dedi. Benim karşımda sadece ticaretten başka bir şey konuşmayan büyükelçi vardı. Ben ona dedim ki: ne yazık ki şiir sizin ticaretinize katkı sunmaz. Ticarette, alırsın, satarsın, kaybedersin ama bu şiiri okursan, yıllar sonra çekmecenden çıkarıp bakabilirsin, şiir kaybetmez. Şiir kaybedilmeyen şeydir, ticaret senden de alır, cebinden de alır, bunu unutma demiştim. İşte bu sohbetten bu şiir doğdu. Sizin sorunuzu ciddiye alıyorum, benim anlatmak istediğim şiir sınır tanımaz. Günümüzde, şiir sınır tanımadığı sürece biz insanlar birbirimize yakınlaşacağız. Burada anlatmak istediğim buydu. Ayrıca, bazı yerlerde aptalca tartışmalar oluyor, şiir çevrilmez diye. Bunlar safsata. Kendini beğenmişlerin bakışı. Çevrilmeseydi biz bugün nasıl oturacaktık bu masada. Nazım'dan, Pablo Neruda'dan nasıl haberdar olacaktık. Bundan dolayı, edebiyat çevirmenlerine destek vermeliyiz ve saygı duymalıyız. Sadece bireysel bazda değil, kamu kurumları ve devlet de destek vermeli. Çevirmenler sayesinde, edebiyat sınırları aşacak, şiir sınırları aşacak. Çeviri olmazsa, kendi kendine de şiir sınırları aşmaz.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU