Şu anda Batı Şeria'daki Filistinliler, İsrail askeri hukuku altında yaşıyor. Resmi suçlama olmaksızın gözaltına alınabilir, yüzde 96'nın üzerinde mahkumiyet oranlarına sahip askeri mahkemelerde yargılanabilir ve işgalci gücü gerçek bir hukuki denetimden koruyan olağanüstü hal düzenlemelerine maruz bırakılabilirler.
İsrailli komşularıysa sivil hukuka tabi tutularak yaşıyor. İki toplum, iki hukuk sistemi, bir bölge... Bu, çoğu kişinin adil bulmayacağı bir düzenlemedir. Çoğu kişinin bilmediği ise bunu Britanya'nın tasarlamasıdır.
Filistin'deki 30 yıllık Britanya yönetimi boyunca, günümüzde hâlâ işleyen hukuki çerçeveyi yarattık: olağanüstü hal yetkileri, askeri mahkemeler, toplu cezalandırma, ikili hukuk sistemi. Bu sistemi biz inşa ettik. Ve 1948'de ayrılırken onu ortadan kaldırmadık. Bu sistem devralınıp sürdürüldü.
Tüm bunlar, önde gelen tarihçiler ve Kralın Avukatları (King's Counsel/KC) tarafından bir araya getirilen 400 sayfalık bir yasal dilekçede özenle detaylandırıldı. Kanıtların neredeyse tamamı Britanya'nın kendi arşivlerine dayanıyor. Bizim kayıtlarımızın anlattığı bu hikaye, mahkum edici nitelikte.
Britanya, Filistin'e Borçludur (Britain Owes Palestine) kampanyası, bu dilekçeyi 6 aydan uzun bir süre önce hükümete sundu. Hükümetten hâlâ bir yanıt gelmedi.
Dilekçede Britanya'nın 30 yıllık süre zarfında işlediği, uluslararası hukuka aykırı 7 eylem sıralanıyor. Bu süreç, Britanya’nın 1917'de yayımladığı Balfour Deklarasyonu'yla başlıyor: Yahudi ulusal yurdunun, o dönemde nüfusunun yüzde 90'ına yakını Müslüman ve Hıristiyan Araplardan oluşan topraklar üzerinde kurulmasını destekleme sözü, orada yaşayan halkın rızası alınmadan verilmişti. Bu söz, Britanya'nın bağımsızlıklarını desteklemek üzere Arap liderlerle halihazırda yapmış olduğu anlaşmayı da doğrudan bozmuştu. Söz verdik. Ardından da caydık.
Sonrasında yaşananlar, yalnızca bir kötü yönetim örneğinden ibaret değildi. Britanya'nın Filistin'de mevcut düzeni koruması gerekiyordu. Bunun yerine orayı dönüştürdük; yasalarını, demografik özelliklerini, toprak mülkiyeti yapısını değiştirdik ve bunların hiçbirinde yerel nüfusun demokratik bir söz hakkı olmadı. Yüksek komiser kararnamelerle hüküm sürüyordu. Arap çoğunluğa sahip olacak bir yasama konseyi önerildiğinde Avam Kamarası'nda oylanarak reddedildi.
Barışçıl protesto yollarının tamamının önü kesildi. Böylece 1936'da Arap Ayaklanması patlak verdi.
Britanya'nın tepkisi acımasızdı: tüm köylere toplu para cezaları. Temyiz haklarını ortadan kaldıran olağanüstü hal düzenlemeleri... Baş yargıç, hükümetin olağanüstü hal yetkilerinden istifade etmesini eleştirdiği için görevden alındı. Askeri cinayetlerle ilgili soruşturmalar tamamen rafa kaldırıldı. Resmi olarak "cezalandırıcı" diye adlandırılan baskınlara askerler gönderildi. Bu aslında mobilyaları parçalamak, tahıl depolarını yok etmek, evleri yağmalamak anlamına geliyordu. Bu suistimallerle ilgili haberler Londra'ya ulaştığında Sömürgeler Bakanı, parlamentoya yaptığı açıklamalarda polisin "zulmüne" kasten hiç değinmediğini kabineye itiraf etti.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Üç yıl içinde en az 5 bin Filistinli öldürülmüş, 15 bini de yaralanmıştı. Olağanüstü hal yetkileri ve toplu cezalandırma neredeyse yalnızca Filistinli Araplara karşı kullanıldı. Askerî mahkemelerde ne temyiz süreci ne de dış denetim vardı. İşin en çarpıcı yanıysa şu: Britanya nihayet 1948'de ayrıldığında parlamento, manda döneminde yaptıkları her şey için tüm Britanyalı yetkililere geriye dönük dokunulmazlık sağlayan bir yasa çıkardı. Giderken izlerinin üstünü kapattılar.
Bu süreklilik önemli zira mesele yalnızca geçmişten ibaret değil. İsrail Parlamentosu, aynı askeri mahkemelerde yargılanan Filistinlilere zorunlu ölüm cezası öngören bir yasayı bu yıl kabul etti. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri bu yasayı savaş suçu diye niteliyor. Dilekçe, Britanya askeri mahkemelerinin manda döneminde sivil yargıçları tamamen devre dışı bırakan düzenlemeler çerçevesinde, Filistinlilere herhangi bir temyiz hakkı tanımadan ölüm cezası verebildiğini gösteriyor. Sistem evrim geçirdi ama iskeleti hâlâ Britanyalı.
Keir Starmer eskiden insan hakları avukatlığı ve Kamu Savcılığı Direktörlüğü yaptı. Hukuk kariyerini hesap verebilirliğin önemli olduğu düşüncesi üzerine kurdu. Filistin devletini tanımak doğru bir adımdı. Ancak bir halkın haklarını tanırken, onların ellerinden alınmasında oynadığınız role bakmayı reddetmek yanlıştır.
Filistinliler her yıl 15 Mayıs'ta, İsrail devletini kurmak için 400'ü aşkın köyden 750 bin kişinin sürgün edilmeye başlanmasını hatırlatıyor. Bu olay, Arapça'da "felaket" anlamına gelen Nakba diye biliniyor.
Britanya'nın geçmişte yaptıklarının yarattığı dalgalar günümüze ulaşıyor ve bugün yaptıklarımız da gelecekte devasa sonuçlar doğurabilir. Özür dilemek bu yüzden önemli.
Britanya'nın geçmişteki ve halihazırdaki eylemlerini kabullenmesinin zamanı geldi. Ülkemiz bunu yaparsa böylelikle Ortadoğu'da barışın sağlanmasına yardımcı olmak gibi devasa bir görevde daha iyi bir pozisyon bile alabilir.
Britanya İmparatorluk Nişanı (OBE) sahibi Dale Vince, Ecotricity'nin kurucusudur
Independent Türkçe için çeviren: Eren Umurbilir
© The Independent