Brüksel’de kapalı kapılar ardında alınan yeni bir karar Suriye dosyasının Avrupa başkentlerinde artık raflarda bekleyen eski bir kriz başlığı olarak tutulamayacağının bir işareti olarak karşımızda duruyor. 11 Mayıs’ta Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, 2011’den bu yana askıda kalan AB-Suriye işbirliği anlaşmasının yeniden tam uygulanması yönünde adım attı. Bu küçük ve önemsiz bir diplomatik jest değil.
Avrupa yıllarca Şam’la mesafesini yaptırımlar, siyasi tecrit ve sınırlı insani temaslar üzerinden kurdu. Ancak Esad sonrası dönemde sahada artık yepyeni bir gerçeklik ortaya çıktı. Ahmed eş-Şara yönetimi, içeride devleti toparlamaya çalışırken dışarıda da meşruiyet arıyor. Avrupa ise Suriye’ye uzaktan bakarak bu dosyayı artık yönetemeyeceğini kabul etmek zorunda.
Bunu yalnızca ticaretin canlanması ya da yaptırımların gevşetilmesi şeklinde okuyamayız. Suriye bugün Türkiye’nin sınır güvenliği, İsrail’in güney hattı, IŞİD’in yeniden görünür hale gelen saldırıları, Körfez ülkelerinin temkinli dönüşü ve Avrupa’nın güvenlik kaygıları arasında yeniden pazarlık konusu oluyor. Şam’ın kapısı aralanırken Ortadoğu’nun yeni denge arayışı da içeriden duyuluyor.
Brüksel neden yeniden Şam’a bakıyor?
Avrupa’nın Suriye’ye dönüşü bir normalleşme hikâyesi değil. Burada soğuk, çıkar odaklı ve mecburiyet kokan bir hesap olduğunu ifade edelim. Suriye’yi dışarıda bırakmak 2011 sonrası dönemde ahlaki bir pozisyon gibi görünüyordu. Bugün ise sahayı başka aktörlere bırakmanın maliyetinin çok daha fazla olacağı düşünülmüş ki, böyle bir adım atılmış.
AB’nin 1978 tarihli anlaşmayı yeniden hayata geçirme kararı, Şam’la kurumsal temasın önünü açabilir. Ticaretin tekrar ciddi anlamda canlandırılması, bazı kısıtlamaların gevşetilmesi ve siyasi kanalın yeniden çalıştırılması ana hedefler. Avrupa bu hamleyle Suriye’yi tamamen sahiplenmiyor; sadece kontrol edebileceği bir ilişki zemini kurmaya çalışıyor.
Çünkü Suriye dosyası yalnızca Suriye sınırları içinde kalmadı. Uyuşturucu ticareti, yabancı savaşçılar, sınır aşan suç ağları, petrol sahaları, kuzeydoğudaki silahlı yapılanmalar ve geri dönüş baskısı, Avrupa’nın kapısına dolaylı yollardan dayandı. Brüksel, sahada etkili olmadığı bir Suriye’nin kendi güvenliğini de etkileyebileceğini geç de olsa gördü diyebiliriz.
Lakin bu dönüş rahat bir temas değil elbette. Ahmed eş-Şara’nın geçmişi, HTŞ çizgisinden kopuş süreci ve yeni yönetimin kurumları ne kadar kapsayıcı hale getireceği Avrupa’da dikkatle izleniyor. Brüksel’in Şam’la konuşması, Şara yönetimine doğrudan açık çek verdiği anlamına gelmez. Daha doğru ifadeyle, Avrupa hoşlanmadığı bir aktörle konuşmak zorunda kaldı denebilir.
Bu noktada siyaset biraz da böyle işler. Sahada etkili olan aktörü beğenmeyebilirsiniz; fakat onu yok sayarak dosyayı yönetemezsiniz. Avrupa’nın bugün yaptığı şey tam olarak bu. Şam’a dönüyor; çünkü Şam olmadan Suriye’ye dair güvenlik, ticaret ve yeniden yapılanma hesabı kurmak mümkün görünmüyor.
Yeni Şam’ın aradığı şey tanınmak
Şara yönetimi açısından Brüksel’in bu kararı aslında önemli bir nefes alanı sağlıyor. Yeni yönetim içeride “devlet geri döndü” duygusunu kurmak, dışarıda ise “biz muhatap alınabiliriz” mesajını vermek istiyor. Bu nedenle AB’nin kararı, Şam açısından ekonomik bir kapıdan fazlası demek ve siyasal tanınma arayışının da bir parçası tabii.
9 Mayıs’ta açıklanan kabine değişiklikleri de bu arayışla birlikte okunmalı. Enformasyon Bakanının değişmesi, bazı valiliklerde yeni görevlendirmeler yapılması ve Deir ez-Zor gibi petrol sahaları açısından oldukça önemli bir bölgede idari düzenlemeye gidilmesi, Şam’ın dış dünyaya yeni bir görüntü vermek istediğini gösteriyor. Bu görüntüde eski rejimin donuk dili yerine daha hareketli, pazarlıkçı ve pragmatik bir devlet profili kurulmaya çalışılıyor.
Ancak görüntü ile gerçeklik arasındaki mesafe hâlâ geniş. Suriye’de kurumlar çok yıpranmış durumda. Savaş ekonomisinin kalıntıları, yerel güç odakları, eski rejim bağlantıları, silahlı grupların halktaki hafızası ve parçalı güvenlik yapısı aynı anda yönetilmek zorunda. Bu yüzden Şara yönetiminin meşruiyet arayışı dış başkentlerden gelecek sıcak mesajlarla tamamlanabilecek kadar kolay bir süreç değil.
Bana kalırsa, Şam’ın en zor sınavı da burada. Yeni yönetim, Esad döneminden ayrışmak istiyor ancak hızlı merkezileşme ile sağlıklı kurumsallaşma aynı şey değil. Merkezî otorite kısa sürede düzen hissi verebilir tabii ki ama toplum devlete güven duymazsa o düzen kırılgan kalır.
Bu noktada Avrupa’nın geri dönüşü Şam’a zaman kazandırabilir. Fakat bu zamanın nasıl kullanılacağı önemli ve belirleyici olacak. Azınlıkların temsili, yerel yönetimlerle ilişki, kuzeydoğudaki yapıların entegrasyonu, güneydeki güvenlik baskısı ve eski savaş aktörlerinin sisteme nasıl dahil edileceği hâlâ yanıt bekliyor.
Güvenlik hesabı ticaretin önüne geçiyor
Brüksel’in kararında ticaret vurgusunun öne çıkması yanıltıcı olabilir. Avrupa için Suriye, öncelikle bir yeniden inşa pazarından ziyade uyuşturucu hatlarının, radikal ağların ve kontrolsüz geçişlerin beslendiği bir coğrafya. Bu algıyı değiştirmek kolay değil.
IŞİD’in 12 Mayıs’ta Suriye hükümet güçlerine yönelik saldırıyı üstlenmesi bu açıdan manidar. Örgütün ülkenin doğusunda aktif kalması, Şam’ın masaya oturmasından bağımsız olarak sahadaki otorite boşluğunun henüz kapanmadığını da gösteriyor.
Avrupa’nın acelesi tam da burada aranmalı. Güvenlik boşluğu büyüdükçe yabancı savaşçılar, kaçakçılık ağları ve radikal hareketlilik Ortadoğu’da kalmaz ve Brüksel’in kıyısına çok daha hızlı ulaşır. Bu nedenle AB’nin Şam’a temasını ahlaki bir normalleşmeden çok, güvenlik sigortası arayışı olarak okumak daha gerçekçi.
Türkiye’nin bu denklemdeki yeri ayrı bir başlık açmayı hak ediyor. Ankara, yeni Suriye düzenini hem en erken okuyan hem de en fazla çıkarı olan aktörlerden biri. Sınır güvenliği, PKK/YPG bağlantılı terör unsurlarının geleceği, mültecilerin gönüllü geri dönüşü ve Suriye devletinin kuzeyde yeniden otorite kurması meselelerini Türkiye kadar doğrudan hisseden bir AB üyesi yok. Brüksel’in Şam’a uzanan yol haritasının Ankara’yı kenarda bırakan bir versiyonu ne teoride ne de sahadaki güç dengelerinde tutunabilir.
Akçakale Sınır Kapısı’nın yeniden açılması bu bağlamda küçük ama dikkat edilmesi gereken bir işaret. Sınır kapıları sadece lojistik noktalara indirgenemez; oradan ticaret kadar güvenlik koordinasyonu, siyasi irade ve iki tarafın birbirine ne kadar güvendiği de geçiyor. Kapının açılması, o ritmin yeniden kurulmaya başladığının bir kanıtı.
Yeni sayfa mı, yoksa dikkatli pazarlık mı?
"Yeni sayfa" ifadesi kulağa iyi geliyor; ama Ortadoğu’da sayfalar genellikle eskilerin izleriyle açılır. Esad döneminin yıkımı, milyonlarca yerinden edilmiş insan, harap şehirler, bölünmüş toplum ve dış aktörlerin birikmiş hesapları hâlâ masada.
Avrupa’nın Şam’a dönüşünü bu nedenle parlak bir normalleşme hikâyesi olarak sunmak yanıltıcı olur. Brüksel sahaya giriyor; çünkü dışarıda kaldığında Rusya, İran, Körfez ülkeleri, Türkiye, İsrail ve yerel aktörlerin kurduğu denklemi yalnızca seyretmek zorunda kalacak. İçeri girdiğinde ise yeni yönetimin dönüşümünü gerçekten etkileyip etkileyemeyeceği sorusunu yanıtlamak zorunda.
Şam açısından Avrupa kapısının açılması da tek başına bir zafer sayılamaz. Tanınan her yönetim daha fazla beklentiyle karşılaşır. Reform baskısı, güvenlik kurumlarının yeniden yapılanması, ekonomik şeffaflık, toplumsal kapsayıcılık; tüm bunlar artık Şara yönetiminin kolaylıkla geçiştirebileceği meseleler değil.
Suriye’nin geleceğini belirleyecek şeyin, aslında Şam’a giden heyetlerin sayısından çok, devletin kendi vatandaşına güven verip veremeyeceği olduğunu düşünüyorum. Pazar güvenliği, yol emniyeti, işleyen bir yargı, elektrik, maaş ve yerel temsil gibi somut alanlarda sonuç üretemeyen bir hükümet dışarıdaki alkışı kısa sürede kaybedebilir. Alkış, yüksek sese rağmen içeride duyulmaz hâle gelir.
Brüksel’in 11 Mayıs kararı bu yüzden bir kapanıştan ziyade sonu görünmeyen uzun bir açılış cümlesi gibi okunabilir. Avrupa Suriye’ye dönüyor çünkü Suriye’siz bir Ortadoğu politikası kurulamayacağını anladı. Şam da AB’ye yaklaşıyor çünkü meşruiyete, yatırıma ve güvenlik işbirliğine ihtiyacı var.
Gelecek açısından en güçlü ihtimal şu ki, Suriye hızlı bir normalleşme yaşamayacak. Kontrollü temaslar, sınırlı ekonomik açılımlar ve ağır güvenlik pazarlıklarıyla ilerleyen, parçalı ve uzun bir dönüşüm söz konusu.
Şam, bu süreçte eğer Türkiye’nin hassasiyetlerini ciddiye alarak kuzeydoğudaki silahlı unsurlarla gerçekçi bir düzen kurar ve Avrupa’yı sırf bir fon kapısı olarak görmezse, bu dönem kalıcı bir yön kazanabilir. Aksi hâlde, Brüksel’in araladığı kapı barışa değil Suriye’yi yeniden şekillendirmek isteyen aktörlerin aynı odada birbirini tarttığı çok daha sert bir pazarlığa açılacaktır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish