12. Yargı Paketi kapsamında CMK'da öngörülen değişikliklerin değerlendirilmesi

Prof. Dr. Caner Yenidünya Independent Türkçe için yazdı

Genetik verilerden dijital delillere, HAGB ve Yargıtay’ın itiraz yetkisini de kapsayan düzenlemelerle ceza muhakemesinde veri, savunma ve adil yargılanma dengesi yeniden şekilleniyor / Görsel: ChatGPT-Independent Türkçe 

TBMM'ye sunulan 22 Haziran 2026 tarihinde 12. Yargı Paketi Taslak Metni (Esas No: 2/3737), ağırlıklı olarak Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları sonrasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda oluşan hukuki boşlukları gidermeye ve uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri önlemeye yöneliktir.

Buna karşılık kamuoyunda sıklıkla gündeme gelen ve düzenleme yapılması beklenen suça sürüklenen çocukların cezai sorumluluğu, ebeveyn ihmaline yönelik yaptırımlar ve yeni bir infaz rejimi gibi başlıklar taslak kapsamına alınmamıştır.
 

Genetik verilerin kişisel veri niteliği ve saklanma–imha süreçlerine ilişkin yeni yasal çerçeve
Genetik verilerin kişisel veri niteliği ve saklanma–imha süreçlerine ilişkin yeni yasal çerçeve

 

1- Genetik inceleme sonuçlarının gizliliğine ilişkin CMK'nın 80'inci maddesinde yapılması düşünülen değişiklik

Beden muayenesi, vücuttan örnek alınması ve bu örnekler üzerinde moleküler genetik inceleme yapılması, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet eden önemli koruma tedbirlerindendir. Ancak bu işlemler, kişinin beden dokunulmazlığına, özel hayatına ve kişisel verilerinin korunması hakkına doğrudan müdahale niteliği taşımaktadır. Bu nedenle söz konusu tedbirlerin kanunilik, ölçülülük ve gereklilik ilkeleri çerçevesinde uygulanması; elde edilen verilerin saklanması, kullanılması ve imhası bakımından açık ve etkili güvenceler öngörülmesi gerekir.

CMK sistematiğinde şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınması m.75'te, mağdur ve diğer kişilere ilişkin işlemler m.76'da, moleküler genetik incelemeler m.78'de, bu incelemelere karar verme yetkisi m.79'da, inceleme sonuçlarının gizliliği ise m.80'de düzenlenmiştir. Moleküler genetik incelemeler bakımından kanun koyucu daha sıkı bir güvence sistemi benimsemiş; incelemenin yalnızca hâkim kararıyla yapılabileceğini, incelemeyi yapacak kurumların objektif ve bağımsız olması gerektiğini ve bulguların bilirkişiye kimlik bilgileri gizlenerek kod sistemiyle gönderilmesini öngörmüştür.

Özellikle moleküler genetik incelemeler sonucunda elde edilen veriler, kişiyi diğer bireylerden ayıran genetik özelliklere ilişkin olduğundan son derece hassas kişisel veri niteliğindedir. Bu nedenle bu verilerin yalnızca kanunda öngörülen amaçlarla kullanılması yeterli değildir; aynı zamanda hangi süreyle saklanacağı, kimlerin erişimine açık olacağı, hangi hâllerde kullanılabileceği ve ne zaman imha edileceği de açık biçimde düzenlenmelidir.

Bu noktada CMK m.80/2 hakkında verilen Anayasa Mahkemesi'nin 25.12.2025 tarihli ve E.2025/141, K.2025/274 sayılı iptal kararı önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen verilerin bazı hâllerde imha edileceğinin düzenlenmiş olmasına rağmen; bu verilerin hangi süreyle saklanacağı, hangi usulle korunacağı, ne zaman ve nasıl imha edileceği ile ilgili kişilerin veriler üzerindeki haklarına ilişkin yeterli güvencelerin kanunda yer almadığını tespit etmiştir. Bu nedenle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yapılan müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna vararak hükmü iptal etmiştir.

22 Haziran 2026 tarihinde TBMM'ye sunulan 12. Yargı Paketi'nin 14'üncü maddesiyle öngörülen değişiklikler, Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçesinde işaret ettiği eksiklikleri gidermeye yöneliktir. Teklif ile moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen verilerin saklanması, kullanılması ve imhasına ilişkin daha açık bir yasal çerçeve oluşturulması amaçlanmaktadır.

Bu kapsamda genetik inceleme sonuçlarının kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde özel bir sisteme kaydedilmesi ve aynı zamanda bir örneğinin delil olarak muhafaza edilmek üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilmesi öngörülmektedir.

Düzenlemenin en önemli yeniliklerinden biri, genetik verilerin saklanma ve imha sürelerinin açık şekilde belirlenmesidir. Buna göre kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi hâllerinde kayıtların derhâl imha edilmesi öngörülmektedir. Buna karşılık mahkûmiyet, davanın reddi veya düşmesi gibi diğer hâllerde söz konusu veriler kararın kesinleşmesinden itibaren 20 yıl süreyle saklanacak; bu sürenin sonunda Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilerek durum tutanak altına alınacaktır. Kanımızca yirmi yıllık saklama süresi uzundur; kararın içeriğine, suçun ağırlığına, niteliğine ve moleküler genetik incelemeler ile zorunlu bağlantısına ilişkin ayırımlar gözetilerek daha ölçülü bir hüküm konulması isabetli olurdu.

Teklif, veri sahibine belirli güvenceler tanımaktadır. Bilgisi sisteme kaydedilen kişi, kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması hâlinde hâkim veya mahkemeden bu verilerin silinmesini talep edebilecektir. Böylece kişisel verilerin korunması hakkı bakımından yargısal denetim mekanizması öngörülmektedir.

Maddeye eklenmesi öngörülen üçüncü fıkra ile sisteme kaydedilen genetik verilerin kullanım amacı da sınırlandırılmaktadır. Buna göre bu veriler yalnızca yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla ve mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısının kararı üzerine kullanılabilecektir. Böylece verilerin ceza muhakemesi dışındaki amaçlarla kullanılmasının önüne geçilmek istenmektedir.

Son olarak, düzenlemenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi öngörülmektedir.

Sonuç olarak 12. Yargı Paketi'nin 14'üncü maddesi, moleküler genetik inceleme sonucunda elde edilen verilerin korunması bakımından daha açık ve denetlenebilir bir sistem kurmayı hedeflemektedir. Düzenleme, ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşma amacını güçlendirirken, genetik verilerin hassas niteliği nedeniyle kişisel verilerin korunması hakkı bakımından etkili güvencelerin sağlanmasını da zorunlu kılmaktadır.
 

Dijital delillerin arama, kopyalama, saklama ve imha süreçlerinde öngörülen yeni güvenlik güvenceleri
Dijital delillerin arama, kopyalama, saklama ve imha süreçlerinde öngörülen yeni güvenlik güvenceleri

 

2- Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirine ilişkin CMK'nın 134'üncü maddesinde yapılması düşünülen değişiklik

Taslağın 15'inci maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinin yeniden düzenlenmesi öngörülmektedir. Düzenlemenin temel gerekçesini Anayasa Mahkemesi'nin 12.02.2026 tarih ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı iptal kararı oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri sonucunda elde edilen verilerin ne şekilde saklanacağı, hangi sürelerle muhafaza edileceği, hangi usulle silineceği veya imha edileceği ile veri sahiplerinin bu verilere ilişkin haklarının kanunda yeterli açıklıkta düzenlenmediğini tespit etmiş; bu nedenle mevcut hükmün kişisel verilerin korunması hakkı bakımından gerekli güvenceleri sağlamadığı sonucuna ulaşmıştır.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında ortaya çıkan norm boşluğunun giderilmesi amacıyla CMK m.134 bütünüyle yeniden kaleme alınmaktadır. Bununla birlikte teklif, arama, kopyalama ve elkoyma tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin mevcut sistemi esas itibarıyla korumakta; esas değişikliği maddeye eklenen yeni bir fıkra aracılığıyla kişisel verilerin muhafazası ve imhasına ilişkin güvenceler getirmek suretiyle gerçekleştirmektedir.

Teklif kapsamında eklenmesi öngörülen altıncı fıkra ile bilgisayar incelemeleri sonucunda elde edilen verilerin adli emanette muhafaza edilmesi ve bu verilerin güvenliğinin sağlanması için gerekli koruma tedbirlerinin alınması hüküm altına alınmaktadır. Buna göre elde edilen veriler kovuşturmaya yer olmadığı kararının veya mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 15 yıl süreyle saklanacak; sürenin dolmasıyla birlikte Cumhuriyet savcısının gözetiminde tutanak düzenlenerek imha edilecektir.

Düzenleme, ilgili kişilere verilerin silinmesini talep etme imkânı da tanımaktadır. Buna göre verilerin muhafazasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya başka haklı nedenlerin bulunması hâlinde ilgili kişi hâkim veya mahkemeden verilerin silinmesini talep edebilecektir.

Teklifin genel yaklaşımı incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararında vurguladığı kanunilik ve öngörülebilirlik eksikliklerinin giderilmeye çalışıldığı görülmektedir. Gerçekten de mevcut düzenlemede bulunmayan saklama süresi, imha usulü ve veri sahibinin başvuru hakkı gibi hususlar hüküm altına alınmaktadır.

Kanımızca "kovuşturmaya yer olmadığı kararının kesinleşmesinden" itibaren 15 yıllık saklama süresi çok uzundur. Bir kimsenin bizatihi bir soruşturmaya muhatap olmasının ardından, kovuşturmaya yer olmadığı kararına rağmen bu kadar uzun yıllar kişisel verilerinin saklanması masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden mahzurludur; ölçüsüz bir müdahaledir. Keza değişiklik teklifinde "mahkeme kararı" denilmekle birlikte, kesinleşen mahkeme kararının mahkûmiyete mi beraate mi ilişkin olduğu hususunda bir ayrım yapılmamıştır.

Mahkûmiyet kararının kesinleşmesiyle verilerin uzun sürelerce saklanmasının bir gerekliliği olduğu düşünülebilirse de beraat kararının kesinleşmesi sonrasında dosyadaki bu verilerin 15 yıl saklanması yerinde değildir. Bu durum da masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden sakıncalıdır. Keza mahkûmiyet kararı olsa dahi, kesinleşen karara konu olan suçun niteliğine, ağırlığına ve dijital delillerle irtibatına ilişkin bir ayrım yapılmaksızın 15 yıl gibi bir sürenin öngörülmesi yine ölçüsüz ve orantısız bir müdahale niteliğindedir. Bu hususların Meclis görüşmeleri sırasında düzeltilebileceği kanaatindeyiz.
 

HAGB kurumunda denetim, ikinci şans ve ceza adalet dengesi arasındaki yeni tartışmalar / Fotoğraf: AA
HAGB kurumunda denetim, ikinci şans ve ceza adalet dengesi arasındaki yeni tartışmalar / Fotoğraf: AA

 

3- Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna ilişkin CMK'nın 231'inci maddesinde yapılması düşünülen değişiklik

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, ceza muhakemesi hukukunda sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün belirli şartlar altında hukuki sonuç doğurmasının ertelenmesini ifade eden bir kurumdur. Başka bir ifadeyle mahkeme, sanığın suç işlediği kanaatine ulaşarak bir mahkûmiyet hükmü kurmakta; ancak bu hükmü derhâl açıklamamakta ve sanığı belirli bir denetim süresine tabi tutmaktadır.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231'inci maddesi uyarınca HAGB kararı verilebilmesi için yargılama sonunda hükmolunan cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası ya da adli para cezası olması gerekir. Bu durumda sanık hakkında kurulan hüküm açıklanmaz ve sanık 5 yıl süreyle denetime tabi tutulur. Denetim süresi içerisinde sanığın kasıtlı bir suç işlememesi ve mahkemece belirlenen yükümlülüklere uygun davranması hâlinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılır ve kamu davasının düşmesine karar verilir.

Bu yönüyle HAGB, klasik anlamda bir mahkûmiyet hükmünün doğurduğu sonuçları hemen ortaya çıkarmayan; sanığa topluma yeniden kazandırılma imkânı tanıyan ve ceza adalet sisteminde ikinci şans anlayışıyla ilişkilendirilen bir muhakeme kurumudur. Ancak kurumun geniş uygulama alanı, özellikle ağır insan hakkı ihlalleri bakımından cezasızlık algısı oluşturduğu gerekçesiyle uzun süredir tartışılmaktadır.

HAGB kurumu son yıllarda Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda önemli değişikliklere konu olmuştur. Özellikle 8. Yargı Paketi olarak bilinen 7499 sayılı Kanun ile kurumun usulüne ilişkin dikkat çekici düzenlemeler yapılmıştır.

Bu kapsamda ilk önemli değişiklik sanığın HAGB kararını kabul etmesi şartının kaldırılmasıdır. Önceki uygulamada mahkeme, yargılamanın belirli bir aşamasında sanığa HAGB'yi kabul edip etmediğini sormaktaydı. Ancak bu durum, sanığın henüz yargılama tamamlanmadan mahkûmiyet ihtimaliyle karşı karşıya bırakılması ve savunma hakkı üzerinde baskı oluşturması nedeniyle eleştirilmekteydi. Anayasa Mahkemesi de bu düzenlemeyi hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı bakımından sorunlu görmüştür. Bu doğrultuda yapılan değişiklikle HAGB kararı verilebilmesi için sanığın önceden kabul beyanında bulunması şartı kaldırılmıştır.

İkinci önemli değişiklik HAGB kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yoluna ilişkindir. Önceki sistemde HAGB kararlarına karşı yalnızca itiraz yoluna başvurulabilmekteydi. Bu inceleme çoğu zaman dosya üzerinden ve sınırlı bir denetimle yapılmaktaydı. Anayasa Mahkemesi'nin etkili başvuru hakkına ilişkin değerlendirmeleri sonrasında HAGB kararlarına karşı istinaf kanun yolu açılmıştır. Böylece HAGB kararlarının daha kapsamlı ve etkili bir yargısal denetime tabi tutulması amaçlanmıştır.

Üçüncü olarak müsadere hükümleri bakımından da özel bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre HAGB kararı verilmiş olsa dahi suçta kullanılan veya suçtan elde edilen eşya hakkında verilen müsadere kararlarının infazı mümkün hâle getirilmiştir. Bu düzenleme ile HAGB kararının suçtan elde edilen menfaatlerin korunmasına yol açmasının önüne geçilmek istenmiştir.

Bu değişiklikler birlikte değerlendirildiğinde 8. Yargı Paketi'nin HAGB kurumunu tamamen ortadan kaldırmak yerine Anayasa Mahkemesi kararlarında işaret edilen usulî eksiklikleri gidermeyi ve kurumu daha güvenceli bir yapıya kavuşturmayı amaçladığı söylenebilir.

12. Yargı Paketi ile HAGB kurumuna ilişkin tartışma bu kez usulî güvencelerden ziyade kurumun hangi suçlar bakımından uygulanıp uygulanamayacağı noktasında yoğunlaşmaktadır. Nitekim HAGB, sanık lehine sonuçlar doğuran bir kurum olmakla birlikte bazı suç tipleri bakımından uygulanması ceza adaletinin caydırıcılık ve insan onurunu koruma işleviyle bağdaşmayabilmektedir.

Mevzuatta hâlihazırda bazı suçlar HAGB kapsamı dışında tutulmaktadır. Örneğin Anayasa'nın 174. maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar ile sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair mevzuat kapsamındaki şike ve teşvik primi suçlarında HAGB uygulanamamaktadır. 12. Yargı Paketi ise bu istisna alanını genişletmekte ve özellikle insan onuruna yönelik ağır ihlal niteliğindeki bazı fiiller bakımından HAGB uygulanmasını engellemektedir.

Bu değişikliğin arka planında Anayasa Mahkemesi'nin 10.07.2025 tarihli, E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri ve Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında işkence, eziyet veya kötü muamele niteliği taşıyan fiiller bakımından HAGB uygulanabilmesini Anayasa'ya aykırı bulmuştur. Mahkemeye göre bu tür fiillerde hükmün açıklanmasının geri bırakılması, devletin etkili soruşturma yürütme ve failleri fiilleriyle orantılı şekilde cezalandırma yükümlülüğünü zayıflatmaktadır.

Bu doğrultuda 12. Yargı Paketi ile işkence suçu, eziyet suçu ve kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve kötü muamele kapsamında değerlendirilebilecek suçlar HAGB kapsamı dışında bırakılmaktadır.

Böylece bu suçlar bakımından hükmolunan ceza 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası ya da adli para cezası olsa dahi mahkemenin HAGB kararı vermesi mümkün olmayacaktır. Başka bir ifadeyle insan onuruna yönelen ve kamu gücünün kötüye kullanılması suretiyle işlenen bu tür fiillerde mahkûmiyet hükmünün açıklanması ertelenemeyecek; fail hakkında verilen hüküm hukuki sonuçlarını doğuracaktır.

Bunun yanında Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan ve HAGB sistemine bağlı olarak düzenlenen diğer fıkralar da yeniden kaleme alınmaktadır. Değişiklikle bir yandan HAGB kurumunun genel yapısı korunurken diğer yandan Anayasa Mahkemesi'nin insan onurunun korunması ve kötü muamele yasağına ilişkin ortaya koyduğu anayasal güvenceler doğrultusunda kurumun uygulama alanı daraltılmaktadır.

Sonuç olarak 12. Yargı Paketi ile HAGB bakımından getirilen sınırlama, Anayasa Mahkemesi içtihadı doğrultusunda cezasızlık algısını azaltmayı ve özellikle kamu gücünün kötüye kullanıldığı durumlarda daha etkili bir ceza adaleti mekanizması oluşturmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle düzenleme, hem mağdur haklarının korunması hem de devletin insan onurunu koruma yükümlülüğünün güçlendirilmesi bakımından önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
 

Kaçak sanık yargılamasında savunma hakkı ile yargılamanın sürekliliği arasındaki denge / Fotoğraf: AA
Kaçak sanık yargılamasında savunma hakkı ile yargılamanın sürekliliği arasındaki denge / Fotoğraf: AA

 

4- Kaçağın tanımına ilişkin CMK'nın 247'nci maddesinde yapılması düşünülen değişiklik

Taslağın 17'nci maddesi ile CMK m.247'de değişiklik yapılması öngörülmektedir. Bu değişikliğin daha iyi anlaşılabilmesi için kaçak sanığa ilişkin hükmün yakın dönemde geçirdiği değişikliklerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesi, 22 MArt 2023 tarihli ve E.2022/145, K.2023/59 sayılı kararıyla CMK m.247/3'te yer alan "Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir. Ancak, daha önce sorgusu yapılmamış ise mahkûmiyet kararı verilemez" hükmünü iptal etmiştir. İptal öncesi düzenleme, kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılmasına imkân tanımakta; ancak sanığın sorgusu yapılmamışsa hakkında mahkûmiyet kararı verilmesini engellemekteydi.

Bununla birlikte söz konusu düzenleme, mahkûmiyet dışındaki kararlar bakımından yeterli güvence sağlamamaktaydı. Kaçak sanığın sorgusu yapılmadan yargılamanın devam etmesi ve suçun işlendiğini esas alan bazı kararların verilebilmesi, savunma hakkı, adil yargılanma hakkı ve lekelenmeme hakkı bakımından tartışmalara neden olmuştur. Anayasa Mahkemesi de bu eksikliği dikkate alarak hükmün iptaline karar vermiştir.

Bu iptal kararı sonrasında 8. Yargı Paketi kapsamında 7499 sayılı Kanun'un 16'ncı maddesiyle CMK m.247/3 yeniden düzenlenmiştir. Yeni hükme göre kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir; ancak sanığın daha önce sorgusu yapılmamışsa hakkında yalnızca mahkûmiyet kararı değil, ceza verilmesine yer olmadığı kararı da verilemez. Böylece sanığın yokluğunda, suçun işlendiği kabulüne dayanan ve kişi hakkında hukuki sonuç doğurabilecek kararların verilmesi daha sınırlı hâle getirilmiştir.

12. Yargı Paketi ile getirilen düzenleme ise bu sürecin devamı niteliğindedir. Bu kez değişikliğin dayanağını Anayasa Mahkemesinin 10 Temmuz 2025 tarihli ve E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararı oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, mevcut düzenlemenin kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine imkân tanımasına rağmen, sanığın sonradan ortaya çıkarak savunma hakkını kullanmak istemesi hâlinde etkili bir başvuru yolu öngörmemesini Anayasa'ya aykırı bulmuştur.

Teklif ile bu eksikliğin giderilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen kaçak sanık, mahkemede bizzat hazır bulunarak savunma hakkını kullanmak istediğini bildirirse yargılamanın yenilenmesini talep edebilecektir. Böylece sanığın yargılamadan kaçma iradesinin bulunmadığını veya savunma hakkından geçerli biçimde feragat etmediğini ileri sürebilmesine ve hakkında verilen kararın yeniden değerlendirilmesini istemesine imkân tanınmaktadır.

Sonuç olarak CMK m.247 bakımından yapılan değişiklikler, kaçak sanık hakkında yargılamanın sürdürülebilmesi ile savunma hakkının korunması arasında denge kurma arayışını göstermektedir. 7499 sayılı Kanun ile sanığın sorgusu yapılmadan verilemeyecek kararların kapsamı genişletilmiş; 12. Yargı Paketi ile ise güvenlik tedbirine hükmedilen kaçak sanığa, sonradan yargılamaya katılması hâlinde yargılamanın yenilenmesini talep etme imkânı tanınmıştır. Bu yönüyle düzenleme, Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda CMK m.247 hükmünü savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı bakımından daha güvenceli hâle getirmektedir.
 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinde süre, kapsam ve karar türlerine ilişkin yeni düzenlemeler / Fotoğraf: AA
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinde süre, kapsam ve karar türlerine ilişkin yeni düzenlemeler / Fotoğraf: AA

 

5- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı kanun yoluna ilişkin CMK'nın 308'inci maddesinde yapılması düşünülen değişiklik

Taslağın 18'inci maddesi ile CMK m.308'de önemli değişiklikler öngörülmektedir. Teklif gerekçesinde, mevcut düzenleme uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisini resen veya istem üzerine kullanabildiği, ancak uygulamada itiraza konu kararların türü, başvuru süresi ve dosyaların ilgili birimler arasındaki intikali gibi hususlarda çeşitli sorunların ortaya çıktığı belirtilmektedir. Bu çerçevede, itiraz yolunun işleyişinin daha etkin hâle getirilmesi amacıyla itirazın kapsamı ve süresine ilişkin yeni düzenlemelere yer verilmek istendiği anlaşılmaktadır.

Düzenlemenin temel amacı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisini daha işlevsel hâle getirmek ve hak arama özgürlüğünü genişletmek olarak açıklanmıştır. Bu kapsamda itirazın kapsamı yeniden belirlenmiştir. Bilindiği üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı, Yargıtay ceza dairelerince verilen kararlara karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yoludur. Hükmün ilk fıkrasına göre sanığın lehine yapılacak itirazlarda herhangi bir süre öngörülmemektedir. Getirilen yeni düzenleme ile sanığın aleyhine yapılacak itirazlarda öngörülen 1 aylık süre 3 aya çıkarılmakta; sürenin başlangıcı ise ilam tarihi yerine dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihe bağlanmaktadır.

Bununla birlikte dördüncü fıkraya eklenen düzenleme ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından itiraz isteminde bulunabilecek kişiler açıklığa kavuşturulmaktadır. Buna göre istem; sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı bulunan kişiler ile katılan, katılma talebi hakkında henüz karar verilmemiş olanlar ya da katılan sıfatını alabilecek şekilde suçtan zarar görmüş bulunan kişiler tarafından yapılabilecektir.

Teklifin en dikkat çeken yönlerinden biri, Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararlarının itiraz kapsamı dışında bırakılmasıdır. Değişiklikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin; ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak kaydıyla onama, düzeltilerek onama, bozma, ret, düşme, incelenmeksizin iade ve tevdi dâhil diğer tüm kararlarına karşı kullanılabileceği öngörülmektedir.

Tatbikatta CMK m.308 kapsamında yapılan başvurular dikkate alındığında, söz konusu düzenleme ile Yargıtay'ın yerel mahkemelerin görevli olmadığı gerekçesiyle verdiği bozma kararlarına karşı olağanüstü itiraz yoluna başvurulmasının ve bu suretle bozma kararlarının infazında yahut dosyaların görevli mahkemeye gönderilmesinde ortaya çıkabilen gecikmelerin önüne geçilmesinin amaçlandığı düşünülebilir.

Bununla birlikte teklif metninde yer alan "Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları" ibaresi tereddüt yaratmaktadır. Zira metinde "göreve ilişkin bozma kararları" değil, "Yargıtay ceza dairelerinin görevsizlik kararları" ifadesi tercih edilmiştir. Bu nedenle kanun koyucunun iradesinin metne doğru şekilde yansıtılıp yansıtılmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Ceza muhakemesi uygulamasında Yargıtay ceza daireleri arasındaki görev veya iş bölümü uyuşmazlıklarına ilişkin kararlar CMK m.308 kapsamında olağanüstü itiraza konu edilmemektedir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20 Şubat 2007 tarihli ve 2007/38 E., 2007/44 K. sayılı kararında da Yargıtay daireleri arasındaki görev uyuşmazlıklarının kurumun iç işleyişine ilişkin olduğu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazına konu olamayacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle teklifte yer alan "görevsizlik kararları" ibaresinin yalnızca Yargıtay daireleri arasındaki iş bölümü veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin kararları ifade ettiğinin kabulü hâlinde, zaten itiraz denetimine tabi olmayan bir karar kategorisinin ayrıca istisna tutulmasının hangi ihtiyacı karşıladığı açıklanmaya muhtaçtır.

Öte yandan Yargıtay ceza daireleri yalnızca temyiz mercii olarak faaliyet göstermemekte; bazı durumlarda ilk derece mahkemesi sıfatıyla da yargılama yapabilmektedir. Bu kapsamda ceza dairelerinin gerçek anlamda görevsizlik kararı vermeleri mümkündür. Dolayısıyla teklif metnindeki "Yargıtay ceza dairelerinin görevsizlik kararları" ibaresinin, ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen görevsizlik kararlarını ifade ettiği de ileri sürülebilir. Nitekim kullanılan ifade lafzen değerlendirildiğinde, Yargıtay'ın yerel mahkemelerin görevli olmadığı gerekçesiyle verdiği bozma kararlarından ziyade bizzat ceza dairesinin verdiği görevsizlik kararlarına işaret etmektedir.

Bununla birlikte "görevsizlik kararları" ibaresinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen görevsizlik kararlarını ifade ettiği kabul edilse dahi, böyle bir tercihin madde gerekçesiyle ne ölçüde uyumlu olduğu ayrıca tartışmalıdır. Zira gerekçede değişiklik ihtiyacının; itiraza konu kararların türü, başvuru süresi ve dosyaların ilgili birimler arasındaki intikali konularında uygulamada yaşanan sorunlardan kaynaklandığı belirtilmiştir.

Ayrıca çok sanıklı ve kapsamlı dosyaların incelenmesi ile hak arama hürriyetinin genişletilmesi gerekliliğine vurgu yapılmıştır. Bu açıklamalar, düzenlemenin ağırlıklı olarak Yargıtay ceza dairelerinin temyiz incelemesi sonucunda verdiği kararları hedef aldığını göstermektedir. Buna karşılık Yargıtay'ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği görevsizlik kararları son derece istisnai nitelikte olup uygulamada oldukça sınırlı sayıda karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle kanun koyucunun bu tür kararları ayrıca zikretmesinin gerekçede belirtilen amaçlarla ne ölçüde bağdaştığı hususu açıklanmaya muhtaç görünmektedir.

Sonuç olarak "Yargıtay ceza dairelerinin görevsizlik kararları" ibaresinin kapsamı konusunda teklif metni ile gerekçe arasında tam bir açıklık bulunduğunu söylemek güçtür. İbarenin; Yargıtay daireleri arasındaki görev veya iş bölümü uyuşmazlıklarına ilişkin kararları mı, ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilen gerçek anlamdaki görevsizlik kararlarını mı, yoksa yerel mahkemelerin görevli olmadığı gerekçesiyle verilen bozma kararlarını mı ifade ettiği hususu tereddüde açıktır. Bu nedenle kanun koyucunun iradesinin uygulamada herhangi bir yorum farklılığına yol açmayacak şekilde ortaya konulabilmesi bakımından, istisna tutulmak istenen karar türünün madde metninde daha açık ve teknik olarak isabetli bir ifadeyle gösterilmesi yerinde olacaktır.


Bitirirken

12. Yargı Paketi, adil yargılanma hakkı, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve savunma hakkının güçlendirilmesi adına Anayasa Mahkemesi kararlarının da gözetildiği bir perspektif çizmektedir. Paketin ceza yargılamasına ilişkin düzenlemeleri esas olarak isabetli olmakla birlikte, detayda tereddüde yol açacak hükümlerin Meclis görüşmeleri sırasında gözden geçirilmesi, uygulamanın sağlıklı işlemesi ve yargı paketinin temelinde yer alan anlayışın hayata geçmesi açısından yerinde olacaktır. Belirtmek gerekir ki bu hükümlerin hayata geçmesi bir uygulama konusudur. En doğru yasal düzenlemeler dahi ancak doğru uygulamalarla topluma ve hayata yansır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU