Vaşhington'un İran açmazı

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Görsel: Business Day

1987 yılında CIA tarafından hazırlanan gizli bir analiz raporu, Sovyetler Birliği’nin Afganistan savaşında karşı karşıya kaldığı gerçek tabloyu ortaya koyuyordu.

“The Costs of Soviet Involvement in Afghanistan” başlıklı değerlendirme, Moskova’nın Afganistan’da askeri üstünlüğe sahip olmasına rağmen savaşın giderek Sovyet sistemi için ağır bir yük haline geldiğini anlatıyordu.  

Sovyet ordusu büyük şehirleri kontrol ediyor, yoğun hava gücü kullanıyor ve Afgan mücahitlerine ciddi kayıplar verdiriyordu.

Buna rağmen savaş kazanılamıyordu. Çünkü sorun cephedeki askeri denge olmaktan çıkmıştı.

Afganistan artık Sovyetler için sürekli maliyet üreten bir yıpratma alanına dönüşmüştü.

Mücahitler Sovyet ordusunu doğrudan yenemiyordu. Ancak Moskova’yı sürekli asker, mühimmat, para ve siyasi enerji harcamaya zorluyorlardı.

Dağlık coğrafya, düşük yoğunluklu saldırılar ve uzun savaş dinamiği Sovyet sistemini aşındırıyordu.

Sonunda Sovyetler Afganistan’dan çekildi. Bunun nedeni savaş alanında kesin yenilgi yaşamaları değildi.

Asıl mesele, savaşın maliyetinin sürdürülemez hale gelmesiydi.

Bugün Vaşhington’un İran’a yaklaşımında benzer bir korkunun izleri görülüyor.

Ancak İran dosyası Afganistan’dan çok daha karmaşık bir tablo sunuyor.

ABD açısından İran yalnızca rakip bir devlet değil.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Aynı zamanda çökmesi halinde bütün Körfez sistemini sarsabilecek merkezi bir güç.

Bu nedenle Vaşhington yıllardır dikkat çekici bir ikilem yaşıyor.

İran’ın bölgesel etkisini sınırlamak istiyor ama İran devletinin tamamen dağılmasını da istemiyor.

Çünkü İran senaryosu, Irak ve Afganistan’dan daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir stratejik zincirleme etki yaratabilir.

Afganistan büyük güçler için tarih boyunca zor bir coğrafya oldu.

Dağlık yapı, parçalı toplumsal düzen ve merkezi kontrol eksikliği işgalci orduların uzun vadeli hakimiyet kurmasını engelledi.

İran ise bundan daha karmaşık bir yapı sunuyor.

Yaklaşık 90 milyonluk nüfusu, gelişmiş güvenlik bürokrasisi, füze kapasitesi, enerji altyapısı, siber imkanları ve bölgesel vekil ağları İran’ı farklı bir kategoriye yerleştiriyor.

ABD İran ordusunu konvansiyonel savaşta büyük ölçüde baskılayabilir.

Vaşhington’un hava gücü, istihbarat kapasitesi ve teknolojik üstünlüğü tartışma konusu değil.

Ancak modern savaşların temel sorusu artık “rejim yıkılır mı?” değil.

Asıl mesele, rejim yıkıldıktan sonra ortaya çıkacak tablo.

Irak savaşı bu konuda önemli bir örnek oluşturdu.

Saddam Hüseyin rejimi kısa sürede devrildi. Fakat savaş sonrası dönemde devlet kapasitesi çöktü, mezhep çatışmaları yayıldı ve ülke uzun süreli istikrarsızlık alanına dönüştü.

İran senaryosu ise Irak’tan daha büyük riskler taşıyor.

Çünkü İran yıllardır bölge genelinde çok katmanlı bir nüfuz ağı kurdu.

Hizbullah, Irak’taki Şii milisler, Yemen’deki Husiler ve farklı paramiliter yapılar bu sistemin parçaları.

İran devletinin çökmesi halinde bu ağların nasıl hareket edeceği büyük bir belirsizlik yaratır.

Daha önemlisi İran, küresel enerji sisteminin merkezindeki ülkelerden biri.

Hürmüz Boğazı dünya petrol ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri.

İran kaynaklı büyük ölçekli bir savaş veya devlet çöküşü: petrol fiyatlarını, enerji arzını, deniz taşımacılığını, küresel enflasyonu doğrudan etkileyebilir.

Vaşhington’un temel korkularından biri de bu.

Çünkü İran’ın parçalanması halinde istikrarsızlık İran sınırlarıyla sınırlı kalmayabilir.

Irak, Basra Körfezi ve Körfez monarşileri yeni güvenlik baskılarıyla karşı karşıya kalabilir.

Bu nedenle ABD uzun yıllardır İran’a karşı baskı politikası uygulasa da tam ölçekli rejim değişikliği stratejisinden kaçınıyor.

Vaşhington; yaptırımlar, siber operasyonlar, ekonomik baskılar, diplomatik izolasyon, örtülü faaliyetler gibi yöntemlerle İran’ı sınırlamaya çalışıyor.

Fakat İran devletini tamamen çökertecek bir müdahalenin sonuçlarının kontrol edilemeyebileceğini de biliyor.

Burada Afganistan analojisi yeniden önem kazanıyor.

Sovyetler Afganistan’da askeri olarak tamamen mağlup olmadı.

Ancak savaş zamanla Sovyet sistemini tüketen bir maliyet döngüsüne dönüştü.

Moskova sonunda savaşı sürdürmenin kazançtan daha ağır sonuçlar doğurduğunu gördü.

ABD bugün İran’da benzer bir bataklığa sürüklenmek istemiyor.

Çünkü İran senaryosu: vekil savaşları, enerji krizleri, deniz ticaretine yönelik tehditler, siber saldırılar, bölgesel istikrarsızlık, uzun süreli ekonomik şoklar üretebilir.

Bu yüzden Vaşhington’un İran politikası kesin bir çözümden çok kontrollü baskıya dayanıyor.

ABD, İran’ın güçlenmesini tehdit olarak görüyor. Fakat İran devletinin tamamen çökmesinin daha büyük bir kriz yaratabileceğini de hesaplıyor.

Ortaya çıkan tablo ise büyük güçlerin modern çağdaki temel açmazlarından birini gösteriyor:

Bazı devletler rakiplerini dönüştürmek ister.

Ancak o devletlerin tamamen çökmesinin yaratacağı maliyetlerden de çekinir.

İran dosyası bugün tam olarak böyle bir stratejik çıkmazı temsil ediyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU