Türkiye'nin Ege ve Akdeniz'de deniz millî parkları ilanı: Hukuki ve jeopolitik boyutlar

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Türkiye, 15-16 Ağustos 2026 tarihlerinde Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararları ile Ege ve Doğu Akdeniz’de iki yeni deniz millî parkı ilan etmiştir. Bu adım, 2873 sayılı Millî Parklar Kanunu çerçevesinde deniz alanlarının ilk kez millî park statüsüne kavuşturulması bakımından dikkat çekicidir.

İlan edilen alanlar şunlardır:

•  Kuzey Ege Deniz Millî Parkı: Çanakkale, Tekirdağ ve Gökçeada civarında yaklaşık 1.742 kilometrekarelik bir sahayı kapsamaktadır.
 

 

•  Fethiye-Kaş Deniz Millî Parkı: Muğla’nın Fethiye ile Antalya’nın Kaş ilçeleri açıklarında yaklaşık 21.706 kilometrekarelik bir deniz alanını içermektedir.
 

 

Toplamda yaklaşık 23.500 kilometrekarelik bir alanı kapsayan bu düzenleme, aynı zamanda Türkiye’nin deniz mekânsal planlama haritasına dâhil edilerek ilgili uluslararası kurumlara bildirilmiştir.

Türkiye’nin bu adımı iki temel gerekçeye dayandırılmaktadır.

Birinci gerekçe çevresel niteliktedir. İlan edilen alanlar, deniz kaplumbağaları, Akdeniz foku ve çeşitli deniz memelileri için kritik yuvalama ve beslenme habitatları barındırmaktadır. Özellikle Fethiye-Kaş hattı, Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından tanımlanan önemli deniz memelisi alanları (IMMA) ile örtüşmektedir. Kuzey Ege bölgesi ise setase türleri ve Akdeniz foku için elverişli mağara sistemleri ve kıyı habitatları açısından yüksek ekolojik değere sahiptir.

İkinci ve daha belirleyici gerekçe ise hukuki-jeopolitik karakter taşımaktadır. Türkiye, Yunanistan’ın 2025 yılında İyon Denizi ve Güney Ege/Kiklad Adaları’nda ilan ettiği deniz parklarını, çevre koruma amacının ötesinde Ege’deki statükoyu değiştirme ve nüfuz alanını genişletme yönünde siyasi bir girişim olarak değerlendirmektedir. Ankara’ya göre yarı kapalı denizlerde tek taraflı tasarruflar kabul edilemez; deniz koruma faaliyetlerinin şeffaf, adil ve kıyıdaş devletler arasında iş birliğine dayalı biçimde yürütülmesi gerekmektedir.

Bu çerçevede Türkiye, “Mavi Vatan” doktrini bağlamında deniz yetki alanlarındaki haklarını idari ve fiilî düzeyde tescil etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle Fethiye-Kaş Deniz Millî Parkı’nın Meis Adası çevresindeki tartışmalı deniz yetki alanı hattına yakınlığı, bu adımın yalnızca çevresel değil, aynı zamanda egemenlik ve yetki alanı iddialarını güçlendiren bir boyut taşıdığını ortaya koymaktadır. Türkiye’ye göre deniz koruma alanları, sınırlandırılmamış denizlerde tek taraflı yetki iddiası yaratmak veya fiilî durum oluşturmak amacıyla kullanılamaz.

Sonuç olarak, Yunanistan’ın söz konusu ilanlara yönelik itirazları Türkiye açısından hukuki dayanaktan yoksun görülmektedir. Ankara, bu adımı hem ekosistemin korunması hem de deniz yetki alanlarındaki meşru haklarının idari düzeyde pekiştirilmesi yönünde atılmış ciddi bir adım olarak değerlendirmektedir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU