Halkçı eğitim düşüncesini canlandırma olanakları

Zeki Sarıhan Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Zeki Sarıhan

Bir süredir yeniden halkçı eğitim düşüncesinin örgütlenmesi ve toplumu ve siyaseti etkileyen bir güç olabilmesi için denemeler yazıyorum. 27 Nisan günü "Halkçı Eğitim Mücadelesi Zorunluluktur", 27 Nisan'da ise "Halkçı Eğitimin Kaynakları" yazılarımı paylaştım.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Doğrudan halkçı eğitimi savunacak bir örgütlenme düşüncesi, Ulusal Eğitim Derneği'nin Aralık 2019'da yapılan kongresinde, taşımalı üyeler nedeniyle derneğin Vatan Partililerin eline geçmesi nedeniyle dernekten istifa edenler tarafından ortaya atıldı. Yaptığım çağrıya yanıt veren bir grupla iki toplantı yaptık. Örgütlenmenin adının Halkçı Eğitim Girişimi olmasını önerdim. Kabul edildi. Beş kişilik bir geçici yönetim de oluşturduk.

Ancak girişimi daha geniş bir tabana oturtmak gerekirdi. Yaptığım çağrıya uyan 40 kişi Fatsalılar Kültür Derneği'nde bir araya geldik. Hazırladığım "Girişimin Esasları" ve "Halkçı Eğitimden Ne Anlıyoruz?" metinleri oy birliğiyle kabul edildi ve yönetim kuruluna aday gösterdiğimiz beş kişinin yanına iki kişi daha seçildi. 19 Ocak 2020'de bu gelişmeleri "Halkçı Eğitim Girişimi Kuruldu" başlıklı yazı ile paylaştım.


Girişimden neden ayrıldım?

22 Ocak 2020'de Ankara Emekli Öğretmenler Derneği'nde yedi kişiden altımız ilk toplantımızı yaptık. Unvanından ötürü profesör bir arkadaşın başkan olmasını önerdim. Bana da girişimin sözcüsü olmamı önerdiler. Fakat o sırada girişimin amaçları arasına "Atatürkçülük"ün de eklenmesini isteyenler oldu. Bunu laik eğitim için istiyorlarsa "Girişim"in amaçları arasında bunun bulunduğunu, dahası çocuk hakları konusunda uluslararası anlaşmalara da yer verildiğini anlattım. Bu sırada toplantıda bulunanlardan birinin "Yoksa sen Hadepli misin?" diye laf atması, benim, kurulmasında öncülük yaptığım bu girişimde özgün kişiliğimle bulunamayacağımın işaretiydi. Belli ki "Atatürkçülük" beylik lafı ile halk kitlelerinin arasına kama sokulacak ve bayağı bir milliyetçilik yapılacaktı.

"Burada bana yer olamadığı anlaşıldı" diyerek usulca kalktım ve oradan ayrıldım. 26 Ocak 2020'de "Halkçı Eğitim Girişiminden Neden Ayrıldım?" başlıklı yazımla durumu okuyucularıma da anlattım. Toplantıya gelememiş olan yönetim kurulu üyesi, ayrılmakla doğru hareket ettiğimi, sayman seçilen arkadaş da girişimden umudu olmadığını söyledi.

O tarihten beri adını koyduğum "halkçı eğitim" girişiminin adı zaman zaman sosyal medyada görülüyor. Aralarına "Atatürk, öğretmen maaşları milletvekili maaşlarından düşük olmasın dedi" ya da "Köy Enstitülerini Kinyas Kartal kapattırdı" gibi hurafelere inanan, başkalarını da yanlarına alarak daha çok basından seçtikleri kesikleri yayınlayarak Atatürkçü eğitime hizmet ettiklerini düşünüyorlar.

Halkçı eğitimin yarası ise çok daha derindedir ve konuyla ilgili ilk yazımda da anlattığım gibi her şeyden önce çocuklar arasındaki eğitim eşitsizliğinin giderilmesi, özel okulların yerini devlet okullarının alması, çocuğun anadilini öğrenmeden yoksun bırakılmaması, yabancı dille eğitime son verilmesi gibi Türk burjuvazisinin yanaşmadığı radikal önlemleri gerektiriyor.

Öğretmen Dünyası, Ulusal Eğitim Derneği, Eğitim Hakkını Savunma Komitesi gibi oluşumların başarısı, devrimci-halkçı bir önderliğe sahip olmasından kaynaklanıyordu. Bu önderlik ortadan kalkınca ne olacağının kanıtı, Ulusal Eğitim Derneği'nin başına gelendir. Derneği ilgisiz birkaç kişiyi üye yaparak çoğunluğa dayanarak ele geçirenler, pandemiyi de bahane ederek onu atıl bırakmışlar, eşyasını Vatan Partisi'ne dağıtmışlar, raflar dolusu kitabını ise yok etmişlerdir.

Kapatma gündemiyle topladıkları son kongrede derneğin merkezi İzmir'e alınarak kapanmadan kurtulmuştur. Halkçı Eğitim Girişimi ise kimsede bir heyecan yaratamamış, hiçbir yeni düşünce geliştirememiştir. Bunun için de açıktır ki emekçi sınıfların ideolojisini benimsemiş ve yaratıcı bir dünya görüşüne sahip olmak gerekir. Böyle bir önderlikten yoksun olan girişimler de eğitime ve topluma çeşitli biçimlerde hizmet edebilirler, ancak bu "yetim kalan" halkçı eğitim düşüncesini canlandırmaya ve halk arasında etkili bir biçimde yayılmaya hizmet etmez.

Bir süredir halkçı eğitim konusunda yazmamın nedeni, bu konuda bir vakıf kurulmasına hazırlık içindir. Bu yazılardan önce kendime en yakın bildiğim, birkaçı yakın akraba olan 31 kişiye "Bir Hayalim Var Çocuklar" başlıklı bir yazı ileterek bu konudaki görüşlerini 15 gün içinde bana iletmelerini rica ettim.

Çok azı konuyla ilgilendi. İlgilenen birkaç arkadaş, fikriyatın oluşması ve vakfın kuruluşunda yardımcı olacaklarını ama yönetici olarak görev alamayacaklarını bildirdiler. Buna rağmen şevkim kırılmadı. Örgütçülük deneyimlerim bana, her şeyin birdenbire olamayacağını, doğrularda diretmek ve cesur olmak gerektiğini öğretti. Ancak sırası gelmemiş işler başarılamaz.

82 yaşındayım. Bir kuruluşun başında eylemli olarak bulunmak için ileri bir yaş. Bunun yerine bir vakıf kuruluşuna yetecek kadar birikimimi bu işin emrine vereceğimi bildiriyorum. Konu ile ilgili yazımı artık herkese açmanın sırası geldi. (11 Mayıs 2026)


Bir hayalim var çocuklar

Bir hayalim var çocuklar,

Şöyle Ankara'nın merkezî bir semtinde genişçe bir daire. Kapısında Halkçı Eğitim Vakfı yazıyor. Her gün oraya onlarca insan uğruyor. Vakfın sekreteri onları güler yüzle karşılıyor ve vakıf başkanının odasına alıyor.

Vakıfta haftalık konferanslar veriliyor. Ankara'nın çeşitli konularında uzman olarak tanınan kişileri aydınlatıcı konuşmalar yapıyor, sonra konu hakkında tartışma açılıyor.

Vakfın amacı, günümüzde sahipsiz kalan halkçı eğitim konusunda gerçekleri gün yüzüne çıkarmak, bunları bütün ülkeye duyurmak ve halkın eğitim hakkını toplum ve devlet kurumları nezdinde kararlılıkla savunmak. Bunlar konusunda yayınlar yapmak, imza kampanyaları düzenlemek, afişler çıkarmak.

Halkçı eğitimin alanı: Eğitimde fırsat eşitsizliği, özel okullar ve paralı eğitimin yıldan yıla artması, bölgeler ve semtler arasında eğitim imkânları arasındaki farklar, en "seçkin" okullarda anadilinin bir yana bırakılarak yabancı dilde eğitim yapmak gibi sömürgeciye teslim olmak, eğitim hakkı konusunda uluslararası sözleşmelerin bir yana atılması…

Halkçı Eğitim bugün sahipsiz durumdadır. Eğitim sendikaları, asıl çalışmalarını doğal olarak öğretmenlerin özlük haklarına hasretmiş durumdalar. Bir de Bakanlığın eğitimi dincileştirme çabalarına karşı bir-ikisi laik eğitim için seslerini çıkarıyorlar.

Öğretmen Dünyası, Eğitim Hakkını Savunma Komitesi, Ulusal Eğitim Derneği gibi kuruluşlar, 1980 darbesinin yarattığı olumsuz koşullarda, Avrupa Birliği'ne girme süreci diye sözüm ona liberalleşme dönemlerinde bile Halkçı Eğitim düşüncesini kararlılıkla savunmuştu. Derneğin son yöneticileri, pandemi döneminde kirayı bile karşılayamıyoruz diyerek Ulusal Eğitim Derneği'nin kapatılmasını gündeme getirdiler. Derneğin demirbaşlarını, kitaplarını yağmaladılar. Dernek kapanmadı ve son kongrede genel merkezini İzmir'e taşıma kararı aldı.

Yaptığım çağrı üzerine bir grup eğitimci-öğretmen bir araya gelerek Halkçı Eğitim Girişimi'ni kurduk ve onun amaç ve işleyişini tartışarak kabul ettik. Daha ilk toplantılarda bu kadro ile etkili bir halkçı eğitim mücadelesi verilemeyeceğini anlayarak kurulması için öncülük yaptığım bu girişimden ayrıldım. Kurulma ve ayrılma süreçlerini okurlarla paylaştım. Nitekim zaman beni haklı çıkardı.

Halkçı Eğitim düşüncesini yaymak ve başarıya ulaştırmak için alelade burjuva ideolojisinden koparak emekçilerin dünya görüşüne mensup olmak gerekir. Bazı eğitim çevrelerinin eğitim mücadelesi ise neredeyse laik eğitimle sınırlı.

Halkçı eğitim düşüncesini siyasetin ve toplumun gündemine getirmek için hem cesur, hem kararlı, hem de düzgün bir çalışma sistemine sahip olmak gerekir. Bir ekip çalışmasıyla mesafe alacak kadrolar, demokrasinin de en ileri örneğini vakıf çalışmaları sırasında verebilir.

Öğretmen Dünyası ve Ulusal Eğitim Derneği deneyimleri, bu konularda ilham verecek örneklerle doludur.

Bu vakıf, TÖB-DER döneminden beri biriktirilen bazı belgelere, ciltler dolusu notlara, yazışmalara, dergi koleksiyonlarını da koruyacak ve araştırmacıların yararına sunacaktır.


Nasıl kurulacak?

Yaşım 82. Ömrümün sonbaharının sonlarına gelmiş olmanın bilinciyle benden kalacak olanları emin ellere bırakmak ve halkçı eğitim mücadelesini yeniden canlandırılması amacıyla bu vakfın kuruluş sermayesini karşılamaya hazırım. Şimdi onu kuracak ve yaşatacak olan yiğitlerin bir araya gelip harekete geçmesine sıra gelmiştir.

Bu metin, konuyla ilgileneceğini sandığım, bir kısmı akraba 30 arkadaşa gönderilmektedir. Hepsinden de cevap beklerim. (Daire daha sonra genişletilebilir.) Düşünceyi nasıl karşılamışlardır? Tamamlayıcı görüşleri var mıdır ve kendisi bu işin neresinde bulunacaktır?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU