Kerbela'dan alınacak dersler (3)

Hasan Kanaatlı Independent Türkçe için yazdı

İranlı çağdaş ressam Hasan Ruhulemin'in "Gökler Yere Devrildi" adlı epik tablosu, İmam Hüseyin'in Kerbela'daki şehadet anını barok bir üslupla tasvir ediyor / Görsel: Mehr Haber Ajansı - Mohammad Mohsenifar

Üzülerek belirtmeliyim ki, "saadet asrı" diye tarif ettiğimiz İslam'ın ortaya çıktığı asrın ilk yarısında, kıyamete kadar asla unutulmayacak cinayet ve hıyanetlerle dolu birkaç kara ve karanlık sayfamız vardır.

Bunları "Cemel", "Sıffin", "Nehrivan" ve "Kerbela" savaşları diye sıralayabiliriz.

Bu kara sayfalarımızdan hiçbirisi tarihe gömülüp kalmamıştır. Aksine her biri, kendinden sonraki dönemler için birer mektep, ekol ve davaya dönüşmüştür.

Açıkçası bizler tarihi ne görmezden gelebiliriz ne de yok sayabiliriz. Çünkü tarih, bizlerin müdahale edebileceği bir şey değildir; zira bizden önce yaşanmış olaylardır.

Önemli olan tarihi incelemek, fakat orada kalmamaktır. Çünkü bizler, başkalarının tarihi üzerinden karar vermekle değil, kendi tarihimizi yazmakla mükellefiz.

Daha açıkçası biz, kendi yazdığımız tarihin sevap ve günahından sorumluyuzdur; başkalarının yazdıkları tarihten değil.

Evet, geleneksel kabulde yukarıda adını verdiğimiz bu tarihî olayların baş aktörleri, Müslümanlar arasında "hak ve batıl"ın ölçüsü olarak kabul görmüş, asırlarca ve belki de kıyamete kadar onlar için ilham kaynağını teşkil eden fenomenler olmuş ve olacaktır da.

Çünkü gelenekçilere göre bu savaşların baş aktörleri, İslam'ın ilk şahsiyetleri olmaları hasebiyle her söylem ve eylemleri kendinden sonrakiler için örnek teşkil eden, "itikadî", "amelî" ve "ahlakî" hükümlerin mercii olan İslam Peygamberi'nin (sav) "Ehl-i Beyti", "ashabı" ve ümmü'l-müminin Ayşe gibi zevcelerinden müteşekkil kimselerdir.

 

İslam Peygamberi'nin (sav) vefatından kısa bir zaman sonra ilk olarak "Cemel" Savaşı, Peygamber'in eşi ümmü'l-müminin Ayşe ile damadı, amcasının oğlu ve halifesi olan İmam Ali (as) arasında; ikinci savaş olan "Sıffin" Savaşı da yine İslam Peygamberi'nin (sav) ashabından, dönemin Şam Valisi Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye ile İmam Ali (as) arasında; üçüncü savaş olan "Nehrivan" Savaşı ise Sıffin Savaşı'nda İmam Ali'nin (as) ordusu içerisinde yer alan, fakat Muaviye ve Amr b. As tarafından mızraklara takılan Kur'an sayfalarıyla aldatılıp İmam Ali aleyhine kışkırtılan bedevî Müslüman askerler tarafından yapılmıştır.

İmam Ali (as), Nehrivan Savaşı'ndan kaçıp kurtulan Abdurrahman b. Mülcem Muradî tarafından Kufe Mescidi'nde, sabah namazında, secde esnasında arkadan zehirli kılıçla vurularak şehit edilmiştir.

Bundan 20 yıl sonra ise İslam tarihindeki en kirli olay ve Müslümanların alınlarından kıyamete kadar bir daha hiç silinmeyecek, sonsuza dek kara bir leke olarak kalacak olan hadise kuşkusuz "Kerbela hadisesi"dir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu hadisenin baş aktörü, İslam Peygamberi'nin soyunun kendisinden devam edeceğini söylediği kızı Fatıma'nın oğlu İmam Hüseyin'dir (as).

Kerbela'da İmam Hüseyin (as), kendisiyle birlikte ailesinden 17 kişi ve sadık dostlarından da 55 kişi olmak üzere toplam 72 kişiyle birlikte, emsali görülmemiş bir şekilde hunharca şehit edilmiştir.

Kafaları kesildikten sonra bedenleri atların tırnakları altında çiğnetilmiş, cenazeleri defnedilmeden ve namazları kılınmadan sıcak kumlar üzerinde o şekilde terk edilmişlerdir.

İmamdan geriye kalan kadınlar, çocuklar, yeğenler ve yakınları da esir alınmıştır. O dönemlerde esir alınan kâfirlere dahi yapılmayan işkenceler, kendi peygamberlerinin Ehl-i Beyti'nden olan esirlere yapılmıştır.

Daha sonraları gelenekçi Müslümanlar arasında Kerbela yüzünden Müslümanlar, Ehl-i Beyt taraftarları ve Ehl-i Beyt'e ilgisiz kalanlar olarak ikiye bölünmüşlerdir.

Ehl-i Beyt ve İmam Hüseyin'in yanında yer alanlara "Şii", bu işi "tasvip etmemeleriyle birlikte(!)" İmamın düşmanlarına karşı cephe almayanlara ise "Sünni" denilmiştir.

Her iki kesimin de peygamberi olan Hz. Muhammed'in (sav) soyunun hunharca katledilmesine ilgisiz kalmak elbette vicdanen kabulü mümkün olmayan bir durumdur.

Üstüne üstelik bir de Sünni âlimlerin "Elimizin karışmadığı şeye dilimiz de karışmasın" diye fetva vermeleri ve Ehl-i Beyt zalimlerinin bu cinayetlerini yargılamaktan uzak durmaları, Şii Müslümanlar tarafından hoş karşılanmamış; onların Sünni Müslümanlar hakkında menfi düşünmelerine ve ümmet içerisinde bölünmelere sebebiyet vermiştir.

Sonuç itibarıyla gelenekçi Müslümanlardan bir kesimin (Sünnilerin) Kerbela olayını tarihte bırakmak istemesi, diğer kesimin (Şiilerin) ise bu olayı daha yüksek bir seviyeden dillendirmesi ve ağıtlar yakması, her iki kesim arasında gittikçe derinleşen bir ayrımcılığa sebebiyet vermiştir.

Oysa her iki kesimin de ortak değeri olan yüce İslam'ın yaşaması uğruna ağır bir bedel olarak ödenen Kerbela hadisesi, şayet Şii ve Sünni kesimden sağduyulu ve her türlü mezhebî taassuptan arınmış, yalnızca Hakk'ın rızasını gaye edinmiş âlim, aydın, akademisyen ve araştırmacılar tarafından masaya yatırılırsa, "ayrıştırıcı" gibi görünen bu meselenin aslında "birleştirici" bir unsur olduğu muhakkaktır.

Zira Nebi'nin Ehl-i Beyti, her iki kesimin de sevdiği, saydığı ve sahiplendiği değerlerdir.

Buradaki asıl sorun, her iki kesimden âlimlerin bir araya gelip bu meseleyi kendi aralarında konuşamamalarıdır.
 

İslam dünyasında yüzyıllar boyunca üretilen minyatürlerde Kerbela, sayıca üstün kuvvetlere karşı verilen bir adalet ve vicdan mücadelesi olarak resmedildi / Kolaj: Independent Türkçe
İslam dünyasında yüzyıllar boyunca üretilen minyatürlerde Kerbela, sayıca üstün kuvvetlere karşı verilen bir adalet ve vicdan mücadelesi olarak resmedildi / Kolaj: Independent Türkçe

 

Tarafsız ve objektif bir bakışla meseleye bakarsak, İslam âleminde (Vehhabiler hariç), Osmanlı dönemi de dâhil olmak üzere İmam Hüseyin'e (as) ağıt yakmayan hiçbir millet olmadığı gibi, yine bu zulmü alkışlayan hiçbir Müslüman da yoktur.

Müslümanların yaşamakta olduğu hemen her ülkede halk kültürü ve edebiyatı yönüyle Türkçe, Kürtçe, Farsça, Arapça, Azerice, Urduca ve diğer birçok lehçede Kerbela ve İmam Hüseyin hakkında muazzam bir yas tutma ve ağıt yakma birikimi oluşmuştur.

Diyebiliriz ki Müslümanların yaşadıkları tüm coğrafyalarda geleneksel olarak İmam Hüseyin (as) ile ilgili ağıtlar vardır. Acı ve ağıdın tonu farklı olsa da rengi hep aynıdır.

Kimisi şiirsel, kimisi ağıtsal türküler ve kimisi de mersiye biçiminde İmam'a yas tutmuş ve içlerini çekmişlerdir.

Ve yine gelenekçi Müslümanlar nezdinde Kerbela hadisesi yalnızca ağıt diliyle anlatılmamış; İslam edebiyatçılarının ve tarihçilerinin konusu olduğu gibi, dinler tarihi, sosyoloji, tasavvuf, irfan, hadis, kelam ve musiki gibi bilim dallarında da yer edinmiş ve olaya çok geniş bir çerçeveden bakılmıştır.

Gelenekçi Müslüman topluluğun inanç dünyasının şekillenmesinde de önemli etkisi bulunan bu hadiseye aslında aşağıda sıraladığımız birkaç boyuttan bakmak gerekir:

a- Kerbela vakıasının öncesi.
b- Bizzat yaşanmasını ve sonrasını kapsayan tarihsel süreç.
c- Yaşanan bu olayın tarafları.
d- Olay sonrasında oluşan inanç uygulamaları ve bunların günümüze yansımaları.
e- Kerbela yaklaşımında yöntem sorunu.
f- Farklı İslam mezheplerinin Kerbela algısı.


Müslüman toplumun tarihinde önemli kırılma ve dönüm noktalarından biri olan ve tarihin seyrini derinden etkileyen bu hadiseyi tek elden tahlil etmek elbette konuya haksızlık etmek olur.

Asıl olan, bu önemli ve emsali bulunmayan hadisenin doğru tahlilinin yapılabilmesi için farklı dallardan uzman araştırmacıların değerlendirmelerine başvurulması ve ümmet üzerindeki yapıcı ve yıkıcı etkilerinin tarafsız ve ciddi bir şekilde ortaya konulmasıdır.

Gelenekçi İslam tarihi açısından çok önemli izler bırakmış, Müslümanların vicdanlarında dermansız bir derde dönüşmüş ve sonuç itibarıyla bir mektep hâlini almış bu önemli vakayı trajik bir hadise gibi değerlendirip yalnızca ağıtlar yakmak, konuyu basite indirgemek olur.

Diğer taraftan tarihte vuku bulan nice menfi olaylar, ibret alınmadığı için hep tekerrür edegelmiştir.

Oysa gerek İslam dünyası gerekse insanlığın geleceği için ibretamiz ve eğitici derslerle dolu olan Kerbela olayı; akıl, bilim, sosyoloji ve ahlak zaviyesinden analiz edilerek ileriye yönelik atılacak müspet adımların oluşmasına önemli katkılar sağlayabilecek bir niteliğe sahiptir.

Kerbela hadisesine dünyadaki Müslümanlardan Ehl-i Sünnet gibi önemli bir bölümün hâlâ ilgisiz kalması ve Kur'an'da da geçen bu kadar önemli değerleri yalnızca matemcilere terk etmesi, Müslümanlardan diğer bir kesimin ise o olaya yalnızca yas tutarak yaklaşması, o vakıanın ciddi bir şekilde anlaşılmadığının göstergesidir ve tüm Müslüman aydın ve âlimlerin bu noktada tarihî sorumlulukları vardır.

Gerçekte Kerbela vakıası, anmaktan ziyade anlaşılmaya değer bir olaydır. Kerbela'yı hiç bilmeyenler ile bilip de onun mesajını, sevap kazanmak için döktükleri gözyaşlarıyla perdeleyenler aynı kategoriye girerler.

Çünkü bir davayı yaşatan onun verdiği mesajdır. Şayet mesajı yok ise dava ya yoktur ya da ölmüştür; ölünün de mesajı olmaz.
 

Kerbela Savaşı'nı tasvir eden 19'uncu yüzyıl İran resmi. İmam Hüseyin ve beraberindeki küçük topluluğun Emevi ordusuna karşı direnişi, yüzyıllardır İslam dünyasının en güçlü hafıza imgelerinden biri olarak resmediliyor / Görsel: Google Sanat ve Kültür
Kerbela Savaşı'nı tasvir eden 19'uncu yüzyıl İran resmi. İmam Hüseyin ve beraberindeki küçük topluluğun Emevi ordusuna karşı direnişi, yüzyıllardır İslam dünyasının en güçlü hafıza imgelerinden biri olarak resmediliyor / Görsel: Google Sanat ve Kültür

 

Kerbela vakıası asırlardır farklı mezhep ve ekollere sahip her mümin ve Müslüman için bir yönüyle kanayan bir yara ve hüzünlü bir nakarat olmuş, diğer yönüyle de adalet, şecaat, izzet, iffet, ihlas, direniş, inkılap, şehadet, fedakârlık, vefakârlık ve aşkın öğrenildiği eşsiz bir mektep hâlini almıştır.

Kerbela vakıasının mektepsel boyutunu idrak edebilenler, bu olayın gerçekleşmesine neden olan faktörlerin neler olduğunu, faillerinin kimlerden ibaret bulunduğunu, vermiş olduğu mesajların ve oluşturduğu ruhun nasıl bir mesaj ve ruh olduğunu araştırmaya koyulurken; bu yönünü idrakten yoksun, "uyduruk Hüseynî kıyam algısı olanlar" yalnızca olayın kan ve trajedi boyutuna ilgi duymuşlardır.

Oysa o sahada İmam Hüseyin ve ashabının yalnızca fizikî bedenleri parçalanmamış, aynı zamanda imamın uğrunda canını feda ettiği yüce İslam dini de paramparça edilmiş ve ceddinin ümmeti de adeta bir daha bir araya gelmeyecek şekilde çeşitli isimler altında dağılıp gitmiştir.

Hâlbuki Kerbela'da katledilenler, tüm Müslümanların ümmeti olmakla iftihar ettikleri peygamberlerinin can parçalarıydı.

Peygamberlerinin can parçalarının başına getirilen bu elim olaylara ilgisiz kalmak, peygamberin kendisine ilgisiz kalmakla eş değerdir!


Böylesine bir lakaytlığın (Allah korusun), tevhit inancının muvahhit bir kimsede oluşturduğu şahsiyetle örtüşmesi asla mümkün olamaz.

Müslümanlardan bir bölümünün Hz. Hüseyin'in (as) ve ashabının başına gelenleri tasvip etmemelerine rağmen İmam Hüseyin'i savunanlarla aynı safta yer almamaları, haklı olarak gelenekçi Hüseyinciler tarafından suçlu gibi görülmüşlerdir.

Fakat ne ilginçtir ki suçlanan kesim de buna mukabil kendilerini suçlayan Hüseyincilere karşı, "Hz. Hüseyin hatırasına saygısızlık etmiş oluruz" endişesiyle onlara cevap vermemişlerdir.

Doğrusu ben, Kerbela vakıasının İslam ümmeti arasında bir "ayıraç" vazifesi görmesi yerine, "birleştirici" bir unsur vazifesi görmesi gerektiği kanaatindeyim.

Artık Kerbela vakıasının geçmişte olduğu gibi Sünni-Şii toplumunun birbirlerini suçlama, dışlama ve kınama yerine birbirlerini anlama vesilesi olmasının dinî bir vecibe olduğu inancındayım.

Gelenekçi Müslümanların her iki kesiminin de geçmişten miras aldıkları kavga ve ayrışmaları günümüze ve gelecek nesillere aktarmak yerine, karşılıklı konuşma zamanının geldiği ve hatta geçtiği düşüncesindeyim.
 

İranlı ressam Abdullah Musavvar'ın eserinde Kerbela ve İmam Hüseyin'in şehadeti anlatılıyor / Görsel: Metropolitan Museum of Art
İranlı ressam Abdullah Musavvar'ın eserinde Kerbela ve İmam Hüseyin'in şehadeti anlatılıyor / Görsel: Metropolitan Museum of Art

 

Konuyu şöyle sonuçlandırabiliriz:

İslam tarihinin ilk yarım asrında gerçekleşen siyasi, sosyal, teolojik ve diğer gerekçelerin etkileriyle meydana gelen Kerbela vakıası, tek başına bir etkenin tesiriyle vücuda gelmiş bir olay değildir.

Bunu böyle düşünmek hem Hüseyin'e hem de davasına ihanettir.

Zira böylesine büyük fedakârlıklarla bu davayı meydana çıkaran şahsiyet, normal bir Müslümandan ziyade nübüvvetin kucağında büyümüş, vahyin ilkeleri doğrultusunda adımlarını atmış ve her sözünü Muhammedî nefes ile söylemiş seçkin bir şahsiyettir.

Gerçek şu ki Hüseyin'in bu mücadelesi, her zaman adalet karşısında gücü temsil edenler için bir tehdit olarak yaşayacaktır.

Çünkü Yezit'ten sonraki dönemlerde de ve hatta günümüzde de adı Yezit olmasa bile bu geleneğin temsilcileri, her yerde ve her zamanda güce ve keyfiliğe dayalı tahakkümlerini sürdürmüş ve sürdürmeye de çalışmaktadırlar.

İmam Hüseyin'in (as) Yezit ile savaşı din kaynaklı (Yahudi-İslam), bölge kaynaklı (Doğu-Batı), mezhep kaynaklı (Sünni-Şii), mahalle kaynaklı (Bedevî-Medenî) ve ırk kaynaklı (Arap-Acem) bir savaş değildir.

Kerbela olayında İmam Hüseyin'in tüm Müslümanlara öğrettiği iki şey vardır:

  • Biri, insanlar arasında ceddi Resulullah'ın ve babası Ali'nin yönetimini teşkil eden "adalet";
  • Diğeri de Emevî ve tüm tağutî yönetimlerin temelini oluşturan "güç".

Daha doğrusu yeryüzünde iki tür savaş/mücadele mevcuttur. Bunların yapıları öyle tasarlanmıştır ki birisi bittiği yerde diğeri başlar.

İmam Hüseyin (as) şöyle der:

Benim yöntemim, ceddim Resulullah ile babam Ali b. Ebu Talip'in yöntemini yeniden ihya etmektir. Ben bunun için yola koyuldum. Benim onlardan öğrendiğim düsturlar şunlardır:

'Hakları için mücadele etmeyenler, haklarıyla birlikte şereflerini de kaybederler.'


Belki de İmam Hüseyin (as) bu savaşta dünyevî haklarını kaybetmiştir ama şerefini kazanmıştır.

Böylece "şerefli mahlûkat ne demektir bilmiyorduk" demememiz için bizlere örneklik teşkil etmiştir.

Her yerin Kerbela ve her günün Aşura olduğu bu çağda İmam Hüseyin (as) bize öğretmiştir ki:

Adalet için savaşanlar, daima küçük bir azınlık olarak kalmaya mahkûmdurlar ve sadece bu yüzden bile adalet için savaşmaya mecburdurlar!

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU