Nijerya'nın dinî barış paktı: Terörle mücadele toplumdan mı başlıyor?

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: State House/Presidency

Nijerya'nın başkenti Abuja'da 12 Ağustos'ta bir araya gelen 50'yi aşkın Müslüman ve Hristiyan din adamı, Nijerya'nın yıllardır bir türlü çözemediği bir soruna bu sefer başka bir kapıdan girmeyi denedi. İmzalanan dinler arası barış paktı, nefret söylemini azaltmayı, farklı inanç toplulukları arasındaki iletişimi güçlendirmeyi ve aşırıcı fikirlerle ortak mücadele etmeyi hedefliyor.

Suudi Arabistan merkezli Müslüman Dünya Birliği'nin düzenlediği iki günlük buluşmadan bir "Abuja Bildirisi" ve bunu takip edecek yeni bir koordinasyon yapısı çıktı.

İlk bakışta iyi niyetli bir dinler arası diyalog toplantısı gibi görünebilir. Ama Nijerya'nın güvenlik haritasına bakınca soru biraz daha sertleşiyor. Zira cihatçı terör örgütleri Boko Haram ve ISWAP kuzeydoğuda saldırılarını sürdürüyor, Orta Kuşak'ta arazi, kimlik ve yerel iktidar mücadeleleri can almaya devam ediyor, kuzeybatıda suç ve insan kaçırma ekonomisi büyüyor.

Peki, imamlarla papazların aynı metne imza atması bu şiddetin herhangi bir parçasını gerçekten azaltabilir mi?

Bence paktın değeri tam da burada aranmalı. Bir din adamının elinde ordu, istihbarat servisi veya savaş uçağı yok. Ama buna karşılık hangi söylentinin mahallede korku ürettiğine, hangi vaazın öfkeyi büyüttüğüne, gençlerin radikal çevrelerle ilk temasının nerede kurulduğuna Abuja'daki birçok kurumdan daha yakın durabiliyor.


Abuja'da gerçekte ne değişebilir?

Paylaşılan bildiri metninin dili bilerek gündelik hayata dokunuyor. Müslüman ve Hristiyan temsilciler nefret söyleminden, karşı inanca hakaretten ve insanları "kâfir" diye damgalayan dilden uzak durma çağrısı yaptı. Abuja Bildirisi ayrıca hükümet kurumları, dinî liderler ve sivil toplum arasında ortak çalışma, eğitim ve medya programlarıyla çatışma önleme faaliyetlerinin genişletilmesini de öngörüyor.

Bunun önemi şurada: Nijerya'daki dinî gerilim her zaman büyük bir saldırıyla başlamıyor. Bir köydeki cinayet, birkaç saat içinde başka bir eyalette "Müslümanlar Hristiyanları hedef aldı" ya da "Hristiyanlar Müslümanlara saldırdı" biçiminde anlatılabiliyor. Olayın arkasında arazi kavgası, hayvan otlatma güzergâhı, yerel siyasi çekişme ya da fidye peşindeki bir suç ağı bulunsa bile dinî kimlik kısa sürede bütün hikâyeyi kaplayabiliyor. Nijerya'nın Orta Kuşak ve kuzey bölgelerindeki şiddetin din, toprak, etnik kimlik ve suç ekonomisini iç içe geçirmiş olması da bu ayrımı iyice zorlaştırıyor.

Kasım 2025'te Donald Trump'ın Nijerya'yı Hristiyanlara yönelik şiddet konusunda sert biçimde suçlaması, bu tartışmayı ülke sınırlarının dışına taşıdı. Abuja yönetimi, güvenlik krizinin tüm inanç gruplarını vurduğunu savundu.

Sahadaki veriler de aslında tek cümlelik açıklamalara pek izin vermiyor. Boko Haram ve ISWAP Hristiyanları öldürdü, kiliseleri hedef aldı, dini bir propaganda aracına çevirdi. Fakat bu örgütlerin en yoğun faaliyet gösterdiği, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan kuzeydoğuda kurbanların büyük bölümünün yine Müslüman olduğu da uzun zamandır vurgulanıyor.

Nijerya'daki şiddeti doğrudan bir "din savaşı" olarak görmek bu yüzden kolay olsa da eksik bir yaklaşım. Din kimi yerde saldırının doğrudan nedeni, kimi yerde topluluğu tanımlayan bir işaret, kimi yerde ise çok daha eski ekonomik ve yerel anlaşmazlıkların üzerine sonradan geçirilen siyasi bir kimlik oluyor.

Üstelik Abuja'da dinler arası diyalog sıfırdan başlamıyor. Nijerya Dinlerarası Konseyi uzun zamandır Müslüman ve Hristiyan liderleri aynı masada buluşturuyor, Kaduna gibi çatışma yaşamış bölgelerde yerel arabuluculuk ağları da yıllardır sahada çalışıyor.

Yeni paktın farkını belirleyecek şey yeni bir kurum adı üretmesi olmayacak. Eski yapıların ulaşamadığı mahallelere ulaşıp ulaşamadığı, kriz patlak verdiğinde ne kadar hızlı hareket ettiği ve kendi dinî çevresine karşı ne kadar cesur konuşabildiği belirleyecek.

Bu sefer toplantının Suudi Arabistan merkezli Müslüman Dünya Birliği tarafından organize edilmesi de ayrı bir boyut katıyor işin içine. Kurum, girişimi Nijerya'yla sınırlı tutmuyor; Batı Afrika'da sosyal barışı güçlendirecek daha geniş bir programın parçası olarak sunuyor. Burada yerel sahiplenme belirleyici olacak.

Abuja'daki din adamları paktı kendi ihtiyaçlarının ürünü olarak görürse dış destek eğitim, medya ve arabuluculuk kapasitesini büyütebilir. Ama metin dışarıdan gelen hazır bir reçete gibi algılanırsa, etkisi başkentteki tören salonunun dışına pek çıkamayabilir. Nijerya'nın geçmiş tecrübesi zaten şunu gösteriyor: dinler arası barışın kalıcı olması için yerel ağların sürekli ve sabırla çalışması gerekiyor, yoksa gerçek bir başarı söz konusu olmaz.


Bir terör örgütünü vaazla durdurabilir misiniz?

Mart ayında Maiduguri'de düzenlenen intihar saldırılarında en az 23 kişi öldü, 108 kişi yaralandı. Üstelik burası Borno eyaletinin merkezi; hükümetin ve ordunun isyanla mücadele faaliyetlerinin en güçlü yürütüldüğü şehirlerden biri. Mayısta Magumeri'de bir askerî üs yeniden hedef alındı. Birkaç hafta sonra ABD ve Nijerya kuvvetleri ISWAP'a karşı operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Bu durum, barış paktının sınırını fazlasıyla açık gösteriyor. ISWAP'ın askerî üs baskınını vaazla engelleyemezsiniz. Boko Haram'ın bomba ağını dinler arası bir toplantıyla dağıtamazsınız. İstihbarat, sınır kontrolü, işleyen bir ordu, çalışan bir adalet sistemi ve Çad Gölü çevresinde bölgesel iş birliği hâlâ vazgeçilmez ihtiyaçlar olarak duruyor ortada.

Ama terör silah patladığı anda başlamıyor. Örgüt önce insan devşiriyor, korku yayıyor, devletin bıraktığı boşluklara sızıyor ve kendi anlatısını inşa ediyor. Devletin yıllardır zayıf kaldığı bir köyde yerel imamın sözü, bazen başkentten gelen resmî açıklamadan çok daha fazla karşılık bulabiliyor.

Kilise ağları için de benzer bir güç söz konusu. Din adamları erken uyarı sağlayabilir, saldırıdan sonra misilleme çağrılarını frenleyebilir, iki topluluk arasında yeniden temas kurabilir, gençlerdeki radikalleşme işaretlerini daha erken fark edebilir.

Nijerya'da bunun kıymeti yüksek, çünkü ülkedeki şiddet tek bir kaynaktan beslenmiyor. Kuzeydoğuda cihatçı yapılar, kuzeybatıda silahlı çeteler, Orta Kuşak'ta çiftçi-çoban gerilimleri, etnik rekabet ve yerel siyasi mücadele, birbirine değen ama aynı olmayan krizler üretiyor.

Din adamlarının belki de en yararlı işlerinden biri, gerçek dinî hedeflemeyle sonradan üzerine din dili giydirilmiş suç ve toprak kavgasını birbirinden ayırmaya yardımcı olmak.


2027'ye yaklaşırken din yeniden siyasetin içinde

Paktın seçimlere aylar kala imzalanmış olması da ayrıca önemli. Bola Tinubu'nun iktidardaki Tüm İlericiler Kongresi, 2027 yarışına yeniden Tinubu-Kashim Shettima biletiyle hazırlanıyor. İki ismin de Müslüman olması, 2023 seçimlerinden önce Nijerya siyasetinde yıllardır gözetilen Hristiyan-Müslüman dengesini bozmuş, özellikle bazı Hristiyan çevrelerinde ciddi bir tepkiye yol açmıştı.

Şimdi o tartışma yeniden gündemde. Tinubu cephesi, yöneticilerin inançlarından çok performanslarıyla değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bazı Hristiyan liderler ise 200 milyonu aşan, iki büyük dinî topluluğun ülke siyaseti üzerinde ciddi bir ağırlık taşıdığı bir yapıda sembolik temsilin öyle kolayca küçümsenemeyeceğini düşünüyor.

İşin hassas tarafı da tam burada. Güvenlik sorunu dinî kimlikle anlatılmaya başladığında seçim kampanyasındaki her söz fazladan bir ağırlık kazanıyor. Bir kilise saldırısı, camiye yönelik şiddet ya da yerel bir köy çatışması birkaç saat içinde ulusal siyasetin malzemesine dönüşebiliyor. Din adamlarının "nefret dili kullanmayacağız" sözü bu yüzden terörle mücadele kadar seçim dönemindeki huzur açısından da sınanacak.

Ancak bunun işlemesi için tarafsızlık şart. Dinî liderler bir yandan barış çağrısı yaparken öte yandan cemaatlerini blok hâlinde belli adaylara yönlendirmeye başlarsa anlaşmanın güvenilirliği çabucak aşınır. Hükümet açısından da benzer bir risk var. Abuja Bildirisi seçim öncesi "dinî uyum sağlandı" görüntüsü veren bir vitrine dönüştürülürse, toplumsal karşılığı hızla zayıflayabilir.


Devlet nerede duracak?

Trump'ın geçen yılki sert çıkışından sonra Abuja-Washington hattında ilginç bir dönüş yaşandı. Aralıkta Amerikan güçleri Nijerya'nın onayıyla militan hedeflerini vurdu. Ardından iki ülke istihbarat paylaşımını, eğitimi ve operasyonları geliştirmek amacıyla ortak bir güvenlik çalışma grubu kurdu. Temmuzda Trump bu kez Tinubu'nun şiddetle mücadeledeki adımlarını öven bir mektup gönderdi.

Askerî iş birliği Abuja'nın kapasitesini artırabilir. Ama Nijerya'nın güvenlik sorununun tamamı havadan vurulabilecek kamplardan ibaret değil. Bir köyün devlete güvenip güvenmediği, yerel polisin tarafsız görülüp görülmediği, bir cinayetten sonra karşı topluluğun topluca suçlanıp suçlanmadığı, faillerin gerçekten mahkeme önüne çıkarılıp çıkarılmadığı da güvenliğin bir parçası.

Yeni paktın başarılı olup olmadığını konferans sayısıyla ölçmek pek anlamlı olmaz. Bir saldırının ardından yanlış bilgiyi ne kadar hızlı durdurabildiği, gerilimli bölgelerde imamla papazı ne kadar çabuk aynı masaya oturtabildiği, nefret söylemi kullanan kendi mensuplarına gerçekten sınır koyup koyamadığı, yerel güvenlik birimlerine erken uyarı sağlayıp sağlayamadığı çok daha ciddi ölçüler olarak duruyor önümüzde.

Devletin sorumluluğu ise hiçbir şekilde ortadan kalkmıyor. Din adamlarına barış görevi verip köyleri korumasız bırakmak, saldırganı yakalayamamak ya da yıllarca süren dosyaları sonuçlandıramamak toplumda güven üretmez.

Toplum güvenliğin ilk halkasını güçlendirebilir. Ama hukukun ve kamu otoritesinin yerini hiçbir zaman ve hiçbir şekilde alamaz.


Nijerya'nın yeni dinî barış paktı, terörle mücadelenin bir alternatifi olmaktan çok, devletin silahla giremediği bir alana toplumun kendi kurumlarıyla ulaşma denemesi.

Çünkü şiddet çoğu zaman ilk kurşun sıkıldığında başlamıyor. İnsanların birbirini artık komşu olarak görmediği anda başlıyor.

 

 

Kaynaklar:

https://www.reuters.com/world/africa/nigeria-faith-leaders-sign-peace-accord-months-after-trump-remarks-2026-08-13/
https://www.themwl.org/en/he-sheikh-dr-mohammed-al-issa-launched-muslim-world-leagues-initiative-promote-social-peace-west
https://themwl.org/en/mwl-secretary-general-witnesses-roundtable-meeting-muslim-and-christian-leaders-nigeria-and-signing
https://www.nirec.org.ng/about.php
https://www.reuters.com/world/china/trump-says-christians-face-existential-threat-nigeria-adds-country-watch-list-2025-10-31/
https://www.reuters.com/world/africa/whats-behind-nigerias-latest-school-abductions-church-attack-2025-11-21/
https://www.reuters.com/world/africa/suspected-triple-suicide-attacks-kill-least-23-nigerias-maiduguri-2026-03-17/
https://www.reuters.com/world/africa/militant-attack-nigeria-army-base-kills-least-two-soldiers-2026-05-08/
https://www.reuters.com/world/africa/us-launches-strikes-against-islamic-state-militants-northwest-nigeria-trump-says-2025-12-25/
https://www.reuters.com/world/africa/trump-praises-nigerias-efforts-against-violence-towards-christians-2026-07-22/
https://www.state.gov/releases/office-of-the-spokesperson/2026/08/second-session-of-the-u-s-nigeria-joint-working-group-to-address-nigerias-country-of-particular-concern-designation

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU