Afette Hatay (Masatlı) modeli: Krizden kalkınmaya uzanan yönetim deneyimi

Prof. Dr. Levent Eraslan Independent Türkçe için yazdı

"Hatay'ın Yeniden Canlandırılması Projesi" / Görsel: AA

6 Şubat depremleri, Türkiye’nin yalnızca afet kapasitesini değil; devlet-toplum ilişkisini, kriz anındaki yönetim reflekslerini ve kurumsal dayanıklılığını da test eden tarihsel bir kırılma oldu. Bu büyük yıkımın merkezinde yer alan Hatay ise zamanla sadece bir afet bölgesi değil; yeniden ayağa kalkma iradesinin ve koordinasyon becerisinin sembolüne dönüştü.

11-13 Mayıs tarihleri arasında Hatay Valiliği koordinasyonunda Hatay Büyükşehir Belediyesi, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ve İskenderun Teknik Üniversitesi iş birliğiyle yapılan “Krizden Kalkınmaya: Afet Yönetiminde Hatay Modeli ve Gelecek Stratejileri” panel ve çalıştayı, bu açıdan yalnızca akademik bir etkinlik değil; sahadan gelen deneyimlerin, kamu yönetimi uygulamalarının ve gelecek stratejilerinin konuşulduğu önemli bir ortak akıl platformu niteliği taşıdı.

Ayrıca duygusal birçok paylaşıma da şahit oldum. Depremin ilk gününden itibaren beraber çalışan kişilerin şimdiki durumu görüp söyledikleri, o dönem yaşadıkları sıkıntılar ve şahit oldukları olaylar, oluşan dostluklar, yaşadıkları anılar onları ve bizleri de duygusal bir atmosfere soktu.

Bu vesileyle bu afetlerde vefat eden vatandaşlarımızın ruhu şad olsun diyelim.
 

 

Program boyunca ortaya çıkan en önemli gerçek şuydu:

Afet yönetimi artık yalnızca arama-kurtarma faaliyetlerinden ibaret değildir. Yeni dönemde afet yönetimi; şehircilik, iletişim, kültürel miras, sosyal dayanışma, güvenlik, psikolojik destek ve ekonomik kalkınmayı aynı anda yönetebilme kapasitesidir. Bir başka deyişle bu üç gün deprem öncesi, esnası ve sonrası yapılacaklar çok farklı boyutlarda ele alındı. Sadece bina yapmak değil, insanı onarmak mesajı açık bir şekilde verildi.

Bu çok kapsamlı çalışmaya 94 konuşmacı ve uzman isim katıldı:

  • rektörler,
  • valiler,
  • bakanlık bürokratları,
  • belediye başkanları,
  • akademisyenler,
  • medya temsilcileri,
  • STK yöneticileri,
  • güvenlik bürokrasisi temsilcileri,
  • teknik uzmanlar kendi alanlarında konuşmalar yaptı. Bu konuşmaların bir kitaba da dönüşecek olması akademiye katkı sağlayacaktır.

Hatay modeli ve kurumsal liderlik

Panelin merkezinde yer alan “Hatay (Masatlı) Modeli”, güçlü merkezi koordinasyon ile yerel uygulama kapasitesini bir araya getiren özgün bir yönetim pratiği olarak dikkat çekti. Özellikle Hatay Valisi Mustafa Masatlı tarafından yapılan değerlendirmeler, afet yönetiminde liderlik kavramının önemini yeniden ortaya koydu.
 

Hatay Valisi Mustafa Masatlı
Hatay Valisi Mustafa Masatlı

 

Masatlı’nın konuşmasında öne çıkan temel yaklaşım; sahada görünür yönetim anlayışı, kurumlar arası kesintisiz koordinasyon ve vatandaş odaklı hizmet modeli oldu. Afet anlarında hızla karar verebilen, farklı kurumları ortak hedefte buluşturabilen ve sahayı doğrudan yöneten bir kamu yönetimi refleksinin ne kadar hayati olduğu somut örneklerle anlatıldı.

Özellikle psikolojik dayanıklılık, moral yönetimi ve kamu otoritesine duyulan güvenin korunması konuları, afet liderliğinin teknik yönetim kadar önemli olduğunu gösterdi. Bu yönüyle Hatay Modeli, klasik bürokratik yönetim anlayışının ötesine geçen; dinamik, sahaya dayalı ve çok aktörlü bir kriz yönetimi modeli olarak öne çıktı.


Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yeniden inşa vizyonu

Panelin en güçlü başlıklarından biri, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde yürütülen yeniden yapılanma çalışmaları oldu. Hatay’ın yeniden ayağa kaldırılması sürecinde Bakanlığın yalnızca fiziksel yapılaşmayı değil; sosyal yaşamı, şehir hafızasını ve dirençli kent anlayışını birlikte ele aldığı görüldü.

Bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgeye olan muazzam desteğini de unutmamak gerekmektedir. Bu bağlamda Sayın Bakan Murat Kurum tarafından ortaya konulan afet vizyonu önemlidir.

Bakan Kurum’un yaklaşımında öne çıkan temel anlayış; hızlı ama plansız değil, güçlü ama kimliksiz değil, modern ama hafızasını kaybetmeyen şehirler inşa etmek oldu. Özellikle yerinde dönüşüm, dirençli şehircilik ve şehir kimliğini koruyan yeniden yapılanma yaklaşımı, Türkiye’nin yeni afet şehircilik paradigmasının önemli bir çerçevesini oluşturdu.

Bu noktada Yapı İşleri Genel Müdürü Murat Oral tarafından yürütülen teknik koordinasyon ve saha organizasyonunu da unutmamak gerekir. Hasar tespit süreçleri, kamu yapılarının planlanması, altyapı organizasyonu ve kalıcı konut projeleri konusunda ortaya konulan koordinasyon kapasitesi; yeniden inşa sürecinin en kritik unsurlarından biri oldu.

Genel Müdür Yardımcısı Dursun Duyar tarafından yapılan sunum ise afet sonrası yeniden yapılanmanın teknik boyutunu ayrıntılı biçimde ortaya koydu.

Duyar’ın konuşmasında öne çıkan temel yaklaşım “dirençli yerleşim” anlayışı oldu. Yeni yapıların yalnızca bugünün ihtiyaçlarına göre değil; gelecekte oluşabilecek afet risklerine göre planlanması gerektiği vurgulandı. Özellikle kırsal bölgelerde geliştirilen kalıcı konut projelerinin, sosyal hayatın yeniden örgütlenmesi açısından kritik rol oynadığı ifade edildi.
 

Prof. Dr. Levent Eraslan
Prof. Dr. Levent Eraslan

 

TOKİ ve Emlak Konut: Şehrin hafızasını koruyan yeniden yapılanma

Panelin dikkat çeken bölümlerinden biri de TOKİ ve Emlak Konut yöneticilerinin yaptığı sunumlar oldu.

TOKİ Başkanı Mustafa Levent Sungur tarafından aktarılan bilgiler, afet sonrası konut üretiminin yalnızca teknik bir süreç olmadığını; sosyal hayatı yeniden kurma sorumluluğu taşıdığını gösterdi. Özellikle kırsal kalıcı konut uygulamaları ve dış çeperde geliştirilen yeni yaşam alanları, devletin büyük ölçekli organizasyon kapasitesini ortaya koydu.

Emlak Konut Genel Müdürü Yasir Yılmaz ise şehir merkezindeki yerinde dönüşüm çalışmalarına dikkat çekti. Özellikle “yerinde yeniden inşa” yaklaşımı, Hatay’ın hafızasını koruma açısından önemli bir model sundu. Çünkü şehirler yalnızca beton yapılarla değil; sokakları, çarşıları, komşuluk ilişkileri ve kültürel dokusuyla yaşar.

Bu noktada panelin en önemli kavramlarından biri “orijinallik” oldu. Hatay’ın yeniden inşasında sadece hızlı yapılaşmanın değil; şehrin ruhunun, kültürel kimliğinin ve tarihsel dokusunun korunmasının gerektiği vurgulandı. Yeni şehircilik anlayışında standartlaşmış kent modelleri yerine, yerel kimliği koruyan özgün mimari yaklaşımların önem kazandığı ifade edildi.

Hatay’ın yeniden ayağa kaldırılması sürecinde amaç yalnızca yeni binalar yapmak değil; Hatay’ı Hatay yapan kültürel hafızayı yaşatabilmektir.


Kültürel miras ve şehrin hafızası

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin sunumları da bu perspektifi güçlendirdi. Özellikle deneyimi ile dikkat çeken Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı ve Genel Müdür Yardımcısı Cennet Ceylan tarafından yapılan değerlendirmelerde, afet sonrası kültürel mirasın korunmasının şehir kimliği açısından taşıdığı önem vurgulandı.

Enkaz arkeolojisi yaklaşımı, tarihi yapıların korunması, vakıf eserlerinin restorasyonu ve geleneksel şehir dokusunun yaşatılması; afet sonrası iyileşmenin yalnızca fiziksel değil kültürel bir süreç olduğunu ortaya koydu. Bu çalışmaların gelecek yıllarda turizme katkısını hep beraber göreceğiz.
 

 

Sivil toplum ve toplumsal dayanışma

Programın dikkat çeken bir diğer boyutu ise sivil toplum kuruluşlarının afet yönetimindeki rolü oldu. AHBAP Başkanı Haluk Levent ve ANDA Başkanı Okan Tosun tarafından yapılan değerlendirmeler, gönüllülük kapasitesinin artık afet yönetiminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gösterdi.

Özellikle genç gönüllü ağları, dijital koordinasyon, yerel dayanışma ve hızlı mobilizasyon kapasitesi; Türkiye’nin afet yönetiminde toplumsal refleks gücünü ortaya koydu.

Ben de kendi sunumumda afet iletişiminin önemine dikkat çekmeye çalıştım. Özellikle dijital çağda dezenformasyonun, bilgi kirliliğinin ve panik üretiminin afet süreçlerini doğrudan etkileyen yeni risk alanları oluşturduğunu ifade ettim. Afet dönemlerinde güven veren, şeffaf ve hızlı iletişimin; toplumsal dayanıklılık açısından en az lojistik kadar önemli olduğunu vurguladım.


Sonuç ve öneriler

Hatay’da gerçekleştirilen bu panel ve çalıştay, afet yönetiminin artık yalnızca teknik bir müdahale alanı değil; çok disiplinli, çok aktörlü ve toplumsal boyutu güçlü bir yönetişim süreci olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Kamu kurumları, yerel yönetimler, akademi, medya ve sivil toplum temsilcilerinin aynı masa etrafında buluşması, geleceğin afet politikaları açısından önemli bir ortak akıl zemini oluşturmuştur.

Bu kapsamda Hatay deneyimi, Türkiye’ye 3 temel öneri sunmaktadır:

  1. Dirençli şehircilik anlayışı kalıcı kamu politikası haline getirilmelidir.
    Afet sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde yalnızca hız değil; güvenlik, sürdürülebilirlik, sosyal bütünlük ve kentin kültürel kimliğini koruyan mimari yaklaşımlar esas alınmalıdır.
     
  2. Afet iletişimi kurumsal bir politika alanına dönüştürülmelidir.
    Dezenformasyonla mücadele, kriz iletişimi, dijital koordinasyon mekanizmaları ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi, afet yönetiminin ayrılmaz bir bileşeni olarak yapılandırılmalıdır.
     
  3. Sivil toplum–kamu iş birliği sistematik hale getirilmelidir.
    Gönüllülük kapasitesi, yerel dayanışma ağları, gençlik organizasyonları ve sosyal destek mekanizmaları afet yönetim sistemine daha güçlü ve sürdürülebilir biçimde entegre edilmelidir.

Bugün Hatay yalnızca yeniden inşa edilen bir şehir değil; aynı zamanda Türkiye’nin afet yönetimi hafızasını yeniden şekillendiren yaşayan bir laboratuvar niteliği taşımaktadır. Panelin merkezinde yer alan “Hatay (Masatlı) Modeli”, merkezi yönetimin koordinasyon gücü ile yerel uygulama kapasitesini bütünleştiren özgün bir yönetişim pratiği olarak öne çıkmaktadır.

Vali Mustafa Masatlı tarafından ortaya konulan yaklaşım, literatürdeki “afet liderliği” (disaster leadership) kavramına sahadan beslenen yeni bir perspektif kazandırmaktadır.

Modelin temel sacayaklarını; sahada görünür yönetim anlayışı, kurumlar arası dikey ve yatay entegrasyon ile vatandaş odaklı kamu hizmeti yaklaşımı oluşturmaktadır. Kriz anlarında klasik bürokratik hantallığın aşılması, hızlı ve rasyonel karar alma süreçlerinin işletilmesi ve sahaya doğrudan temas eden yönetim pratiği, somut çıktılar üzerinden dikkat çekmiştir.

Bunun yanında psikolojik dayanıklılığın güçlendirilmesi ve kamu otoritesine duyulan kurumsal güvenin korunması, afet yönetiminin yalnızca teknik değil aynı zamanda sosyal ve psikolojik bir süreç olduğunu da göstermiştir.

Hatay Modeli; geleneksel hiyerarşik bürokrasiyi esneten, dinamik, saha odaklı ve çok aktörlü bir kriz yönetimi paradigması sunmaktadır. Bu yönüyle model, yalnızca Hatay için değil; gelecekte karşılaşılması muhtemel tüm afet süreçleri açısından Türkiye’ye önemli bir yönetişim perspektifi kazandırmaktadır.

Son olarak, bu panel ve çalıştayın gerçekleşmesinde emeği geçen tüm kurumlara, yöneticilere, akademisyenlere ve saha ekiplerine; Hatay’a yaklaşık 70 kez gelmiş bir akademisyen olarak içten teşekkürlerimi sunuyorum.

Hatay’da gözlemlediğimiz dayanışma kültürü, yalnızca bir yeniden yapılanma sürecini değil; aynı zamanda toplumsal hafızanın, kamusal sorumluluğun ve ortak geleceğin yeniden inşasını temsil etmektedir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU