Yakın tarihi, bölgemizdeki gelişmeleri, ABD ile Kürtlerin ilişkisi merkezli bir anlatımla ele alacağım. Suriye’deki SDG Terör yapılarından 2026 İran Savaşı’ndaki KCK-PKK-PJAK-SDG birleşik operasyon planına bakacağım. Gündemdeki Kürt meselesine bütüncül yaklaşarak, ABD’nin Suriye ve İran’daki Kürt politikası ile Trump’ın açık tepkisi yönüyle analizini yapacağım.
Savaşlar ve aktörler
ABD’nin Orta Doğu’daki Kürt bölgesiyle ilgili politikası Soğuk Savaş öncesinde Irak-İran Savaşı (1980-1988) zamanında büyük ölçüde şekillenmişti. Soğuk Savaş sonrasında ise ABD’nin Irak, Saddam ve Körfez ile iki kez savaşı oldu (Birinci Körfez Savaşı 1990-1991 ve İkinci Irak Savaşı 2003-2011). Zaman, baba George Bush ile başladı sonra devam etti.
Bu savaşlar ve sonrasında Kürtlere ABD tarafından bölge yapılanmasında rol verildi. Irak’ı fiilen üçe bölen anayasa 2005’te yazıldı. Çekiş Güç’ün “36. Paralel” ayrımı daha sonra bir anayasal ayrıma dönüşecek planlı faaliyetti. Buna göre Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, Barzan Aşireti (KDP) yönetimine verildi. Diğer aşiret reisi Celal Talabani (KYB) ise anayasa gereği ve tayinle Irak Cumhurbaşkanı oldu (2005-2014).
Oğul George W. Bush zamanı (2001-2009) 11 Eylül 2001 ile başlayan ve hemen “küresel İslami teröre savaş” ilan edilen sonra Afganistan Savaşı’nın başlatıldığı dönem. Burada El-Kaide’den tutunuz, daha sonra Doğu Akdeniz sahillerine, hatta küresel çapta yayılan birçok terör örgütü görülecekti. En sonlarda Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve onunla savaşta ABD’nin projeleri görüldü.
Bu projelerin uygulama safhasında Barrack Obama (2009-2017) dönemi var. Obama’dan beri adı belirginleşen açıkça yeni bir savaş yapıldı: Vekâlet Savaşı. Bölge bu süreçlerle bugüne geldi.
Donald Trump’ın 45. Başkanlığı (2017-2021) ve 47. Başkanlığı (2025-) ayrı anlamlar taşısa da ABD politika ve projeleri değişmedi; bölge, içindekilerle birlikte şekillendirilecek ve hem petrol hem de ticaret yolları üzerinde hegemonya kurulacaktı. Trump’ın başkanlığı arasında Joe Biden dönemi var. Bu süreçlerde 2010’da başlayan Arap Baharı’nı ve 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı denen dönemi de not edelim.
En son nereye geldik dersiniz? Trump’ın 2025’te el sıkıştığı Suriye geçici devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve 28 Şubat 2026’da İsrail ile birlikte bir saldırıyla başlatılan ve devam etmekte olan savaşta İran’da ayaklanma çıkarmak için Kürlerle işbirliği yapılmak istenmesi. Trump’ın bizzat bölgedeki Kürtleri araması bir yana, bu belli zaten, ama esasında İran’daki plana uygun bir altyapı çalışmasının olduğu da görülmelidir.
Çift kullanım
PKK’dan başlayan en son 2026 İran Savaşı’nda kendinden daha fazla beklentiye girilen PJAK öyküsü bize şunu gösterir: Projeler gereği, maaş bağlanan, anlaşma yapılan, eline silah verilen, eğitime alınan Kürtler ABD’nin vekiliydiler, buna zaman zaman ortak ve müttefik gibi isimler verdiler. Bu çerçevede projeye dahil edilen Kürtlere “vekil” (proxy) denmektedir.
Sadece terörizm değil, siyasal da bakılmalıdır; PKK terör örgütü ve 2005 yılında Kandil’de yaptıkları Kongragel sonucu süreçler iyi izlenmelidir; kim kimdir ve nedir, kime nasıl hizmet etmiştir, bu bakış açısıyla görülebilir. Bütün bu süreçlerde geçen ve bir proje halinde gelişimi temin ve tesis edilen aktörlere bütün bakılırsa şunlardır:
- KDP ve KYB gibi meşru yapılar,
- Irak, Suriye, Türkiye ve İran’da (meşru veya gayrimeşru) siyaset yapanlar ve
- PKK, YPG ve PJAK gibi terörist gruplar var.
Konu terör ise anlatımı ve anlaşılması daha kolay. Ama “çift kullanımlı” olan unsurlar ve aktörler hakkında kafa karışıklığı olduğu bilinmektedir. Çift kullanımlı demek, terör ve terör dışı veya meşru ve gayrimeşru ama aslen bir bütün içindeler. O zaman proje sahiplerince yereldekilere sonuç şöyle ifade edilir: Seç birini! Seçim yapılır ve beklentiler ile uygulanan yöntemler buna göre sürdürülür.
Suriye uygulaması
Vekilleri doğrudan besleyerek, eğiterek, donatarak ve sonra şartlar oluşursa bunlara veya bir kısmına uluslararası meşruiyet vererek kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak, Washington’un bir bölgesel operasyon yöntemiydi.
Bu strateji, Suriye’de IŞİD’le mücadele düşüncesi altında PKK/KCK’nın Suriye kolu YPG uzantılı Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) 2015’ten 2026’ya kadar uygulanmıştı. Amaç, IŞİD’le mücadele gibi gösterilse de aslen Suriye’de ayrı bir terör devleti kurmak, bölgeyi bölmek ve ABD’nin vekil aktörünü kalıcı hale getirmekti.
ABD’nin bu Kürt vekillerle ilişkisi, uzun yıllardır stratejik bir denge oyununa dönüşmüştü. Ancak 2025-2026 yıllarında yaşanan hızlı gelişmeler, bu ilişkinin ne kadar kırılgan ve çıkar odaklı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Suriye’de yıllarca terör örgütü bağlantılı yapıları “müttefik” ilan eden, onlara milyonlarca dolarlık silah, eğitim ve bütçe desteği sağlayan Washington, bir anda politika değiştirdi. İran’da ise rejim karşıtı bir ayaklanma için Kürtleri silahlandıran ABD, aynı grupların “sözünde durmadığını” açıkça dile getirdi.
Peki bu süreçte neler yaşandı ve Trump’ın açıklamaları neyi işaret ediyor?
2015’ten 2026’ya kadar ABD, Suriye’de IŞİD’le mücadele adı altında YPG/SDG’ye yıllık milyonlarla ifade edilen doları (resmî bütçelerde 130-156 milyon dolar arası kaydedilen) doğrudan destek verdi. Bu destek sadece para değil; ağır silahlar, eğitim kampları ve hatta bazı YPG’li teröristleri uluslararası diplomaside “general” unvanıyla tanıştırılmasına kadar uzandı. Trump’ın ilk başkanlık döneminde (2019), “IŞİD bitti” dediği ortadaydı. ABD & SDG ilişkisi, 2025’te Trump’ın ikinci döneminde yeniden gündeme geldi. Ancak bu kez odak İsrail merkezli bir Orta Doğu politikasıydı.
Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesiyle Ahmet eş-Şara Suriye’nin geçiş dönemi başkanı oldu. Trump işbaşına geçince, Şara ile görüşüp el sıkıştı ve onu “güçlü adam, zor adam ama Suriye’yi birleştiriyor” diye övdü. ABD, SDG’nin merkezî Suriye yönetimine entegrasyonunu teşvik etti.
Ocak 2026’da Suriye ordusu kuzeydoğu bölgelerde (Rakka, Deyr ez-Zor başta olmak üzere) SDG kontrolündeki alanlara operasyon başlattı. SDG içindeki bazı gruplar Şara yönetimine dahil edilirken, PKK/KCK bağlantılı “Kandil akımı” terör kadroları Suriye’den taşınıp Irak’ın Kandil dağlarına kaydırıldı. ABD’nin yıllarca eğittiği, donattığı ve “müttefik” ilan ettiği terör unsurlarının bir kısmı merkezî yönetime teslim edildi, bir kısmı ise hâlâ ortada dolaşıyordu. Kandil’dekilerin bir kısmı PJAK yanında ABD emrinde yine vekalet savaşına dahildiler. Plan buydu.
Bu plana giden yol kendini gösteriyordu. Trump, Ocak 2026’da Şara ile telefon görüşmesinde “Kürt halkının haklarının Suriye devleti çatısı altında korunmasını” vurgularken, aynı zamanda “Suriye’nin birliği ve bağımsızlığını” ön plana çıkardı.
Trump’ın açıklamaları netti:
Kürtleri seviyorum ama… onlara muazzam miktarda para ödedik, petrol ve başka şeyler verdik. Onlar bunu kendileri için yapıyordu, bizim için değil.
Başka bir konuşmasında da “Kürtler ve Suriye hükümeti yıllardır doğal düşman ama biz ikisiyle de anlaşıyoruz ve Kürtleri korumaya çalışıyoruz” dedi.
ABD’nin mesajı açıktı: Artık SDG’ye ayrıcalıklı destek yoktu. Kürtler, Şara yönetiminin “merkezî otoritesi” altına girecekti. Ellerindeki ağır silahlar, para ve ayrılan koltuklar bir anda “geçmişte kaldı”. Bazı yorumculara göre bu, ABD’nin yıllardır beslediği yapıları “kullan-at” mantığıyla terk etmesiydi.
İran uygulaması
2026 İran Savaşı’yla birlikte senaryo daha da karmaşıklaştı. Savaş başladığı gün Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi ve bunun sonrasında İran’da iç karışıklık ve ayaklanma planları devreye girdi.
ABD, aynı terör ağını bu kez İran’a karşı vekâlet aracı olarak yeniden devreye soktu. Irak’taki Kürt gruplar (özellikle Talabani ailesi) ile İran’daki KCK/PJAK terör örgütü (KCK/PKK’nin İran kolu) hedeflendi. PJAK’ın KCK şemsiyesi altında PKK ile organik bağının olduğu, ortak komuta ve lojistik yapısının herkesçe bilindiği bir gerçektir.
Bir not: Kandil Dağı’nın bir kısmı İran’da diğer kısmı Irak içinde kalır. PKK/KCK kampları Irak’ın Talabani bölgesi kabul edilen Süleymaniye vilayetindedir. PJAK Irak’a Talabani bölgesi sınırlarından girip çıkar. Yani İran sınırında kilit nokta Talabani’nin elindedir.
SDG içindeki PKK/KCK kadroları, Kandil’deki PKK yapılanması ve PJAK, KCK şemsiyesi altında birleştirilerek “eli silahlı, eğitimli terör gücü” olarak İran’ın batısında iç karışıklığı fiilen başlatacak, Devrim Muhafızları’nı bölerek özerk bir terör yapısının tohumlarını atacaktı.
Trump’ın Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile yaptığı doğrudan görüşmelerde bu koordinasyon masaya yatırıldı. CIA’nın silah, cephane ve istihbarat desteğiyle İran Kürtleri üzerinden protestoculara silah sevkiyatı yapıldı. Talabani’nin İran Kürtleriyle yıllardır süren içli-dışlı ilişkisi (bazı ortak faaliyetlerin Türkiye aleyhine olduğu da bilinen bir vakadır) bu vekâlet planının en kritik halkalarından biriydi.
ABD ve İsrail’in desteklediği bu planda;
- Irak’taki Barzani ve Talabani’ye bağlı Kürtler (bunların Irak anayasası çerçevesinde yerleri ve uluslararası tanınırlıkları var),
- Kandil’deki KCK/PKK terör baronları (bunlar Türkiye’deki terörist başı Abdullah Öcalan ile PKK’nın tasfiyesi bağlamında anlaşma yaptılar, fiiliyatı nasıl olacak diye beklenmekteydi),
- İran’daki Kürt gruplar (başta KCK bağlısı PJAK) ve
- Suriye’de işi bittiği açıklanan SDG (ki bunlar da KCK bağlısı YPG’den oluşur), kilit rol oynayacaktı.
Planın amacı çok açıktı: Suriye’deki SDG terör kalıntılarını, Kandil’deki PKK/KCK yapısını ve PJAK’ı tek bir KCK çatısı altında birleştirerek, İran’da vekâlet savaşı yürütmek. ABD, terör örgütlerini hem Suriye’de hem de İran’da aynı anda vekil olarak kullanacaktı. Ancak plan çöktü. İran misilleme saldırılarıyla karşılık verdi, koordinasyon sağlanamadı. Belki de korkuldu!
Amaç, İran Kürtlerinin ayaklanmasıyla iç savaşı tetiklemek ve rejimi zayıflatmaktı. Ancak plan tutmadı. İran, Irak Kürdistanı’na füze ve drone saldırıları düzenledi; Kürt gruplar arasında koordinasyon sağlanamadı.
Trump’ın tepkisi sert oldu. Mayıs 2026’da açıkça şöyle dedi:
Kürtler üzerinden protestoculara silah gönderdik, çok miktarda. Ama Kürtler silahları teslim etmedi. Silahları kendileri aldı sanırım… Teslimattan memnun değilim. Kürtlerle olanlardan memnun değilim. Silahları teslim etmediler.
Başka bir açıklamasında, “O silahlar halka ulaşacaktı ki onlar da bu canilere karşı savaşsın. Ama gönderilenler silahları kendilerine sakladı. ‘Ne güzel silah, bunu alayım’ dediler. Bu yüzden belirli bir gruba çok kızgınım ve bunun bedelini ödeyecekler” ifadelerini kullandı.
Barzani çizgisi görece ayrı tutulsa da Talabani’nin İran Kürtleriyle uzun yıllara dayanan yakın ilişkisi ABD tarafından da biliniyordu. Yine de Washington, aynı gruplara hem Suriye’de hem İran’da “güven” yatırımı yaptı ve sonuç alamadı.
Sonuç
Suriye’de SDG’nin merkezî yönetime bağlanması ve İran’da ayaklanma girişiminin başarısızlığı, Kürtler ve Kürtçülük politikası yapanlar için en büyük kırılma noktalarından biri oldu. Trump’ın “silahları geri de vermediler” ve “bizi aldattılar” yönündeki sözleri, resmî kayıtlarda yerini aldı.
Kürt gruplar açısından ise “ABD bize istediğimizi vermedi, biz de onlara vermedik” diye özetlenebilecek bir “karşılıklı aldatmaca” algısı var. Ancak uluslararası ilişkilerde “oldu bitti” ile iş bitmiyor. Silah ciddi konudur. Silah verilen bir aktör ya o silahı kullanır ya da geri alınır; ortada kalan ne güvenlik ne de istikrar vaat eder.
Bu mesele, gündeme yeterince getirilmese de yakın tarihin en çarpıcı “kullan-at” hikâyelerinden biri olarak hafızalarda kalacak. ABD’nin bölgesel aktör yaratma hayali hem Suriye’de hem İran’da tersine döndü. Kürtler ise bir kez daha “stratejik ortak” olmaktan ziyade “geçici araç” muamelesi gördüklerini tecrübe etti. Trump’ın öfkesi ve Şara ile kurduğu yeni ittifak, Orta Doğu’da dengelerin nasıl hızla değişebileceğinin somut kanıtı.
ABD terör örgütlerini vekil olarak kullanmış, terör örgütleri de ABD’yi kendi çıkarları için kullanmıştır. Ortaya çıkan tek şey ise kan, istikrarsızlık ve yeni vekâlet savaşlarıdır. Tarih, bu tür kirli oyunların bedelini hep en ağır şekilde ödetir.
Bu olaylar, “güven” kelimesinin jeopolitikada ne kadar göreceli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. 2026 İran Savaşı’na kadar uzanan bu vekâlet zinciri, terörün nasıl bir araç olarak görüldüğünü bir kez daha kanıtlamıştır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish