ABD, Çin ve Rusya'nın jeostratejik üçgeni: Çin'in Go stratejisi, hibrit sistemi ve 2049 Vizyonu

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: The Atlantic

Günümüz uluslararası ilişkilerinde en kritik dinamik, ABD, Çin ve Rusya arasındaki stratejik üçgendir. Bu üçgen, askeri güç dengelerini aşarak ekonomik, teknolojik, enerji ve diplomatik rekabeti şekillendiriyor. Daha önceleri vurguladığım üzere bu rekabet klasik “büyük güç çatışması”ndan öte, bir oyun teorisi mücadelesidir. ABD ve Rusya doğrudan veya vekil savaşlarla yıpranırken, Çin Sun Tzu’nun “savaşmadan kazanma” ilkesi ile modern oyun teorisini birleştiren dolaylı bir yaklaşımla fırsatları avantaja dönüştürüyor.


1. ABD-Rusya gerilimi: Doğrudan güç ve hegemonya ikilemi

ABD ve Rusya, Ukrayna üzerinden vekil bir savaş yürütmekte; ancak bu çatışma NATO’nun genişlemesi, Kuzey Buz Denizi enerji kaynakları, nükleer denge, silahlanma yarışı, Orta Doğu nüfuzu ve küresel enerji akışlarıyla küresel boyuta ulaşmıştır. Rusya, coğrafi derinliği, doğal kaynakları ve jeopolitik konumunun yarattığı “değişmez avantajlarla” bu mücadeleyi sürdürmektedir.

ABD ise hegemonya beklentisiyle dünyanın her bölgesine doğrudan müdahil olmakta, sistemin bütün iplerini elinde tutmaya çalışmaktadır. Bu yaklaşım, kontrolü sağlasa da dünyanın diğer bölgelerinde ciddi antipati toplamakta ve tepkilere yol açmaktadır. Orta Doğu’da (2026 İran operasyonu dahil) nükleer tehdidi bertaraf etme, Hürmüz Boğazı’nı güvence altına alma ve küresel ticaret rotalarını koruma amacıyla hibrit güç unsurlarını tam kapasite kullanmaktadır. Bu, ABD’nin klasik “baskın strateji”sidir: Doğrudan güç, hibrit savaş, siber-uzay üstünlüğü, yüksek deniz gücü ve yapay zekâ destekli silah sistemleri.


2. Çin’in stratejik konumu: Hibrit sistem, Go hamleleri ve öncü silahlanma

Üçüncü büyük güç Çin, ne Ukrayna ne de İran savaşlarına doğrudan girmedi, dışarıda durdu. Tarihsel mirası, kültürü ve oyun teorisi, onu “sataşan taraf” olmaktan alıkoymakta; rakiplerinin açtığı boşluklarda genişlemesini, zaaflarından yararlanmasını ve talepleri karşılayarak alan kazanmasını sağlamaktadır.

Büyük düşün, büyük oyna, sabırlı ol, özveride bulun, dünyayı gözle, yapacaklarının içinde akılla hareket etmek, bilimi ve teknoloji önde tutmak en önceliklisi…


Çin, klasik Go (Weiqi) taş oyunu mantığını uluslararası ilişkilere uygulamaktadır: Satrançtaki gibi doğrudan rakibi yok etmek yerine, rakibin etrafını çevirerek, seçeneklerini kısıtlayarak ve hareketsiz bırakarak üstünlük kurmak. Bu strateji her alanda kendini gösterir. Aynı zamanda Çin, dünyadaki liberal ekonomik araçları Komünist Parti lehine kullanarak kendi halkını sistematik biçimde sömüren hibrit bir modelle büyümesini sürdürmektedir. Piyasa dinamikleriyle devlet kontrolünün iç içe geçtiği bu “sosyalizmle Çin karakteristiği” sistem, ekonomik potansiyeli Parti’nin stratejik hedeflerine yönlendirerek sürdürülebilir büyüme sağlamaktadır.

Jeostratejik açıdan Go hamlelerini aralıksız sürdüren Çin, aşırı derecede hızlandırılmış ve yeni teknoloji ürünleriyle zenginleştirilmiş öncü bir silahlanma programı yürütmektedir. Yapay zekâ, kuantum bilişim, nadir toprak elementleri, mıknatıs teknolojileri ve robotik sistemler gibi avantajları ustaca kullanan bu program, modern savaşların geleceğine dair doğru hesaplar yapmaktadır. ABD’nin çok alanlı savaş yöntemleri, hibrit savaş kapasitesi, siber-uzay üstünlüğü, yüksek deniz gücü ve yapay zekâ destekli silahlandırmasına rağmen Çin, bu teknolojileri kitlesel ölçekte entegre ederek hem ABD’yi hem Rusya’yı birçok alanda geride bırakabilecek imkanlar yaratmaktadır.

Bu silahlanma sadece caydırıcılık, denge veya Tayvan meselesiyle sınırlı değildir. Tam tersine, 2049 vizyonunun (Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı ve “ulusal yeniden doğuş” hedefi) jeostratejik temelini oluşturmaktadır. Çin, bu vizyon doğrultusunda “dünya standartlarında ordu” kurma hedefiyle askeri-sivil füzyonu sistematik hale getirmekte, 15. Beş Yıllık Plan’da (2026-2030) AI, kuantum ve robotik teknolojileri ön plana çıkarmaktadır. Herhangi bir ülkenin elinde aynı kaynaklar olsa bu kadar yoğun silahlanma yapmayacağı açıktır; burada stratejik bir bakış açısı, uzun vadeli vizyon ve disiplinli bir plan vardır.

Çin, dolaylı ve kolaylaştırıcı imkanlarla liderlik pozisyonu inşa etmektedir. Ekonomik, siyasal ve teknolojik üstünlüğüyle özellikle “küresel güney”e daha fazla fırsat sunmakta, altyapı, ticaret, teknoloji transferi ve alternatif finansman mekanizmalarıyla (Kuşak ve Yol, BRICS+) bu ülkelerin kalkınmasına katkı sağlamaktadır. “Dünyayı kontrol etme niyetimiz yok” söylemini her fırsatta tekrarlasa da, fiilen bir “alternatif sistem” yaratmaktadır. Kontrol etmiyor gibi görünürken, rakiplerinin antipati topladığı alanlarda kazanım elde etmekte ve küresel güney nezdinde “kazan-kazan” partneri olarak konumlanmaktadır.


3. Diplomatik denge ve sınırlı destek

Rusya-Ukrayna savaşında Çin Moskova’ya sınırlı, dengeleyici destek vermiştir. 2026 İran krizinde ise İran’a dolaylı (teknoloji, altyapı) destek sağlarken ABD’yle doğrudan çatışmaya girmemiş, enerji, dolar, teknoloji ve gıda alanlarında kendi tedbirlerini alarak sakin bir seyir izlemiştir.

Mayıs 2026’da Başkan Trump’ın Pekin’de Xi Jinping tarafından ağırlanması bu denge politikasının zirvesidir. Tayvan dışında agresif tutum sergilenmemiş, ilişkiler “verimli” olarak nitelendirilmiştir. Çin, hem Moskova’ya hem Washington’a aynı anda “sempati” gösterirken kendi çıkarlarını korumaktadır. Bu tutum, görünürde dünya barışına katkı sunsa da esasen Çin’in sürdürülebilir büyümesinin anahtarıdır.


4. Küresel güç kaymaları: İki kutuptan çok kutupluluğa

Eğer tek kutuplu ABD hegemonyasından iki kutuplu bir düzene geçilecekse, teorik bakışla ikinci kutbun Çin olması muhtemeldir. Ancak Rusya’nın konumu ve gücü jeostratejik formüllerde bir sabite gibidir. Pratikte, Çin’in bugünkü politikaları çok merkezli bir dünyanın şekillenmesinde belirleyici olacaktır. Çin, ekonomik potansiyelini artırırken silahlanmasını sürdürüyor, teknoloji (yapay zekâ, nadir toprak elementleri, yeşil enerji) ve ekonomi alanlarında rakiplerini geride bırakmaktadır.

Rusya’nın jeopolitik coğrafyası ona savunma derinliği sunsa da, ABD’nin her yere müdahil olma çabası antipati yaratsa da, Çin bu iki gücün yarattığı alanlarda fırsatı çıkara dönüştürme ustasıdır. Sonuçta Çin, küresel güneye somut imkanlar sunarak yumuşak güçle liderlik inşa etmekte ve dünyada birçok coğrafyaya imkân yaratan merkezî bir aktör haline gelmektedir. Bu Çin’in belirgin stratejisi olmuştur.


Sonuç: Çin stratejisinin kalıcı etkisi

ABD’nin doğrudan hegemonya arayışı ve Rusya’nın jeopolitik direnci devam ederken, Çin’in Go oyunu tarzı dolaylı stratejisi (hibrit ekonomik modelle iç kaynakları Komünist Partisi lehine seferber etme, savaşmadan kazanma, rakibi çevreleme, alternatif yaratma ve 2049 vizyonu doğrultusunda öncü silahlanma) hem kendi yükselişini güvence altına almakta hem de küresel düzenin dönüşümünü şekillendirmektedir. Bu model, rakiplerinin hatalarından beslenerek ekonomik, teknolojik ve askeri üstünlüğü ele geçirmeyi hedeflemektedir.

Kitaplarım ve analizlerimde defalarca belirttiğim gibi, 2027-2035 “ekonomik savaş dönemi”nde Çin’in bu rasyonel, sabırlı ve kapsayıcı yaklaşımı belirleyici olacaktır. Çin ne barış meleğidir ne saldırgandır; kendi oyun teorisine sadık, disiplinli bir büyük güçtür. Gelecek, bu üçgenin nasıl evrileceğine ve Çin’in boşlukları doldurma becerisine bağlıdır. En ustaca zafer, rakibi kendi hamleleriyle hareketsiz bırakarak kazanmaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU