Contemporary Istanbul'u uzun zamandır takip ediyorum.
Her yıl başka bir tartışmayla açılıyor kapıları. Kimi yıl sanat konuşuluyor, kimi yıl fiyatlar, kimi yıl mekân. Bazen bir eser bütün fuarın önüne geçiyor, bazen de fuarın kendisi eserlerin önüne.
Bu yıl dolaşırken aklıma takılan da biraz buydu.
Contemporary Istanbul büyüdü. Mutluyum buna.
Galerileriyle, yabancı konuklarıyla, sponsorlarıyla, davetleriyle, VIP alanlarıyla, tekneleriyle, yemekleriyle, açılışlarıyla artık yalnızca birkaç gün süren bir sanat fuarından söz etmiyoruz.
İstanbul'un sonbahar ritüellerinden biri hâline geldi.
Bu kötü bir şey değil kesinlikle.
Aksine, 20 yılı geride bırakmış bir organizasyonun hâlâ konuşuluyor, merak ediliyor, uluslararası galerileri İstanbul'a getirebiliyor olması önemli bir başarı.
Ama her büyüyen şey gibi Contemporary Istanbul da beraberinde yeni sorular getiriyor.
Bunlardan biri de şu:
Contemporary Istanbul büyürken sanatla aramızdaki mesafe de büyüyor mu?
Sanata bakmanın da bir bedeli var mı?
Bu yıl bilet fiyatları günlere ve satış dönemlerine göre değişiyor. Hafta içi başlangıç fiyatlarından hafta sonu genel girişe doğru yükselen bir tarife var; pazar günü genel giriş 3 bin lirayı geçiyor.
Rakamı ilk gördüğümde meseleye "Bir sanat fuarı neden bu kadar pahalı?" diye yaklaşmak istemedim.
Çünkü Contemporary Istanbul bir müze değil.
Galerilerin eser satmak için geldiği, koleksiyonerlerin eser almak için dolaştığı, sanatçıların temsil edildiği, ilişkilerin kurulduğu bir fuar.
Yani işin içinde para var.
Zaten sanat piyasasının parasız olmasını beklemek, Kapalıçarşı'ya gidip "Burada niye bu kadar altın var?" diye şaşırmaya benzer.
Bir tablo 100 bin dolar olabilir.
Bir heykel yarım milyon dolar olabilir.
Bir eserin yanındaki küçük etikete bakıp hiçbir şey söylemeden yavaşça uzaklaşmak da çağdaş sanat fuarlarının geleneklerinden biridir.
Bunlarla bir meselem yok.
Benim takıldığım eserin fiyatı değil.
Eseri görebilmenin fiyatı…
Çünkü sanat pahalı olabilir.
Sanata ulaşmak pahalı olmak zorunda değil.
Sanat, sponsor ve o görünmez üçüncü kişi
Contemporary Istanbul'un etrafında artık oldukça büyük bir ekonomik dünya var.
Ana partnerler, sponsorlar, markalar, özel alanlar, davetler…
Bunda da şaşılacak bir şey yok.
Bu ölçekte bir organizasyon sponsorsuz yapılamaz.
Üstelik özel sektörün sanata kaynak ayırması değerli bir şey. Yıllarca daha fazla şirketin kültür ve sanata destek vermesi gerektiğini söyledik. Bugün bunun gerçekleşmesini eleştirmenin kendi içinde bir tuhaflığı olur.
Ama burada ince bir çizgi var bence…
Markalar sanatın yanında görünmek istiyor. Sanat da onların sağladığı imkânlarla daha büyük organizasyonlara kavuşuyor.
Bu yıl bazı markaların yalnızca isimlerini panolara yazdırmakla kalmayıp doğrudan sanat projelerinin parçası olduğunu da görüyoruz.
Bütün bunlar fuarın gücünü gösteriyor.
Tam da bu nedenle aklıma başka bir soru geliyor:
Bu ekonomik güç, sanatın daha fazla insana ulaşmasına da biraz katkıda bulunamaz mı?
Arada üçüncü bir kişi var çünkü:
İzleyici…
Onu bazen unutuyoruz gibiyiz.
Koleksiyonerler fuarın doğal olarak en önemli aktörlerinden biri. VIP alanları, özel davetler, ön gösterimler de bu dünyanın parçası.
Fakat bütün bunlar büyürken sıradan ziyaretçinin kapıda 3 bin lirayı aşan bir rakamla karşılaşması insanı düşündürüyor.
Belki bilet gelirinden de öte bir tercih bu.
Belki artık bilet, yalnızca içeri girmenin bedeli değil, fuarın kendisini konumlandırdığı yerin de bir parçasıdır.
Bilmiyorum.
Ama sormaya değer.
VIP olmak güzel şey
Çağdaş sanat dünyası VIP kelimesini sever.
Aslında sadece çağdaş sanat dünyası değil, hepimiz seviyoruz.
VIP kapıdan girmek güzeldir.
Sıra beklememek daha da güzeldir.
Boynunuzda farklı renkte kart olunca insanın yürüyüşü bile hafif değişebilir.
Contemporary Istanbul'da da preview var, lounge var, özel davetler var, koleksiyoner programları var. Var da var…
Olmalı.
Bir sanat fuarının koleksiyonerleri özel olarak ağırlamasından daha doğal ne olabilir?
Mesele bunların varlığı değil.
Mesele, fuarın diğer yüzünün de aynı özeni görmesi.
Sanatı satın almaya değil, görmeye gelen insanın.
Yoksa sanat fuarı zamanla sanatın sergilendiği bir yer olmanın yanında, sanat etrafında kurulmuş büyük bir sosyal buluşmaya dönüşüyor.
Ve insanlar hangi sanatçıyı gördüğünden çok kimi gördüğünü konuşmaya başlıyor.
İstanbul bunu zaten yeterince iyi biliyor.
Sanatın ayrıca yardım etmesine gerek yok.
Fazıl Say, İzzet Çapa ve hesabı kim ödeyecek?
Aslında bilet tartışması yeni değil.
Ekim 2024'te, Contemporary Istanbul'un 19'uncu edisyonu sırasında, şair ve yazar Birhan Keskin, X hesabından fuarın bilet fiyatlarına itiraz etmişti.
O yıl hafta sonu genel giriş 1.250, öğrenci bileti 850 liraydı.
Keskin'in itirazı kısa ve sertti:
Sanat züppe olamaz.
İzzet Çapa, Keskin'in paylaşımını alıntılayarak ona destek verdi. Birhan Keskin'in şiirlerini sevdiğini söyledikten sonra meseleyi gayet açık bir cümleyle ortaya koydu:
Bu paraya sergi olur mu arkadaş?
Tam da bu noktada Fazıl Say tartışmaya dâhil oldu.
Say'ın itirazı Çapa'ya idi: Contemporary Istanbul'un fiyatını eleştiriyorsa, Çapa'nın adıyla uzun yıllar özdeşleşen Cahide gibi lüks bir eğlence mekânında insanların bir gecede bıraktığı para ne olacaktı?
Bir de Birhan Keskin'in 4 kitabını satın aldığınızda benzer bir rakama ulaşıldığını söyledi.
Çapa ise Cahide'yi aylar önce devrettiğini hatırlattı ve asıl olarak yapılan karşılaştırmaya itiraz etti. Bir tarafta insanların kendi tercihleriyle para harcadıkları lüks bir eğlence mekânı, diğer tarafta özellikle gençlerin ulaşabilmesi gerektiğini düşündüğü bir sanat etkinliği vardı.
Sonrası biraz sertleşti.
Bizde polemik başlayınca konu bir süre sonra kendi başına yaşamaya başlıyor zaten.
Ama geriye bugüne kadar gelen iyi bir soru kaldı:
Bir insanın eğlenceye harcadığı parayla sanata ulaşmak için ödediği para gerçekten aynı şey mi?
Bence tartışılması gereken yer burası.
İnsan bir gece yemeğe çok para harcayabilir. Bir eğlence mekânında hesabın sonuna bakmamayı da tercih edebilir.
Kendi seçimi.
Kitap karşılaştırması da bana aynı nedenle eksik geliyor. Kitabı satın alırsınız, eve götürürsünüz, yıllar sonra yeniden açarsınız.
Contemporary Istanbul'dan çıkarken beğendiğiniz eseri koltuğunuzun altına alıp götürmeye kalkarsanız, fuarın güvenlik görevlileri sanatın erişilebilirliği konusunda sizin kadar iyimser olmayabilir tabii.
Dolayısıyla iş, başka yerlere ne kadar para harcadığımıza gelip dayanmıyor.
Sanatla karşılaşmanın önüne nasıl bir eşik koyduğumuza dayanıyor.
Öğrenciler nerede?
Öğrenci konusu da burada devreye giriyor.
Son 2 yıldır Contemporary Istanbul'u dolaşırken benim dikkatimi çeken şeylerden biri öğrencilerin azlığı. Bu bilimsel bir tespit değil; elimde kapıda yapılmış bir yaş dağılımı araştırması yok, sadece bir gözlem.
Ama fark ediliyor…
Bir çağdaş sanat fuarında görmeyi beklediğiniz genç kalabalık pek ortalarda yok.
Bu yıl öğrenciler için 24 ve 25 Eylül'de, 17.00 ile 20.00 arasında ücretsiz giriş sağlanmış.
Günlük kontenjan 500 kişi.
İstanbul'da devlet ve vakıf üniversitelerinde çok sayıda güzel sanatlar, sanat ve tasarım programı var. Üstelik çağdaş sanata ilgi duymak için sanat öğrencisi olmak da gerekmiyor.
Bu açıdan bakınca 500 kişilik kontenjan değerli bir adım ama İstanbul ölçeğinde oldukça mütevazı değil mi sizce de?
Kontenjanların dolması zaten kendi başına bir şey söylüyor.
Talep var.
Gençler gelmek istiyor.
Bir lisans öğrencisinin aylık burs veya öğrenim kredisi 4 bin lira. Pazar günü fuara girmek istediğinde karşısına çıkan 3 bin liranın üzerindeki bilet fiyatını bunun yanına koyunca tablo zaten yeterince açık.
Contemporary Istanbul'un o öğrenciye ihtiyacı var.
Bugünün öğrencisi yarının sanatçısı, galericisi ya da koleksiyoneri olabilir.
Hiçbiri de olmayabilir…
Sadece sanatı sever.
O da yeter.
Tersane İstanbul: Güzel ama biraz uzak
Hadi Contemporary'ye gidelim!
Mekân konusu da bu hikâyenin bir parçası.
Tersane İstanbul etkileyici. 2 marka birbirine yakışıyor.
Haliç, tarihi yapılar, endüstriyel geçmiş, deniz…
Fakat İstanbul'da bir mekânın güzel olmasıyla ulaşılabilir olması aynı şey değil.
Bu şehirde 3 kilometre bazen 3 kilometredir.
Bazen de küçük bir Balkan seyahati.
Organizasyon bunun farkında: Farklı yakalardan ücretsiz tekne seferleri ve toplu taşıma bağlantıları sunuyor.
İyi de yapıyor.
Ama İstanbul'un çeşitli üniversitelerinden ya da şehrin öbür ucundan çıkacak biri açısından düşündüğünüzde yol ve zaman da hesabın içine giriyor.
Bir noktadan sonra "Hadi Contemporary'ye gidelim" cümlesi spontane bir öneri olmaktan çıkıyor.
Önce küçük bir fizibilite çalışması gerekiyor.
Sanatla ilişkinin bu kadar hesap kitap istememesi gerektiğini düşünüyorum.
Biraz daha az VIP, biraz daha çok merak
Buradan "Contemporary Istanbul ucuz olsun" gibi basit bir yere varmak istemiyorum.
Bu kadar büyük bir organizasyonun ciddi maliyetleri olduğu açık.
Tersane var.
Uluslararası galeriler var.
Lojistik, güvenlik, organizasyon var.
Bir fuarı dışarıdan yalnızca gişedeki rakama bakarak değerlendirmek kolaycılık olur.
Fakat Contemporary Istanbul 20 yılı geride bıraktıysa belki bundan sonraki 20 yılı için başka bir şeyi daha düşünmeli:
Daha çok insanı nasıl içeri alacağını.
Sponsorlar öğrenci girişlerini daha geniş ölçekte üstlenebilir, kontenjanlar artırılabilir.
Belirli günlerde daha ulaşılabilir fiyatlar uygulanabilir.
Üniversitelerle doğrudan iş birlikleri kurulabilir.
Hatta büyük sponsorların başarı ölçülerinden biri kaç VIP misafir ağırladıkları değil, kaç yeni izleyiciyi sanatla buluşturdukları olabilir.
Bu, markaya da yakışır. Sanata da. Çünkü sanatın yanında görünmek başka şey, bir insanın sanatla karşılaşmasını sağlamak başka.
İkincisinin hatırası biraz daha uzun sürer.
Sanat pahalı olabilir
Contemporary Istanbul'un İstanbul için önemli olduğunu düşünüyorum.
20 yıl boyunca ayakta kalmak kolay değil.
Uluslararası galerileri İstanbul'a getirmek, koleksiyonerleri, sanatçıları, galericileri ve izleyiciyi aynı yerde buluşturmak da öyle.
Ama başarı bazen kendi sorularını yaratıyor.
Contemporary Istanbul artık küçük bir sanat çevresinin fuarı değil.
Büyük bir organizasyon.
Büyük ortakları, büyük markaları, büyük bir iddiası var.
Belki şimdi mesele kapısını da aynı ölçüde genişletebilmek.
Bir eserin fiyatı 1 milyon dolar olabilir.
Ama o eserin karşısında 5 dakika durmanın bedeli başka bir tartışma.
Bir insanın sanata sahip olması ayrıcalık olabilir.
Ama sanatla karşılaşmak ayrıcalık olmamalı.
Belki Contemporary Istanbul'un önümüzdeki 20 yılı da biraz burada yatıyor:
VIP salonlarında ağırladığı insanlarda olduğu kadar, o kapıdan ilk kez gireceklerde.
Sanat pahalı olabilir.
Sanata ulaşmak pahalı olmamalı…
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish