Jeopolitik paradoks: Lula ve Trump arasındaki gri alan diplomasisi

Umut Berhan Şen Independent Türkçe için yazdı

Geçtiğimiz gün Brezilya devlet başkanı Lula da Silva ile ABD başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen o kapalı kapılar ardındaki temas, sadece iki liderin şahsi siyasi geleceğini değil, 21'inci yüzyılın yeniden şekillenen küresel jeopolitik mimarisini ve modern devlet dinamiklerini anlamak açısından hayati bir laboratuvar niteliği taşıyor.

İlk bakışta ideolojik spektrumun taban tabana zıt uçlarında yer alan bu iki figürün aynı masada buluşması, kamuoyuna yansıyan retorik savaşlarının ardında aslında ne denli soğukkanlı ve rasyonel bir reelpolitik sürecin işlediğini kanıtlar nitelikte. Küresel güç dengeleri, artık romantik ittifaklarla veya katı ideolojik bloklarla değil, ulusal çıkarların maksimize edildiği geçici mutabakatlar ve “gri alan” diplomasisiyle belirleniyor.

Brezilya, Güney Amerika’nın ekonomik ve siyasi devi olarak, hem BRICS içerisindeki merkez rolünü korumak hem de Washington ile olan hayati ticaret bağlarını koparmamak gibi bıçak sırtı bir dengeyi yönetmek zorunda.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Aslında, Lula’nın Trump ile bir araya gelmesi, Brezilya dış politikasının “aktif ve bağımsız” karakterinin bir gereği. Bilindiği üzere Brezilya, son yıllarda özellikle Avrasya hattında Çin ile derinleşen bir stratejik ortaklık kurarak, Ankara-Pekin hattındaki yeni ekonomik koridorlara benzer şekilde kendi bölgesel nüfuz alanını genişletmeyi başardı.

Ancak Trump’ın “Önce Amerika” vizyonuyla yeniden şekillendirmek istediği korumacı ticaret düzeni, Brezilya’nın tarım ve sanayi ihracatı için doğrudan bir tehdit oluşturuyor.

Trump’ın daha önce Brezilya ürünlerine yönelik getirdiği gümrük tarifeleri ve doların rezerv para birimi olarak konumuna yönelik her türlü alternatife karşı sergilediği sert tavır, Lula’yı bu kapalı kapılar ardındaki görüşmeye iten temel motivasyon. Burada mesele, bir sevgi veya nefret ilişkisi değil; devletin bekası ve ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği için gerekli olan asgari müştereklerin aranması.

Güvenlik ve istihbarat stratejileri bağlamında ele alındığında, bu görüşme aynı zamanda Latin Amerika’daki istihbari rekabetin ve savunma sanayii iş birliklerinin geleceği açısından da kritik ipuçları barındırıyor. Trump’ın Latin Amerika’yı Çin’in artan ekonomik ve teknolojik nüfuzuna karşı bir “bariyer” olarak kullanma isteği, Brezilya gibi oyun kurucu bir aktörü yanına çekmesini zorunlu kılıyor.

Öte yandan Lula, Brezilya’nın teknolojik bağımsızlığını ve savunma kapasitesini artırmak adına hem Batı ile hem de Doğu ile eş zamanlı pazarlık yapabilecek kadar mahir bir diplomasi yürütmekte. Bu, tıpkı Türkiye’nin savunma sanayiinde yakaladığı o yerli ve milli ivme gibi, Brezilya’nın da kendi stratejik özerkliğini koruma çabasının bir yansıması.

Kapalı kapılar ardındaki o pazarlık masasında, muhtemelen sadece gümrük kotaları değil, aynı zamanda siber güvenlikten enerji jeopolitiğine kadar uzanan çok geniş bir ajanda  masaya konmuştur.

Bu temasın en önemli boyutlarından biri de küresel finans sistemindeki kırılmalardır. Lula’nın her fırsatta dile getirdiği “ticarette yerel para birimlerinin kullanımı” ve doların hegemonyasına karşı sunulan alternatifler, Trump’ın en hassas olduğu noktaların başında geliyor.

Ancak Trump, pragmatik bir iş adamı refleksiyle, Brezilya’nın bu arayışını tamamen ezmek yerine, onu Amerikan çıkarlarıyla uyumlu bir yörüngeye oturtmanın daha az maliyetli olacağını görmüş olabilir. Bu noktada, liderlerin kamuoyu önündeki sert çıkışlarının birer “stratejik oyalama” veya “pazarlık kozu” olduğunu, asıl kararların ise bu tür mahrem görüşmelerde verildiğini anlamak gerekir. Zira, modern devlet, duygularla değil, verilerle ve stratejik projeksiyonlarla yönetilir.

Nihayetinde, Lula ve Trump arasındaki bu görüşme, tek kutuplu dünya düzeninin yerini alan çok kutuplu düzensizlik içinde, aktörlerin ne denli esnek olabileceğini gösterdi. İster Ankara-Pekin hattındaki yeni Avrasya mutabakatı olsun, ister Brasília-Washington hattındaki bu gizemli temaslar, hepsinin temelinde yatan gerçek aynı: Ulusal çıkarlar, her türlü ideolojik önyargının üzerindedir.

Küresel güç dengeleri yeniden kurulurken, bu tür “imkansız” görünen buluşmalar aslında yeni normalin ta kendisidir. Brezilya’nın bu hamlesi, sadece bölgesel bir liderlik iddiası değil, aynı zamanda küresel sistemin anahtarlarından biri olma iradesidir.

Hiç kuşkusuz, Trump ve Lula’nın el sıkışması, dünyadaki güç kaymalarının ne denli hızlı ve öngörülemez olduğunu bir kez daha kanıtlayarak, jeopolitiğin o soğuk ve rasyonel yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.

Bu kapalı görüşme, sadece bir lider buluşmasını değil, yükselen modern devletlerin ve küresel güçlerin arasındaki o bitmek bilmeyen stratejik satrancın en önemli hamlelerinden birini kayda geçirdi.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU