İran savaşında beyaz bayrak: Zafer arayışı mı, kazanım ve pazarlık süreci mi?

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Birçok uzman, 2026 İran savaşını klasik savaş aklıyla ve terminolojisiyle değerlendirmeye devam ediyor. Bu bakışla “zafer” kelimesi sıkça telaffuz ediliyor, füze sayıları, askeri kapasiteler ve cephe analizleri üzerinden sonuçlar çıkarılıyor. Oysa bu savaşın doğası, eski paradigmaların çok ötesinde. Cephesiz bir savaşta bir tarafın teslim olup beyaz bayrak çekmesi mümkün mü? Kim teslim olacak ve kime?

Cephede iki taraf karşı karşıya gelir; biri diğerini teslim alır ve teslim olan taraf beyaz bayrağını kaldırır. Ateşkes yapılır, şartlar dikte edilir. Ancak 2026 İran savaşında böyle bir cephe yok ki!..

Değil Türkiye’de ve dünyada bu gerçeği ilk ve en çok şekilde dile getiren uzmanlardan biri olarak vurgulamak isterim: Bu, yeni nesil bir savaştır. Hibrit yöntemler, stratejik baskılar, ekonomik araçlar ve diplomasinin iç içe geçtiği bir süreçtir. Dolayısıyla klasik anlamda “teslimiyet” de beklenmemelidir.


Beyaz bayrak neden yok?

Yeni nesil savaşlarda taraflar birbirini fiziki olarak teslim almazlar. Bir taraf diğer tarafa kendi stratejik planlarını, çıkarlarını ve vizyonunu kabul ettirmeye çalışır. Bu kabul ettirme süreci ise pazarlıkla, baskıyla, bazen de kontrollü gerilimle ilerler. 

İran ve Amerika arasında süren süreç tam da budur. Ana gündem maddeleri Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, nükleer program ve elbette İran petrolünün küresel enerji denklemindeki geleceğidir.

Küresel enerji akışları, ticaret yolları ve jeoekonomik dengeler masada. Bu konularda bir mutabakat sağlandığında “beyaz bayrak” değil, yeni ortaklıklar kurulacaktır. İran, yaklaşık 50 yıldır ABD ile derin bir ortaklık kurmadı. Bugün Trump’ın istediği ise açık:

Benimle de ortak ol, hem de diğerlerinden (Çin ve Rusya’dan) daha fazla pay vererek.

Bu olur olmaz, ayrı mesele. Ama istek şimdilik böyle. Paylaşım genişlesin mi genişlemesin mi? Bu stratejik sonuca göre denkleminizi kurun ve söyleyin.


Savaşta diplomasi biter mi?

Tarihteki klasik savaşlardan farklı olarak, modern çatışmalarda diplomasi savaşın her safhasında devam eder. Belli oranlarda diplomasi: Başında, savaş sürerken, sonlarına doğru ve sonrasında… Taraflar, “Ne kadar veririm, ne kadar direnirim, ne kadar geri adım atarım?” sorusunu sürekli tartar. 

Diplomasi sonuç arar. Transactional diplomasi şöyle bakar: Başlangıçta ver ve kurtul; bu bir seçim ve sonuç... Savaş oluyorken anlaş ve bunun kazanç/kayıp durumuna bak, bu da bir seçim ve sonuç... Savaşın sonunda ver, ama neleri kazandın, neleri yitirdin ve şimdi neyi almak/vermek üzerine görüşüyorsun? Bu da bir seçim ve sonuç… Her birinin bedeli var.

Füze atışlarıyla, vuruş sayılarıyla “kazanan” ilan etmek yerine, bu pazarlık sürecini takip etmek gerekir. Defalarca yazdım ve konuştum: Burada aranan zafer değil, kazanım ve konumdur.

Her iki taraf da (ve küresel aktörler) kendi çıkarlarını maksimize etme arayışında. Çin’in devreye girmesi, Rusya’nın rolü, Avrupa’nın tutumu… Hepsi bu küresel etkiyi şekillendiriyor.

Savaşın biteceği anı “bir tarafın diğerini yenmesi” olarak değil, “stratejik mutabakatın sağlandığı nokta” olarak okumak daha doğru.


Sonuç: Yeni savaş, yeni anlaşma

2026 İran Savaşı, klasik zafer ve teslimiyet kavramlarını aşmış durumdadır. Beyaz bayrak kalkmayacak, çünkü kaldırılacak bir cephe hiç olmadı. Bunun yerine, uzun ve zorlu bir pazarlık, hibrit baskılar ve nihayetinde yeni ortaklık modelleri gelecek.

Petrolün geleceği, Hürmüz Boğazı’nın statüsü ve nükleer meseleler etrafında şekillenecek bu ortaklıklar, hem İran hem ABD hem de küresel aktörler için “kazanım” içerecek.

Eski tarihin savaş kitaplarını tarih diye okuyun, dersler çıkarın, gelişmeleri görün. Şimdi yeni durumu anlamak adına bir çaba gösterin: Bugünün gerçekliğine odaklanmak şart! Zafer naraları atanlar değil, kazanımı doğru okuyanlar bu sürecin sonunda avantajlı çıkacaktır.

Savaş bitiyor mu, yoksa yeni bir dengeye mi evriliyor? Cevap, füze sayılarında değil, diplomasi masasındaki pazarlık gücünde gizli. 

Bu makale, cephesiz savaşların doğasını ve diplomasinin sürekliliğini anlamak isteyenler için bir çerçeve sunuyor. Gerçekçi analiz, duygusal zafer arayışından her zaman daha değerli olmuştur.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU