Meclisi teşkil eden kişiler, yalnız Türk, Çerkes, Kürt, Laz değildir. Hepsinden meydana gelmiş samimi bir topluluktur. Sınırlarımızı çizerken Kürtleri ayırmadık. Bu topluluğu temsil edenler bizim kardeşimiz, menfaatleri ortak olan vatandaşlarımızdır. Vatandaşlar, birbirlerine karşı saygılıdır. Birbirlerinin her türlü haklarına riayet ederler.
TBMM Başkanı Mustafa Kemal,
TBMM, 1 Mayıs 1920
(TBMM Zabıt Ceridesi, C. 1, s. 164)
İmralı adasında ömür boyu hapis cezasını çekmekte olan PKK lideri Abdullah Öcalan'la Cumhur İttifakı arasında yapılan pazarlıklar, sonunda "Çerçeve Anlaşması" adında 12 maddelik bir yasaya dönüştü ve komisyonda kavgalı bir görüşmeden sonra kabul edilerek meclise sevk edildi.
Anlaşmanın amacı, Kürt sorununa bir çözüm getirerek kabuk bağlamış bu yarayı iyileştirmek değil, yıllardır millete ve devlete büyük maliyetler yükleyen, çoğu Kürt tarafından olmak üzere 50 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan ve adına "terör" denilen olayı sonlandırmak.
Kürt sorunu nedir ve niçin çözülemiyor?
Kürt sorunu, çoğunluğu oluşturan bir milletten başka azınlıkların da yaşadığı birçok ülkede görülen, şu veya bu biçimde çözülen veya çözüm yolunda olan bir sorundur. Çözümünün esası ise o azınlık topluluğun demokratik haklarını, dilini, kendini geliştirme olanaklarını, karar alma mekanizmalarına sahip olma yöntemlerini güvence altına alacak düzenlemelerin yapılmasıdır.
Ne var ki, uzun yıllar milliyetçi önyargılarla yetiştirilmiş, devlette, kendi çoğunluk milliyetinden başka bir kimliğin bulunmasına tahammül edemeyen, her türlü kimlik talebini emperyalizmin kışkırtması ve emperyalizmin işbirlikçiliği olarak niteleyen bir anlayışın kafalara çivi gibi çakılmış olmasından kaynaklanan bir anlayışı söküp atmak mümkün görünmüyor.
Bağımsızlığı kazanmak ve korumak için
Geçen yüzyılın ilk çeyreğinde, dünya alt üst olurken doğmakta olan yeni dönemin özelliğinden biri olarak hem Amerika hem Sovyetler'de ortaya atılan "Milletlerin kaderlerini tayin hakkı" dünya milletleri, bu arada Türkler arasında da geniş bir kabul görmüştü. Çünkü Türkler de kaderlerinin Londra, Paris gibi emperyalist merkezlerde çizilmesine karşı idiler. Bu kaderi, emperyalizmle dövüşerek kendileri yarattılar. Mustafa Kemal Paşa’nın yukarıya aldığımız sözleri, işte bu kaderi hangi güçlerle çizmeye niyetli olduklarını ifade ediyor.
Bağımsızlığı için kavga verilecek topraklar üzerinde Türk'ten başka milletler de yaşamaktadır ve bunlar çıkarları birbirine bağlı kardeştirler. Emperyalizmle hep birlikte dövüşeceklerdir. Bu birliği sağlamak için de birbirlerinin haklarına saygılı olacaklardır.
Kürtleri inkârın maliyeti
Türkiye’nin bu anlayışa dayanarak bağımsızlığını kazanabildiğini unutmamak gerekirken, savaştan sonra bu durum göz ardı edilmiş, Kürtlerin farklı bir millet, bundan ötürü de çeşitli kültürel, sosyal hakları bulunduğu, Türkiye Cumhuriyeti'nde bu haklarını kullanarak, Türklerle birlikte özgürce yaşayabilecekleri unutulmuştur. Bunun neye mal olduğu 100 yıllık geçmişimiz gösteriyor. Ayaklanmalar, ölümler, yıkımlar ve psikolojik tahribat. Yalnız 1984’te başlayan PKK ayaklanması sırasında elli bin ölü, Türk ve Kürt köylerinde anaların yükselen acı ağıtları, boşaltılan, yakılan köyler, ormanlar, sakatlanmalar… Ve binlerce dava, dolup taşan cezaevleri, çuvallar dolusu, esasa ilişkin olmayan gevezelikler.
"Başlarına taş mı düştü?"
Bundan önceki açılımların da başarıya ulaşmaması, konunun esasına yaklaşılmamasındandır. Bu kez, "barış" konusunun Türk milliyetçiliğinin odağı konumunda olan bir parti tarafından gündeme getirilmesi "başlarına taş mı düştü?" dedirtti. Konunun Suriye’deki karışıklıklar ve İsrail’in bölgedeki faaliyetleri nedeniyle gündeme geldiği sanılıyorsa da bu konuda bile bir açıklama yapılmadı.
Sosyal demokrasi: Aşağı tükürse sakal…
Hele, Tayyip Erdoğan’ın ömür boyu cumhurbaşkanı seçilmesini sağlatacak yeni bir anayasayı Kürtlere kabul ettirecek, bunun karşılığında PKK’dan hüküm giymiş birkaç bin tutukluyu serbest bırakacak bir pazarlık mı söz konusudur? Durum buysa, Kürt sorunu konusunda yol açmayı beceremeyen, demokrasi talepleriyle Türk milliyetçiliği arasında sıkışıp kalmış sosyal demokratlar, iktidar için bir kez daha avuçlarını yalasınlar. Bir milletin hayatını derinden etkileyecek önemli kararları almak için siyasi cesaret gereklidir. Millete önderlik de böyle sağlanır. Kitle kuyrukçuluğu ile kitleye önderlik yapılamaz.
Meclis’te bulunan Türk milliyetçisi mebuslarından bir kısmı, Kürt örgütünü muhatap aldığı için anlaşmaya şiddetle karşıdır. Diğer milliyetçiler, anlaşmayı muhtemelen "devletin selameti için" içleri kan ağlayarak kabul ediyorlar. İki arada bir derede kalmış olanlar için ise aşağı tükürseler sakal, yukarı tükürseler bıyıktır. Kürtler ise olaya "Ne koparılırsa kârdır" diye bakıyor gibiler.
Daha kırk fırın ekmek
Oysa Kürt sorununu kökten çözecek uluslararası yasalar, Türkiye’ye yapılan öneriler, Türk siyasetçilerden ağız ucuyla da olsa verilen sözler vardır. Yerel yönetim yasalarının uygulanması için çekincelerin kaldırılacağı gibi.
Kürt sorununu çözmek için, gerçek bir demokrasiye kavuşmada olduğu gibi daha kırk fırın ekmek yememiz gerektiği anlaşılıyor. (Ayvalık, 10 Ağustos 2026)
ÖNERİ: Çerçeve yasa kabul edilsin. Silahlar sussun. İnsanlar ölmesin. Kürtlerin hakları, siyasal zeminde, barışçı yollarla savunulsun. Faili meçhullerden hesap sorulsun. Kayyım siyasetine son verilsin. Siyasi tutuklu ve hükümlüler için genel af çıkarılsın. Ve ne olur: Kürt çocukları, ilkokulda anadilleriyle tanışsınlar. Biraz empati yapın. Bu yasak sizin çocuklarınıza anadilleri konusunda yapılsaydı ne düşünürdünüz?
Ey Türk milliyetçileri, korkmayın. Kürtlerin hakları tanınırsa Türkiye bölünmez. Tersine birlik güçlenir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish