Hz. Hüseyin (as) da tıpkı Hz. İsa (as) gibi insanlık ruhlarından biridir.
Bu ruhun üzerinde birtakım çıkarcıların da Emevî zihniyetli kimselerin de tepinmesine müsaade etmemek lazım.
Her 5-10 kişilik bir cemaati olan ya da isminin önüne "Prof.", "Dr.", "öğretim üyesi" vb. gibi unvanları koyan birisi kalkıp da kendine göre bir "Hüseyin" tarifi yaparsa, Hüseyni de batırır, o toplumu da.
Herkesin kendine göre bir "= eşittir"i olmaması lazım. Yani "Hüseyin = şu" dememesi gerek.
Yine hiçbir ilim ve irfanı olmayan ve gerçekten cahil olan insanların dinî bir kisve giyip ahkâm kesmemesi icap eder.
"Düşünce özgürlüğü vardır" diye her sözü söylememeliler.
Bu duruşu acaba tıp ya da hukuk alanlarında yapsalar, tabipler ya da hâkimler buna müsaade ederler mi?
Yani "sahte bal yapanlara" karşı önlem alınıyor da "sahte din yapanlara" karşı neden bir şey yapılmıyor?
Bu hayli düşündürücüdür.
Bütün felsefe ve ekoller, hayatın anlamını ortaya çıkarmaya çalıştılar; fakat hiçbirisi din kadar hayatı, varoluşu ve ölüm ötesini anlamlandıramadı.
İslam ümmeti Kerbela olayını asırlardır farklı akıl yöntemleriyle ele alıp incelemektedir.
Örneğin:
1- Kelamcılar bu olayı kendine has yöntemleriyle ele alıp incelediler.
2- Fakihler, fıkhî açıdan incelediler.
3- Hadisçiler, hadis kriterleri üzerinden değerlendirmeye aldılar.
4- Mutasavvıf ve arifler, kendi anlayışlarıyla değerlendirdiler.
5- Mantıkçılar da kendilerine has yöntemleriyle ele alıp incelemeye tabi tuttular.
Aklın aşağıda sıralayacağımız birbirinden farklı birçok türü vardır.
Örneğin:
a- "Beyanî akıl" Aklın bu türü daha çok dil üzerinden dini anlamaya çalışır.
b- "Burhanî akıl" Bu tür akıl ile insan dini temellendirir.
c- "İrfanî/Tasavvufî akıl" Aklın bu türü ile dini hikmet üzerine temellendirme gayretine girilir.
d- "Mücerret akıl" Bu tür akıl ile insan yalnızca somut düşünceyi ve maddi olanı anlar.
e- "Müeyyet akıl" Aklın bu türü ise salih amel ile desteklenmiş yüce bir akıldır.
f- "Müsedded akıl" Bu tür akıl ise vahiy ile desteklenmiş akıl türüdür.
Kısacası 14 asır içerisinde Kerbela olayı ile ilgili ümmet ulemasının onu akletme yöntemi ve akıl türleri bunlardan ibarettir.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Ayrıca Kerbela olayını yorumlamada çok anlamlılık da göze çarpmaktadır.
Bunun siyasi nedenlerinin yanı sıra İmam Hüseyin (as)’ın kullandığı dilin etkisi de söz konusudur.
Zira imamın söylediği sözler içerisinde mecazi ifadeler, teşbihler, istiareler ve hakikatler vardır.
Dolayısıyla bütün bunların farklı anlamları bulunmaktadır.
Yani, dil çok önemli bir yapı olduğu için her bir kesim imamın o ifadelerinden farklı şeyler anlamıştır.
İşte burada önemli olan şey:
1- Kerbela olayını ve imamın sözlerini yorumlarken, o olayı tek anlamlılıktan ve tek boyutlu anlamlandırmadan uzak durmaktır. Yani Kerbela gerçeği benim yorumumdan ibarettir dememektir.
2- Çok anlamlılığı, "vahdet içinde kesret ve kesret içinde vahdet" felsefesiyle, yani bu usul ile doğru yönetmek gerekir. O usulün (vahdetin) dışına çıkarak her kafadan bir ses çıkarsa iş rayından çıkar ve tefrikaya sebebiyet verir.
Kısacası Kerbela olayının ve Hüseynî kıyamın büyük bir çerçevesi vardır ve bu bir sistem haline getirilmektedir.
Sünni ve Şia’nın farklı anlamlılığı çözme yöntemi
Gerek dinî meselelerde gerekse tarihî olayları değerlendirmede ortaya çıkan farklı algıları Ehl-i Sünnet ile Şii âlimleri değişik metotlarla yönetmişlerdir.
Şiiler, farklı anlamların oluşmasını önlemek için "imamet" metodunu geliştirip bununla bu durumun önüne geçmişlerdir.
İmamın bulunmadığı dönemlerde de bunu "merceiyet"e otorite vererek; "imam ne dediyse odur, müçtehidin dediği doğrudur" inancıyla o farklı algıların önünü almışlardır.
Gelenekçi Ehl-i Sünnet dünyasında ise bu çok anlamlılık "usul ilmi" ile önlenmeye çalışılmıştır.
Konunun daha iyi anlaşılması için şöyle bir örnek verebiliriz:
"Gelenekçi Ehl-i Sünnet" içerisinde uzunca bir çizginin varlığını tasavvur edelim ve o çizginin içerisinde de birbirinden farklı birçok görüş ve düşüncenin mevcut bulunduğunu düşünelim.
Örneğin, fıkıhçılar "salat"ın "namaz" anlamına geldiğini söylerken, Batınilik gibi bazı oluşumlar; biz "salat"ın "namaz" olduğunu düşünmüyoruz, "salat" her kesin kendi duasıdır derler.
İşte onlar, bütün o uzun çizgi içerisindeki görüşlerin tamamını bir tarafa bırakıp bu tür oluşumlardan bir görüş bina etmeye kalkıştığında, o oluşumu söz konusu çizgi içerisinden (Sünnilikten) çıkartıp atmışlardır.
Peki, "bu çizgi içerisinde kalan gerek kelâmî gerekse fıkhî ekollerin birbirlerini tekfir etmeleri nedendir?" diye sorulduğunda, "cehalettendir" diye cevap veriliyor.
Yani Sünnilerin geliştirdikleri bu "usul ilmi" açısından, kendi aralarında birbirlerini anlamaları ve birbirlerine saygı göstermeleri gerekir.
Çünkü onlar açısından çok anlamlılığı devam ettirmek, İslam ve Kur’an’ın rahmetindendir.
Kısacası, Sünni dünyası açısından çok anlamlılığın varlığı hem İslam’ın kolaylığı hem de büyük bir zenginlik ve rahmettir.
Bunun için de Sünni dünya Hz. Peygamber (sav)’e: "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" diye bir hadisi nispet etmiş ve bu hadisle de bu algının meşruiyetinin temelini atmıştır.
Kerbela’ya kimin tarafından bakıp incelemek gerekir?
14 asırdan bu tarafa Kerbela’yı tek taraflı ele alıp inceleyenlerin sayısı oldukça fazladır.
Birçokları da yalnızca kendi açılarından o hadiseye bakmış ve onu değerlendirmeye çalışmıştır.
Oysaki Kerbela:
1- İlk önce İslam açısından ele alınıp incelenmelidir.
Acaba Kerbela’daki olayda ahlak, cihat, esir, çocuk vb. hukuku uygulanmış mıdır, yoksa bu Hüseyin’e karşı yapılanlar bir savaş değil de bütün insanlığa karşı işlenen bir insanlık cinayeti midir? Zira (Siyonizm hariç) hiçbir din, medeniyet ve kültürde Hüseyin ve ailesine dair yapılan o zulümler başka hiçbir kimseye yapılmamıştır.
2- Hz. Peygamber (sav)’in hadisleri açısından o olayın sahibi Hz. Hüseyin (as) ele alınıp değerlendirilmelidir.
Zira Ehl-i Sünnet kaynaklarından "Üsdü’l-Gabe, s. 123-349"da Hz. Peygamber’in Hüseyin’i kendi evladı, kendinden bir parça, kendi güzel kokusu ve cennet gençlerinin efendisi olarak isimlendirdiği; onu omuzlarına aldığı, bağrına bastığı, mübarek ağzıyla onun boğazından ve ağzından öptüğü; onun göklerin ve yeryüzündeki insanların en sevgilisi olduğu gibi sözler sarf ettiği nakledilmiştir.
Yine geleneksel Sünni kaynaklarda Hz. Peygamber (sav)’in onun şehadetinden ve şehit olacağı yerden, zevcesi Ümmü Seleme validemiz vasıtasıyla haber verdiği ve katillerine lanet okuduğu kaydedilmektedir.
Yine geleneksel Sünni kaynaklarından "Sahih-i Tirmizi, c. 2, s. 307"de Hz. Peygamber’in şöyle dediği nakledilir:
Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah’ım Hüseyin’i seveni sev.
3- İmam Hüseyin (as)’ın kendi sözleri açısından ele alınıp incelenmesi gerekmektedir.
4- Medine ve Mekke’de gerçekleşen olaylar açısından da ele alınıp incelenmesi lazımdır.
5- Yine Kerbela olayı, Yezid’in nasıl bir şahsiyete sahip olduğu ve nasıl o makama getirildiği açısından da ele alınıp incelenmelidir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish