Zambiya'nın 2 milyar dolarlık onuru

Sare Şanlı Independent Türkçe için yazdı

Zambiya’nın Mpongwe kentinde bulunan misyon hastanesinde bir yıl önce ayda bir, belki iki AIDS vakası görülüyordu.

Ocak 2026’da 28 ve şubat ayında 28 vaka daha görüldü. Zambiya, Afrika'da HIV/AIDS oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Ancak son aylardaki artış tesadüf değil doğrudan Donald Trump yönetiminin aldığı bir kararın sonucu.

ABD yönetimi, Zambiya’da 1,3 milyon insana yirmi yılı aşkın süredir tedavi sunan PEPFAR programının fonlarını geçtiğimiz yıl ocak ayında dondurdu. Bu zamana kadar tedaviler elde kalan ilaçlarla yürütüldü. 

Geçtiğimiz günlerde Amerika, Zambiya'ya 2 milyar dolarlık bir sağlık paketiyle birlikte açık bir ültimatom verdi:

Ülkenin zengin bakır, kobalt ve lityum yataklarına Amerikan şirketlerine imtiyazlı erişim sağlanması karşılığında, HIV/AIDS tedavisi gören insanlar için hayati önem taşıyan PEPFAR programını sürdürecek.

Aksi takdirde fonlar tamamen kesilecek.

Zambiya hükümet yetkilileri, teklifin ülkenin çıkarlarıyla uyumlu olmadığını açıkça belirtti. Süreç, ABD'nin umduğu gibi ilerlemedi. Anlaşma imzalanmadı. 


Yardımın faizi

PEPFAR'ın 20 yılda milyonlarca hayat kurtardığı gerçeğini inkâr etmek mümkün değil. Ancak kurtarılan her hayat, aynı zamanda bir bağımlılık ilişkisini de yeniden üretti.

Tedavi fonları hiçbir zaman karşılıksız bir iyilik olarak sunulmadı, jeopolitik nüfuzun, ilaç patentlerinin ve şimdi de madenlere erişimin aracı oldu. Batı'nın elinde yardım, lütuftan çok, faizi sonradan tahsil edilen bir borç senedine dönüştü.

Washington'ın son dönem dış politikasında bu denklemin dışında kalan hiçbir şey yok. Güvenlik garantisi maden imtiyazıyla ödenir, borç affı askeri üs hakkıyla, sağlık fonu ise ham madde veya veriyle.

Zambiya'da "bitirilecek" savaş ya da "kurtarılacak" bir iktidar olmadığı için, bu kez yıllardır boyunca hayat kurtaran program pazarlık masasında koz olarak kullanılıyor.

Üstelik direnenin başına gelen de belli. ABD'nin birkaç yıl öncesine kadar "Afrika'nın demokrasi umudu" diye parlatıp vitrine çıkardığı Hakainde Hichilema, maden anlaşmasına direnip kendi ülkesinin çıkarlarını önceleyince bir anda yolsuzlukla suçlanıyor. Etiket değişiyor, çünkü ölçüt demokrasi değil itaat.

Washington'ın bir karın ağrısı daha var. Yakın zamanda Çin'in kıtadaki suistimallerini anlatan "Çin'in Maden Mafyası" başlıklı bir rapor hazırladı.

Rapor, Çinli şirket Sino-Metals'in Zambiya'nın en önemli su kaynağı Kafue Nehri'ne karıştırdığı milyonlarca litre asidik ve zehirli maden atığının soruşturulmasıyla açılıyor.

Zamanlama çok ilginç, tam da Washington'ın Zambiya'ya sağlık fonlarını madenlere erişim için koz olarak sunduğu dönemde yayımlandı. Mesaj açıktı:

Çin çevreyi kirletiyor, biz ise sağlık getiriyoruz.


Ne var ki Mpongwe hastanesinde tedavisi kesilen onlarca hastanın dosyası bu mesajın inandırıcılığını yerle bir ediyor.

Washington'ın asıl derdi ne Afrika halkının sağlığı ne de çevrenin korunması; mesele Çin'in kıtadaki genişlemesini durdurmak.

Afrika'nın birçok ülkesinde madencilik alanında belirleyici aktör hâlâ Çin.

Pekin, altyapı yatırımları ve uzun vadeli kredi anlaşmalarıyla sahada derinleşirken Washington, sağlık programları, yardım fonları ve özel sektör üzerinden nüfuz kuruyor.

İki modelin yöntemi farklı, sonucu benzer: Biri borçla, diğeri yardımla bağ kuruyor. Her iki durumda da yer altı zenginlikleri dışarı akarken karar mekanizmaları giderek daralıyor.


Kandaki veri madenden daha değerli

Zambiya kıtanın ikinci büyük bakır üreticisi; Gates ve Bezos destekli KoBold Metals bu potansiyeli çoktan fark etti, 150 milyon dolar yatırdı.

Lobito Koridoru ise bu madenleri Atlantik'e taşıyacak kritik bir geçit. Ancak ABD için mesele yalnızca madenler değil.

Çok daha önemli ve görünmez bir kaynak var: biyolojik veri.

Son aylarda Kenya ve Zimbabve'ye sunulan sağlık fonlarının karşılığında talep edilen şey doğrudan sağlık verileri ve biyolojik örneklerdi.

Kenya anlaşmayı imzaladıktan sonra konu yargıya taşındı; milyonlarca insanın verisinin transferini öngören maddeler askıya alındı. Zimbabve ise bu şartları baştan reddetti.

Zambiya için önerilen model daha da açıktı: beş yıl finansman, karşılığında 10 yıl boyunca "tek taraflı veri" paylaşımı.

Bugün bir ülkenin genetik verisi, klasik doğal kaynaklardan daha yüksek ekonomik değer üretiyor. Klinik araştırmalar, ilaç geliştirme süreçleri ve biyoteknoloji yatırımları bu veriler üzerine inşa ediliyor. Ama bu sürecin getirisi, verinin toplandığı ülkelere hiç geri dönmüyor.

Bu oyun daha önce oynandı. COVID döneminde Güney Afrika kendi aşısını üretmek istedi, patent duvarına çarptı. O aşıyı geliştiren şirketler, klinik verilerinin önemli bir bölümünü Afrika hastalarından toplamıştı.

Zambiya için de senaryo hazır: Kan örneğini al, şirkete ver, patente dönüştür, on yıl sonra ilaç olarak sat. Buna bağış değil, yatırım denir!


Krizleri önceden okumak

Tüm bu baskı karşısında Zambiya'nın elini güçlendiren şey krizler karşısında önlem alabilmesi. Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdiğinde Batı'nın yaptırımları ve tedarik zincirindeki şoklar dünyayı sarstı.

O günlerde Zambiya, önceden aldığı tedbirler sayesinde gübre krizinden etkilenmeyen nadir ülkelerden biriydi. Bugün petrol ve doğalgaz krizi de Zambiya'yı beklenenden çok daha az etkiliyor.

Lusaka'nın bu baskıya "hayır" diyebilmesinin arka planında tesadüf değil, birikimli bir hazırlık var.

Ancak sağlık altyapısındaki dışa bağımlılık hâlâ derin, bu inkâr edilemez. Fark şurada: Lusaka'nın tavrı "bağımlıyım, boyun eğeyim" olmadı; "bağımlıyım, alternatifi inşa edeyim" oldu.

Bu alternatifin izleri somut. Hindistan'ın önde gelen ilaç şirketi Akums ile fabrika kurma anlaşması Ağustos 2025'te, yani PEPFAR fonlarının dondurulmasından aylar sonra imzalandı.

Tesis 2028'de üretime geçecek. Temel ilaçlarının yüzde 75'inden fazlasını ithal eden Zambiya için bu, bağımlılığı kıracak somut bir adım.

Fabrika devreye girene kadar Hindistan'dan jenerik ilaç tedariki için de görüşmeler sürüyor. Dünya HIV hastalarının yüzde 80'ini tedavi eden Hindistan jenerikleri, PEPFAR'sız geçecek iki yıl hayat kurtaracak.

Hemen yanı başında ise Güney Afrika var; kıtanın en büyük ilaç üreticisi konumundaki bu ülke, ARV formülasyonunda ciddi kapasiteye sahip ve toplu alım gücüyle fiyatları aşağı çekebiliyor.

Zambiya ihtiyacının bir kısmını komşusundan tedarik edebilir. Bunların hiçbiri teselli değil strateji.

31 Afrika ülkesi USAID'in çöküşüyle köşeye sıkışıp ABD'nin tartışmalı anlaşmalarını imzalarken Zambiya, Zimbabve ve Gana direndi. Kenya imzaladı ama sivil toplumu anlaşmayı mahkemeye taşıdı, veri maddelerini dondurttu.

Bu üç farklı tepki, Afrika'nın tek tip bir pasiflik içinde olmadığını gösteriyor. Zambiya’nın “hayır”ı yalnız değil. 

Ancak asıl sınav şimdi başlıyor: Alternatifler ne kadar hızlı hayata geçerse, bu "hayır" hastane sırasında bekleyen hastalar için o kadar anlamlı olacak.

 

 

Kaynaklar:

"Minerals for Aid: Are New US Health Deals 'Exploiting' African Countries?" Al Jazeera, 1 Nisan 2026 https://www.aljazeera.com/news/2026/4/1/minerals-for-aid-are-new-us-health-deals-exploiting-african-countries
Hirschfeld, Anya; Krugman, Allison; Bollyky, Thomas J.; Psaki, Stephanie; Dieleman, Joseph L. — "Tracking the 'America First' Bilateral Health Agreements" Think Global Health / Council on Foreign Relations, 28 Nisan 2026 https://www.thinkglobalhealth.org/article/tracking-the-america-first-bilateral-health-agreements
 "Zambia's Path to Fertilizer Self-Sufficiency" African Development Bank, tarihsiz https://www.afdb.org/en/success-stories/zambias-path-fertilizer-self-sufficiency-90191
 "Government Seals Historic Deal with Akums to Boost Pharmaceutical Sector" The Zambian Observer, Ağustos 2025 https://zambianobserver.com/government-seals-historic-deal-with-akums-to-boost-pharmaceutical-sector/
Pecquet, Julian — "How Zambia Fell Out of Favour with the US Amid Minerals-for-Health Row" The Africa Report, 6 Mayıs 2026 https://www.theafricareport.com/417525/how-zambia-fell-out-of-favour-with-the-us-amid-minerals-for-health-row/

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU