Fransa'nın Nairobi hamlesi: Macron Afrika'da yeni bir kapı mı arıyor?

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AP

10 Mayıs’ta Emmanuel Macron’un Nairobi’de William Ruto tarafından karşılanması, ilk bakışta klasik bir zirve fotoğrafı gibi görülebilir. Devlet başkanları, bayraklar, tokalaşmalar, yatırım cümleleri ve geleceğe dönük parlak ifadeler… Ancak bu fotoğrafın arkasında Fransa’nın Afrika’da yaşadığı büyük kırılmayı görmeden Nairobi ziyaretini anlamak zorlaşır.

Çünkü Macron bu kez Dakar’a, Abidjan’a ya da eski Frankofon alışkanlıklarının rahat ettiği bir yere gitmedi. Sahel’de arka arkaya yaşanan kopuşlar ve kovulmaların ardından Doğu Afrika’nın İngilizce konuşan en önemli merkezlerinden biri olan bir ülkeye indi. Bu tercih rastgele yapılmış bir diplomasi durağı değil tabii ki.

Nairobi’deki Africa Forward Summit bu yüzden yalnızca yatırım ve kalkınma başlıklarından ibaret okunmamalı. Fransa; Mali, Burkina Faso ve Nijer’de kaybettiği zeminin ardından Afrika’da hâlâ konuşulmak, dinlenmek ve yeni bir ortaklık dili kurmak istiyor. Ancak Afrika değişti. Kıta artık eski nezaket cümlelerine değil, somut faydaya bakıyor.


Sahel’den çıkan Fransa yeni bir sahne arıyor

Fransa’nın Afrika’daki ağırlığı uzun yıllar Batı ve Orta Afrika’daki Frankofon ülkeler üzerine kuruldu. Paris bu alanda askerî varlık, siyasi yakınlık, kültürel nüfuz ve ekonomik ilişkilerle oldukça geniş bir hareket alanına sahipti. Son yıllarda ise bu düzen parça parça çözüldü.

Mali’de başlayan kopuş, Burkina Faso ve Nijer’e sıçradı. Fransız askerleri bazı meydanlarda ortaklık sembolü olmaktan çıkıp dış müdahale hafızasının bir işaretine dönüştü. Senegal’deki son askerî tesisin devri de Paris açısından eski dönemin kapandığını gösterdi.

Böyle bir dönemde Kenya’nın seçilmesi tesadüf değil. Kenya eski Fransız sömürgesi geçmişi taşımıyor. Ayrıca Doğu Afrika’da finans, teknoloji, lojistik ve diplomasi açısından merkezi bir konumda bulunuyor. Üstelik Nairobi, son dönemde Somali güvenliğinden Sudan krizine, Kızıldeniz hattından Hint Okyanusu bağlantılarına kadar geniş bir alanı etkileyen siyasi bir kavşak haline geldi.

Macron’un aradığı şey biraz da burada saklı. Fransa, Sahel’de kendisi için kötüye giden güvenlik dosyasının gölgesinden çıkıp kendisini yatırım, genç nüfus, iklim, teknoloji ve finans reformu başlıklarıyla yeniden anlatmak ve pazarlamak istiyor. 
Kâğıt üzerinde akıllıca bir hamle. Ne var ki Afrika’da hafıza uzun yaşar. Bir coğrafyada üretilen güvensizlik, başka bir başkentte hemen unutulmaz.

Paris’in Nairobi hesabı şu fikre dayanıyor: Frankofon alanda yıpranan imaj, Anglofon Afrika’da daha az tarihsel yükle onarılabilir. Lakin Kenya boş bir sahne sunmuyor. Çin, ABD, İngiltere, Hindistan, Körfez ülkeleri ve Türkiye zaten bu alanda farklı ağırlıklarla var. 

Nairobi, gelenin rahatça yerleşeceği bir diplomasi salonu olmaktan çok, herkesin şartlarını yeniden tartıştığı canlı bir pazar yeri gibi işliyor.


Nairobi neden Fransa için doğru adres gibi görünüyor?

Africa Forward Summit’in İngilizce konuşan bir Afrika ülkesinde yapılması güçlü bir sembol taşıyor. Fransa bu tercihle kendisini eski alışkanlık alanının dışına taşımaya çalışıyor. 

Aslında burada mesaj basit: Paris, Afrika’da yalnızca eski sömürge coğrafyasıyla sınırlı kalmak istemiyor.
Zirvede enerji geçişi, yapay zekâ, sağlık, tarım, mavi ekonomi, sanayileşme ve küresel finans sisteminin reformu gibi başlıklar öne çıkarıldı. 

1.500’den fazla iş insanı, yatırımcı ve girişimcinin buluşması da Fransa’nın bu kez üniformadan çok şirketlerle görünmek istediğini gösteriyor. Bu durum, Afrika’daki yeni rekabet dilinin de özeti gibi.

Kenya açısından da bu buluşma küçük bir vitrin değil. Ruto yönetimi Nairobi’yi Afrika’nın teknoloji, yatırım ve bölgesel diplomasi merkezlerinden biri haline getirmek istiyor. Kenya, bu noktada kendisini büyük güçlerin yarışında bekleyen bir ülke gibi sunmuyor. Kimle çalışacağını seçen, pazarlık yapan ve şart koyan bir aktör gibi görünmeye çalışıyor.

Bu noktada zirve salonundaki cümleler kulağa güzel gelse de gerçek hayat her zaman parlak ışıklar altında anlatıldığı kadar yumuşak ilerlemiyor elbette. Kenya’nın borç baskısı var. Genç işsizliği de ciddi bir sorun. Altyapı ihtiyacı sürüyor. Dijital ekonomi büyüyor ama bu büyümenin toplumun geniş kesimlerine nasıl yayılabileceği hâlâ belirleyici bir konu.

Macron’un ziyareti sırasında gündeme gelen 11 anlaşma, Fransa’nın Kenya’ya sembolik bir selam vermekle kalmadığını gösteriyor. Nükleer enerji, modern ulaşım, sürdürülebilir tarım, liman ve lojistik başlıkları geleceğin Afrika’sında nüfuzun nereden kurulacağını da anlatıyor. Bugün liman, enerji hattı, veri merkezi, tren yolu ve kredi anlaşması klasik diplomatik bildiriler kadar siyasi anlam taşıyor.

Burada sorulacak soru ise değişmiyor. Bu projeler Kenya’ya ne bırakacak? Yerel üretim güçlenecek mi? Gençler iş bulacak mı? Bilgi ve teknoloji ülkede kalacak mı? 

Eğer bu sorular cevapsız kalırsa, iyi başlayan bir ortaklık dili birkaç yıl içinde yeni bir bağımlılık tartışmasına dönüşebilir.


Eski hafıza yeni cümlelerle silinir mi?

Macron, uzun süredir Fransa’nın Afrika’daki eski döneminde yaptıklarıyla arasına mesafe koyduğunu göstermeye çalışıyor. Gençlerle buluşuyor, sivil toplumu öne çıkarıyor, girişimcilikten söz ediyor, yatırım ortaklığını anlatıyor. 

Buna rağmen Afrika’da Fransa denildiğinde birçok zihinde hâlâ üsler, darbeler, para sistemi tartışmaları ve yukarıdan konuşan diplomatik bir ton canlanıyor. Yani, Fransa’nın kıtada bıraktığı hafıza oldukça kötü ve bu kolay kolay unutulacağa benzemiyor. 

Bu nedenle Nairobi hamlesinin bir açılım olduğu kadar itibar onarma çabası olduğunu da ifade edelim. Fransa Sahel’de reddedildiği bir dönemde kıtanın başka yerlerinde “ben hâlâ buradayım, ama başka bir dille konuşuyorum” demek istiyor. Güzel bir cümle gibi görünse de, güven zirve konuşmalarıyla kazanılmıyor.

Güven, imzalanan projelerin sonunda kimin kazandığıyla belirlenir. Kriz anında kimin yanında durulduğuyla belirlenir. Afrikalı ortakların karar alma sürecine ne kadar saygı duyulduğuyla ölçülür. Paris eski refleksleri yeni kelimelerin arasına saklarsa, Nairobi açılımı kısa sürede kendi sınavıyla karşı karşıya kalacaktır.

Kenya da bu oyunu iyi bilen bir ülke. Batı ile yakın ilişki kurarken Çin altyapısından da iyi şekilde yararlanıyor. Körfez sermayesiyle temas halinde. Bölgesel krizlerde diplomatik ağırlık yaratmaya çalışıyor. Geçmişte büyük altyapı projelerinde Fransız şirketleriyle yapılan hesapların değişip Çinli firmalara yönelinmesi de Nairobi’nin gerektiğinde ekonomik çıkarı siyasi nezaketin önüne koyduğunu göstermişti.

Bana kalırsa, Afrika başkentleri artık “kim dostumuz?” sorusundan çok “kim bize en somut kazanımı en makul şartlarla sağlar?” sorusuna bakıyor. Bu değişim Fransa için kolay alışılacak bir durum olmayabilir. Çünkü eski alışkanlık, Afrika’yı çoğu zaman dinlenecek bir ortak yerine, yön verilecek bir alan gibi görüyordu.


Yeni rekabetin adı kalkınma diplomasisi

Bugün Afrika’da büyük güç rekabeti yavaş yavaş başka bir dile kayıyor. Askerî üsler hâlâ var, güvenlik anlaşmaları hâlâ önem taşıyor. Buna rağmen enerji şebekesi, yapay zekâ, sağlık altyapısı, tarım teknolojileri, limanlar ve maden zincirleri artık siyasi nüfuzun ana kanallarından biri haline geldi.

Bu değişim Afrika için önemli ve ciddi bir fırsat yaratıyor. Kıta ülkeleri farklı ortakları birbiriyle yarıştırabiliyor, kredi koşullarını tartışabiliyor, yatırımın kendi kalkınma planlarına uymasını isteyebiliyor. 

Ancak risk de burada başlıyor. Yanlış kredi anlaşmaları, dış teknolojiye aşırı bağımlılık ve yerel sanayinin zayıf kalması kalkınma adı altında yeni kırılganlıklar yaratabilir.

Fransa’nın Nairobi’deki sınavı bu yüzden yalnızca imaj yenilemekle sınırlı kalmayacak. Paris, Afrika’nın genç nüfusunu tüketici ve ucuz işgücü olarak mı görecek, yoksa üretici ve karar verici bir güç olarak mı kabul edecek? İşte bu ayrım, Macron’un Kenya ziyaretinin birkaç yıl sonra nasıl hatırlanacağını da belirleyebilir.

Sahel deneyimi Fransa’ya önemli bir ders vermiş olmalı. Afrika’da, toplumların rızası olmadan güvenlik de kalkınma da uzun süre sürdürülemiyor. Askerî varlık geri çekildikten sonra yatırım diplomasisi sahneye çıkabilir. Yatırım eski hiyerarşinin yeni ambalajı gibi hissedilirse, tepki başka kelimelerle geri döner.

Nairobi’den verilen fotoğraf güçlü görünebilir. Macron, Ruto ve iş dünyası aynı karede yeni bir ortaklık mesajı verebilir. Ama gerçek ölçü fotoğrafın kalabalığı olmayacak. Birkaç yıl sonra Kenya’da gençlerin, girişimcilerin, çiftçilerin ve işçilerin bu ortaklıktan ne kazandığına bakılacak.

Eğer Fransa Kenya’da yerel ihtiyaçları ciddiye alan, eşitlik hissi veren ve somut sonuç üreten bir ilişki kurabilirse Nairobi Paris için yeni bir kapıya dönüşebilir. Aksi halde bu ziyaret, Sahel’den çıkan Fransa’nın Doğu Afrika kıyısında verdiği kısa bir diplomatik mola olarak kalır. Fransa’nın Afrika’daki geleceği, artık nereye indiğinden çok, indiği yerde nasıl konuştuğuna bağlı olacak. Sahel bu dersi ağır bir bedelle öğretti. Nairobi'de aynı dersin tekrar alınmaması için geriye somut bir seçenek kalıyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU