Türkiye’de uzun süredir yüzeysel olarak konuşulan ama giderek büyüyen bir mesele var:
Ne eğitimde ne istihdamda olan gençler.
Literatürde bu gençler NEET olarak tanımlanıyor: Not in Education, Employment or Training.
Herhangi bir eğitim kurumunda aktif öğrenciliği devam etmeyen, bir iş veya staj programına kayıtlı olmayan gençlere NEET diyoruz.
İlk bakışta işsiz gençlerden bahsediliyormuş gibi algılanabiliyor.
Oysa bir ülkedeki NEET gençlerin oranı, bir kuşağın ülkedeki sistemle kurduğu ilişkiyi anlatan sosyolojik bir gösterge…
NEET gençlerin sayısı, bu mesele sadece “iş bulamayan gençler” meselesi olarak algılandığında kronikleşiyor.
Gerçekte ise bu, bekleyen, yön bulamayan ve sistemle bağı zayıflayan bir gençlik meselesi.
Bu durum bizi 3 önemli soru ile baş başa bırakıyor:
Gençler neden eğitim sisteminin dışında kalıyor?
Gençler neden çalışmıyor veya çalışamıyor?
Gençler neden hiçbir şey yapmadan beklemeyi tercih ediyor?
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
NEET meselesi 3 alanın kesişiminde oluşuyor: eğitim, ekonomi ve sosyal beklentiler…
NEET gençler, Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar pek çok ülkede tartışılan bir konu.
Ancak her ülkenin konuya yaklaşımı farklı. Bazı ülkeler bu meseleyi bir istihdam sorunu olarak ele alıyor.
Bazıları ise daha geniş bir perspektifle gençlik politikalarında bütünsel bir mesele olarak değerlendiriyor.
Peki Türkiye’de tablo nasıl? Türkiye uzun zamandır genç nüfus avantajına sahip bir ülke.
Ancak genç nüfusun avantaja dönüşmesi, sayıdan ibaret bir konu değildir.
Gençlerin eğitim, üretim ve sosyal hayata katılım kapasitesi asıl belirleyici faktördür.
Kısacası genç nüfus tek başına avantaj değildir. Onu üretime katabilen ülkeler avantajlıdır.
Aksine, NEET oranlarının yüksek olduğu bir ülkede genç nüfus avantajı zamanla risk hâline gelebilir.
Bu, düşündüğümüzden çok daha komplike bir durum çünkü sistemin dışında kalan her gencin aidiyet duygusu da zayıflar.
Yani sadece bir istatistiki veri gibi görünen bir durum, bir süre sonra toplumsal bir soruna dönüşebilir demek.
Toplumdan kopuk, aidiyeti zayıflamış kalabalığın bulunduğu bir toplumda politik kırılganlık riski yükselir.
Sistemin dışında kalanların, özellikle de genç nüfusun, zamanla protest hareketlere ve radikalleşmeye kadar varacağını söyleyebiliriz.
Türkiye’de ne eğitimde ne istihdamda yer alan (NEET) gençler, üretim süreçlerinin dışında kalmakla birlikte aynı zamanda toplumsal dokunun da periferisine itiliyor.
Ekonomiye doğrudan katkı sunamayan bu kesim, zamanla sosyal ve mali açıdan bağımlı bir nüfusa dönüşüyor.
Daha da riskli olan ise sistemin dışında kalan bu görünmez kitlenin kayıt dışı alanlara kayması ve bu boşlukta suç ağları ya da radikal yapılar tarafından istismara açık hâle gelmesi.
Sistemin dışında kalan nitelikli gençler için ise, yani iyi dil bilen, eğitimli veya teknik becerilere sahip gençler söz konusu olduğunda, sistem dışı kalmaları durumunda fırsat göçünü tercih etmeleri de mümkündür.
TÜİK tarafından yayımlanan iç göç verilerine göre, 15-24 yaş grubundaki gençlerde göçün temel nedeni eğitim oldu.
2024 yılında dünya genelinde 15-24 yaş grubunda küresel NEET genç oranı yüzde 20,4 iken, bu oran erkeklerde yüzde 13,1 ve kadınlarda yüzde 28,2’ydi.
Bu veriden hareketle dünyadaki gençlerin yaklaşık beşte birinin istihdamda, eğitimde veya öğretimde olmadığı anlaşılmaktadır.
TÜİK’in 2025 yılı dördüncü çeyrek raporuna göre, Türkiye’de 15-24 yaş aralığındaki NEET gençlerin oranı yüzde 22,4 olup, erkeklerde bu oran yüzde 16 iken kadınlarda yüzde 29,2’dir.
15-29 yaş aralığında ise Türkiye’deki gençlerin yüzde 25,6’sı, erkeklerin yüzde 15,8’i, kadınların ise yüzde 35,8’i NEET statüsünde yer almaktadır.
OECD ülkeleri arasında NEET genç kadın oranında en yüksek ülkelerden biri Türkiye’dir.
Türkiye’de NEET gençlerin sayısının artmasında birkaç faktör öne çıkıyor:
Birincisi, eğitim-istihdam uyumsuzluğu. Diploma ile iş piyasası arasındaki ilişki dönemsel olarak zayıflayabiliyor. İçinde bulunduğumuz dönem tam da böyle bir dönem. Üniversiteler her yıl çok sayıda mezun veriyor, fakat iş dünyası bu kadar genci istihdam edebilecek bir kapasiteye sahip değil.
Sosyal medyanın etkisi ile hayat beklentileri oluşan bir gencin mezun olduğunda karşılaştığı gerçeklik çok farklı olabiliyor. Kariyerinden beklentisi ile gerçek hayatta karşısına çıkan iş fırsatları arasındaki mesafe giderek açılıyor. Bazı gençler iş bulamadıkları için değil, sistemle uyumlanamadıkları için NEET olmayı tercih ediyorlar.
Türkiye’de gençlerin önemli bir kısmı diploma alıyor ancak iş piyasasının talep ettiği becerilere sahip olmayabiliyor. Bu nedenle Yükseköğretim Kurulu ile iş dünyasının birlikte çalışması çok önemli.
Bazı üniversitelerin yıllardır uyguladığı zorunlu dönem stajının diğer üniversitelerde de yaygınlaştırılması gerekiyor. İş dünyasının ihtiyaçlarına göre yükseköğrenim kurumlarında uygulamalı eğitim programlarının sayısının artırılması şart. Özellikle teknoloji, üretim ve hizmet gibi sektörler için sektör destekli eğitim modelleri kurularak gençler erkenden sürece dâhil edilmeli.
Almanya’nın dual eğitim sistemi bu konuda sık verilen örneklerden biri. Öğrenciler eğitim sürecinin önemli bir bölümünü doğrudan iş yerlerinde geçiriyor. Gençler mezun olduklarında diplomayla birlikte iş deneyimine de sahip oluyor.
Gençler için en zor aşamalardan biri ilk iş deneyimini elde etmek. Özel sektör firmalarının verdikleri iş ilanlarında junior (düşük deneyim düzeyine sahip veya yeni mezun) pozisyon için birkaç yıllık iş deneyimi beklemesi gibi gerçek dışı ve motivasyon kırıcı durumlar söz konusu.
Belirli ülkelerin uyguladığı ilk işe giriş teşvikleri tam olarak bu boşluğu doldurmak üzere devreye alındı. Türkiye’de de geçtiğimiz aylarda Recep Tayyip Erdoğan tarafından gençler için bir teşvik modeli açıklandı.
Bu düzenlemeye göre, 18–25 yaş aralığındaki gençlerin ilk işe girişlerinde ücret ve sigorta primlerinin net asgari ücrete karşılık gelen kısmı, yani 28 bin 75 TL, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan verilecek.
Bu model ile gençlerin ilk iş deneyimi elde etmesi hedeflenirken işverenin mali yükünün azaltılması amaçlanıyor. Bu amaçla 228 milyar TL’lik kaynak ayrılması planlandı.
Mesleki eğitimin değerinin yeniden anlaşılması ve topluma anlatılması gerekiyor. Türkiye’de çok uzun zamandır mesleki eğitim “ikinci bir seçenek” gibi görüldü. Oysa ki birçok gelişmiş ülkede güçlü bir kariyere giden yol mesleki eğitimden geçiyor.
Bir diploma sahibi olarak mezun olmak ile bir meslek sahibi olarak mezun olmak bambaşka konular. İş piyasasının güncel koşullarına ve sektör kapasitelerine göre meslek liseleri ve teknik eğitim merkezlerinin yeniden canlandırılması elzem.
Teknoloji atölyeleri, üretim laboratuvarları ve sektörden ortakların bulunduğu eğitim programları ile meslek liselerinin birer üretim ve yetenek merkezine dönüştürülmesi tavsiyedir.
NEET genç kadın konusu çok sektörlü ve çok boyutlu. Kadınlar açısından biraz daha köklü sebepler olduğunu söylemek mümkün.
İş gücü piyasasındaki cinsiyete dayalı ayrımcılık ve eşitsizlikler, erken okul terkleri, ilk çalışma deneyimlerinde yaşadıkları zorluklar, kadınların sahip oldukları sorumluluklar ile ilgili kalıp yargılar ve daha birçok sebep bu istatistiğin derinliklerinde yatmaktadır.
Sorun nasıl çok boyutluysa çözüm de aynı şekilde çok boyutlu olmalıdır. Kayıt dışı istihdam ve iş yerinde ayrımcılıkla mücadele konusunun üst makamlarca ele alınması gerekiyor.
“Eğitim ve istihdama dönmeye” odaklı projeler ve destekler de bu noktada şarttır. İlk ücretli çalışmaya yönelik teşvik ve iyileştirmeler ile kadınların çalışma hayatına dair olumlu tutum geliştirmesi sağlanmalıdır.
NEET gençler, yazının başında da değindiğim gibi yalnızca çalışmayan veya eğitim görmeyen gençler değiller. Bu gençler içerisinde kendisini “standby” moduna almış gençler de var. Yani herhangi bir motivasyonu olmayan, sistemle angaje olmamış, bekleyişe geçen gençler…
Bu durum çoğu zaman yön bulma sorunu veya motivasyon eksikliğinden kaynaklanıyor.
Dolayısıyla gençlerin yalnızca istihdam imkânına değil, kariyer yönlendirmesi ve mentorluğa da ihtiyaçları var. İlgili kurumların koordinasyonunda gençlere her şehirde kariyer danışmanlığı ve mentorluk desteği sunulmalıdır.
Ayrıca iş fırsatları, eğitimler ve girişimcilik destekleri ile ilgili tüm bilgiler, gençlerin kolaylıkla ulaşabileceği bir platformda toplanırsa büyük kolaylık sağlayacaktır.
Finlandiya’nın gençleri kurum kurum dolaştırmak yerine hizmetleri gençlerin etrafında topladığı modeli, Avusturya’nın işveren kapısı açılmazsa genci beklemeye bırakmadan alternatif bir eğitim-istihdam hattına alan sistemi, İsveç ve Hollanda gibi ülkelerin okuldan işe geçişi kolaylaştıran modelleri birer güçlü örnek.
Hepsinin ortak noktası, NEET gençlerin kronik bir duruma dönüşmeden önce “müdahale programları” üzerinden değil, sistemi baştan daha az kopuş üretecek şekilde tasarlayarak mücadele etmesi.
OECD verileri de bu ülkelerin uyguladıkları modellerin çalıştığını gösteriyor. Yani asıl başarı, genç işsiz ve sistemden kopuk kaldıktan sonra değil, daha en başta kopuşu azaltan bir sistem kurmakta yatıyor.
Dünyadaki örnekler bize ortak olarak önemli bir şey söylüyor: Gençlerin sistemin dışında kalması kronikleşmek zorunda değil. Doğru tasarlanmış eğitim politikaları, güçlü mesleki eğitim sistemleri, erken müdahale programları ve gençleri bekletmeyen istihdam mekanizmaları bu kopuşu azaltabiliyor.
Bugün Türkiye’nin önünde önemli bir soru var:
Genç nüfusunu yalnızca demografik bir avantaj olarak mı görecek, yoksa onu gerçekten kalkınmanın ve toplumsal dinamizmin merkezine mi yerleştirecek?
Bu soruya verilecek cevap, Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarının yönünü belirleyecek.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish