Emperyal refleks, Azerbaycan'ın egemenliğine çarptı

Prof. Dr. Aygün Attar Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: TASS

Rusya Federasyonu vatandaşları - "Moskova 24" televizyon kanalının sunucusu ve gazeteci İvan Knyazev, Rusya Federasyonu’nda kendisini siyasi danışman ve medya uzmanı olarak tanıtan Semyon Uralov ile televizyon gazetecisi ve muhabir olarak faaliyet gösteren, aynı zamanda Rusya Federasyonu Ulaştırma Bakanı’nın danışmanı Aleksey Çadayev etrafında yaşananlar, sıradan bir medya polemiğinin sınırlarını çoktan aşmıştır.

Azerbaycan Başsavcılığı, söz konusu şahısların terörizme açık çağrıda bulunmak, anayasal düzenin zor kullanılarak değiştirilmesini ve ülkenin toprak bütünlüğünün parçalanmasını teşvik etmek, ayrıca millî nefret ve düşmanlığı körüklemek yönündeki eylemlerine ilişkin haklı şüphelerin bulunduğunu açıklamıştır. Her üç kişi hakkında sanık sıfatıyla işlem başlatılmış, arama kararı çıkarılmış ve mahkeme kararıyla tutuklama tedbiri uygulanmıştır.

Bu suçlamaların nihai hukuki değerlendirmesini elbette yargı yapacaktır. Ancak meselenin siyasi boyutu şimdiden son derece açıktır: Rusya’daki propaganda çevrelerinin bir bölümü, Sovyet sonrası coğrafyanın bağımsız devletleriyle hâlâ emperyal hiyerarşinin diliyle konuşmayı sürdürmekte; komşu ülkelerin egemenliğini adeta Moskova’nın çıkar ve tasavvurlarıyla uyumlu olduğu ölçüde geçerli saymaktadır. İşte kırmızı çizgi tam da burada başlamaktadır.

Azerbaycan hiç kimseye ülkenin parçalanmasını, devlet düzeninin zorla değiştirilmesini veya insanların fiziksel olarak ortadan kaldırılmasını bir sonraki internet yayınının "entelektüel tartışma konusu" hâline getirme hakkı vermemiştir. Böyle bir söylemin Rus medya ve uzman çevrelerinin içinde yer alan kişilerden, hatta bunlardan birinin federal düzeyde bir bakanın danışmanı konumundaki şahıstan gelmesi, meseleyi üç kişinin bireysel sorumluluğunun çok ötesine taşımaktadır: Marjinal şovenizm nerede bitmekte, bu tür görüşlerin siyasi olarak meşru görülmesini mümkün kılan ortam nerede başlamaktadır?

Bu söylemin Güney Kafkasya’nın köklü biçimde değiştiği bir dönemde ortaya çıkması ayrıca dikkat çekicidir. Moskova’daki bazı çevreler, Bakü’nün kendi ittifaklarını, ulaşım güzergâhlarını ve Türkiye, Orta Asya, ABD, Çin ile diğer güç merkezleriyle ilişkilerini bağımsız biçimde belirlediği yeni gerçekliği psikolojik olarak kabullenmekte hâlâ zorlanmaktadır. Buradan doğan rahatsızlık giderek daha sık "jeopolitik", "analiz" ve Rusya’nın sözde "tarihî çıkarları" üzerine söylemlerin ardına gizlenmektedir.

Nitekim "Çistota ponimaniya" programında daha önce "Bakü ve Erivan’ın Moskova’ya Karşı İttifakı" başlığı tartışmaya açılmış, başka bir yayında ise Azerbaycan, Rusya’nın jeostratejik senaryoları ve riskleri bağlamında ele alınmıştır. Post-emperyal zihniyetin temel hastalığı da budur: Eşitlik itaatsizlik, bağımsız dış politika meydan okuma, eski nüfuz araçlarının kaybedilmesi ise neredeyse tarihî bir haksızlık gibi algılanmaktadır.

Oysa Azerbaycan devletçiliği, Moskova’nın komşularının bağımsızlığına sınır çizebildiği eski siyasi haritayı çoktan geride bırakmıştır. Bakü bugün büyük güçlerle çıkar, karşılıklılık ve egemen tercih diliyle konuşmaktadır. Azerbaycan’a hâlâ hayalî bir imparatorluk masasının arkasından hitap etmeye çalışanların artık bir gerçeği anlaması gerekir: Tarih o odanın kapısını çoktan kapatmıştır.

Bu nedenle Bakü’nün tepkisi, üç Rusya vatandaşına yönelik ceza soruşturmasından çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Bu, siyasi şovenizmin bütün altyapısına verilmiş açık bir mesajdır: Gazeteci, siyaset danışmanı veya uzman unvanının arkasına sığınarak Azerbaycan’a uzaktan tehditler savurma devri sona ermektedir.

İfade özgürlüğü Azerbaycan yönetimini eleştirme, Bakü’nün dış politikasına karşı çıkma, alınan kararları sorgulama ve alternatif görüşler ileri sürme hakkını kapsar. Ancak şiddet, fiziksel tasfiye veya devlet düzeninin ortadan kaldırılmasına yönelik çağrıları masum bir fikir beyanına dönüştürmez. Bu açıdan Azerbaycan’ın hukuk kurumlarının attığı adımlar, aynı zamanda kurumsal olgunluğun stratejik bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir: Devlet tehdidi kayıt altına almakta, ulusal mevzuatı çerçevesinde hukuki nitelendirme yapmakta, uluslararası mekanizmalara başvurmakta ve söz konusu kişilerin vatandaşlığına ya da siyasi bağlantılarına bakmaksızın hesap sorulmasını talep etmektedir. Burada Moskova’nın tutumu da özel önem taşımaktadır.

Rusya makamları Bakü’nün hukuki değerlendirmesine itiraz etme ve kendi vatandaşlarının usule ilişkin haklarını savunma hakkına sahiptir. Bununla birlikte, hukuki hakların savunulması ile komşu bir devlete karşı şiddeti meşrulaştıran söylemlere sahip çıkılması arasında açık ve net bir ayrım yapılması beklenmektedir. Sessizlik veya bu ifadeleri sıradan bir "duygusal tartışma" olarak gösterme girişimi, saldırgan büyük güç söyleminin Rusya’nın kamusal alanında uzun yıllardır siyasi dokunulmazlıktan yararlandığı yönündeki kuşkuları daha da güçlendirecektir.

Azerbaycan açısından çıkarılması gereken temel sonuç ise soğukkanlı ve stratejik olmalıdır. Bakü’nün Rus propagandacılarıyla öfke yarışına girmesine ihtiyacı yoktur; güçlü devletler kurumlarıyla, diplomasileriyle ve hassas hesaplarıyla cevap verir. Azerbaycan bugün kendi bilgi alanını, sınırlarını, enerji altyapısını ve dış politika özneliğini koruduğu kadar kararlı biçimde savunmalıdır: Tehditleri belgelendirmeli, hukuki sorumluluk mekanizmalarını uluslararası düzleme taşımalı, ortak devletlerle koordinasyonu güçlendirmeli ve bu tür çağrıların sahiplerine her sözün bir bedeli bulunduğunu göstermelidir.

Aynı zamanda şovenist çevrelerin işine yarayacak bir tuzağa da düşülmemelidir: Belirli Rus radikalleriyle yaşanan gerilim, Rus toplumu ve Rus kültürüyle topyekûn bir çatışmaya dönüştürülmemelidir. Azerbaycan’ın karşısındaki sorun Rus dili veya Rusya vatandaşı değildir; komşu halkların kendi kaderlerini özgürce tayin etme hakkını kabul etmeyen siyasi zihniyettir.

Güney Kafkasya’da tarihî yenilgiye uğrayan da tam olarak bu zihniyettir. Moskova bağımsız Azerbaycan’ı bir sorun olarak görmeyi sürdürebilir ya da onu güçlü ve eşit bir komşu olarak kabul edebilir. İlk yol yeni Uralov’lar, Knyazev’ler ve Çadayev’ler üretirken Rusya’nın bölgedeki etkisini giderek daha fazla aşındıracaktır. İkinci yol ise Rusya-Azerbaycan ilişkilerinde hâlâ korunabilecek olanı muhafaza etme imkânı sunabilir. Tercih Moskova’nındır. Azerbaycan’ın kendi ülkesinin sahibi olma hakkı ise artık hiçbir tartışmanın konusu olamaz.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU