Bir yandan faili meçhul cinayetlere yönelik yeni operasyonlar devam ederken öte yandan 12. Yargı Paketi hazırlıkları hummalı bir şekilde devam ediyor. Yargı paketinin içerisinde yer alması beklenen yeni düzenlemelere ait çeşitli duyumlar bakanlık koridorlarından yayılmaktayken hiç şüphesiz gözler kamuoyunda İBAN dolandırıcılığı olarak bilinen Türk Ceza Kanunu’nun 158'inci maddesinde yer alan nitelik dolandırıcılığa dönük düzenlemelerde olacaktır.
Teknolojinin gelişmesiyle beraber kapkaç, konut hırsızlığı ve yağma gibi suç türlerinin yerini dijital finans işlemlerine yönelik eylemler almıştır. Örneğin sahte sosyal medya ilanları, sahte mesajlar, gerçeği olmayan telefon aramaları ile ödemeye yönlendirme gibi yöntemler çok sık karşımıza çıkar olmuştur. Özellikle kendisini kamu görevlisi olarak tanıtan kişilerin çeşitli yönlendirmelerle mağdurları, yüklü miktarda zarara uğratması sık sık haberlere yansımaktadır.
Bununla beraber sosyal medya siteleri ve özellikle bazı platformlar kullanılarak sahte ev araba ilanları paylaşılarak birçok kişiyi ağlarına çeken kalabalık çetelere ait operasyonların da sürekli olarak yapıldığı görünmektedir. Her geçen gün sayısı artan mağdurlar yığınının olduğu bilinmektedir. Nitekim son veriler Türkiye’de 400 bine yakın kişinin bu suçun faili ya da mağduru olduğunu göstermektedir.
Bunun yanı sıra suç gelirlerinin aklanması, yasa dışı bahis ve terörizmin finansmanı gibi suçları işleyen kişilerin, tespit edilmemek ve elde ettikleri kazançların izini gizlemek amacıyla üçüncü şahıslara ait banka hesaplarından yararlandıkları da dikkat çeken önemli bir husustur. Bu sebeple bir tarafta suçun mağdurları açısından tablo oldukça vahimken diğer tarafta ise suçun müşterek faili yahut yardım edeni olarak nitelendirilen banka hesapları kullanılan kişilerin mağduriyeti de azımsanamayacak kadar büyük bir boyuttadır.
Nitekim suç örgütleri çoğu zaman ekonomik olarak kırılgan yapıda olan bireyleri yahut gençlerin hesaplarını kullanarak izlerini kaybettirmeye çalışmaktadır. Çoğu zaman bu kişiler bir suç faaliyetinin içerisinde olduğunu bilmemekte yahut eylemin hukuki sonuçlarını öngörememektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 157'nci maddesinde “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” denilerek suçun temel şekli için 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülürken 158'inci maddesinde yazımıza konu “f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,… İşlenmesi halinde, 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur” şeklinde suçun banka veya kredi kurumları aracılığıyla işlenmesi halini kanun koyucu nitelikli hal olarak değerlendirerek suçun alt sınırı ve üst sınırında artışa gitmiştir.
Bununla beraber aynı maddenin üçüncü fıkrasında “Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde yer alan hükmü uyarınca örgütle işlenmiş olduğu hallerde ceza bir kat artmaktadır.
Uygulamada İBAN’ınını kullandıran kişilerin TCK’nın 37. maddesinde yer alan “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur” hükmü gereğince ya müşterek fail ya da TCK’nın 39'uncu maddesinde yer alan “Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, 15 yıldan 20 yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza 8 yılı geçemez. (2)
Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaadetmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.” yardım etme hükümlerine göre ceza verildiği görülmektedir.
Ancak bu husus oldukça tartışmalı bir noktada kendini korumaktadır. Nitekim gerçekleşen dijital finansal işlemler ile cezai sorumluluk arasındaki ilişkinin ancak kişinin kastı ve kusuruyla kurulması gerekmektedir. Aksi halde ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan kusursuz suç olmaz ilkesi tahrip olacaktır.
Doktrinde de dolandırıcılık suçunun işlenmesinde faillerin kullanımına banka hesabını tahsis eden kişilerin, iştirakten sorumlu sayılabilmeleri için söz konusu hesabın suçta kullanılacağını bilmeleri ya da en azından bu ihtimali öngörüp kabullenmeleri gerektiği ifade edilmektedir (KOCA, ÜZÜLMEZ,2024).
Kişinin bir suç işlendiğini bilmeksizin hesabını kullandırması ancak 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 15'inci maddesinde yer alan “yükümlüler nezdinde veya aracılığıyla yapılacak kimlik tespitini gerektiren işlemlerde, kendi adına ve fakat başkası hesabına hareket eden kimse, bu işlemleri yapmadan önce kimin hesabına hareket ettiğini yükümlülere yazılı olarak bildirmediği takdirde altı aydan bir yıla kadar hapis veya beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılacaktır” hükmü gereğince cezalandırılmasına sebep olacaktır.
Yargılamalar incelendiğinde kasıt unsurunun varlığı hesapları kullanılanlarının; faillerle bir ilişkisinin varlığı, hesabına gelen parayı ATM’den kendisinin çekip çekmediği, elde edilen suç gelirinden pay alıp almadığı, hesabını kullandırtma süresinin uzun olup olmadığı, suçun mağduru ile iletişime geçen GSM hattı ile aralarında HTS kayıtlarının olup olmadığı ve geçmişinde bu suç tipine ait arşiv kaydının bulunup bulunmadığı hususlarının araştırıldığı görülmektedir.
Ancak önemle ifade etmek gerekir ki bu hususların varlığı tek başına suç işleme kastının bulunması için yeterli değildir. Nitekim karşılaşılan olaylarda hesabı kullanılan kişiler çoğu zaman bir iş ilanına başvurduğunu zannederek hesap bilgilerini paylaşabilmektedir. Bu durumda hesap sahiplerinin gelen paraların nereden geldiğini bilmeden patron çalışan ilişkisi olduğunu düşünerek talimat doğrultusunda hareket ettiği unutulmamalıdır.
Yargı kararları incelendiğinde üzerinde yeknesaklık bulunmayan bir başka hususun da hesabını kullandıran kişilerin müşterek fail mi yoksa yardım eden statüsünde mi değerlendirileceği hususu olduğu görülecektir. Nitekim bu iki husus yukarıda da ifade edildiği üzere kişinin alacağı cezada değişikliklere sebep olacaktır.
Örneğin Yargıtay. 6. Ceza Dairesi E. 2020/3389, K. 2021/84, T. 19.01.2021 tarihli kararında “hacker faile suç tarihinden bir gün önce 01.10.2006 tarihinde suçtan elde edilecek paranın bir kısmı kendisine bırakılmak üzere Garanti Bankası ... şubesindeki hesabına bağlı bankamatik kartını vererek suç sonrası müştekinin bloke koydurduğu hesabından kendisine bırakılan 940 TL’yi çekip hesabı kapatmak isteyen sanığın 04.10.2006 tarihinde banka şubesine gittiğinde banka görevlilerince ihbar sonrası yakalanması şeklindeki eylemlerinin, suçun işlenmesindeki rolü, suça olan katkısı, suçun işlenişi üzerinde kurduğu hakimiyet dikkate alındığında başından itibaren suç organizasyonunun içinde yer alması, kendi aralarında yaptıkları fonksiyonel iş bölümüne göre icrai haraketlerde bulunması ve suçun işlenmesi esnasında hesabın kullanılması zorunluluğu bulunması karşısında sanığın müşterek fail olduğu gözetilmeden TCK’nın 37/1. maddesi yerinde 39'uncu maddesinin uygulanması suretile eksik ceza tayini bozmayı gerektirmiş” şeklinde karar vererek müşterek fail olarak cezalandırılması gerektiğini ifade etmiştir.
Yargıtay’ın bir başka kararında ise Yargıtay. 15. Ceza Dairesinin E. 2017/36376, K. 2018/9968, T. 24.12.2018. tarihli kararında ise “bu şekilde sanığın temyize gelmeyen sanıklarla fikir ve eylem birliği içerisinde katılanı 103.000.TL dolandırdıklarının iddia edildiği olayda; bozma üzerine taraflar arasında uzlaştırma sağlanamadığından, dosya kapsamında toplanan delillere göre baştan beri sanıklar İzzet ve Muaz ile eylem birliği içinde hareket ettiği belirlenemeyen sanık ...'in hesap numaralarını kullandırmak suretiyle yardım eden sıfatıyla cezalandırılmasına ilişkin mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir…” yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğini ifade etmiştir.
Kanımca hesabını kullandıran kişilerin müşterek fail olarak değerlendirilmesi mümkün olmamalıdır.
Nitekim müşterek fail olabilmenin en önemli şartı suçun işlenilmesine katkı sağlamasından ziyade suçun varlığının meydana gelmesinde, karar almasında, planlarının yapılmasında ve icrai harekete başlatılması etki etmesi gerekmektedir. Bu sebeple yardım eden olarak değerlendirilmesi ceza hukuku normlarına uygun olacaktır.
Tartışılması gereken bir başka husus ise hesap sahiplerinin İBAN bilgilerini paylaşması halinde birçok dolandırıcılık suçunun oluşması halinde bu kişilerin gerçek içtima kuralları gereğince her bir suç için ayrı ayrı mı cezalandırılacağı yoksa fikri içtima hükümleri uyarınca tek bir suçtan cezalandırılıp cezanın artırılması yoluna gidileceğidir. Kanımca burada hesaplarını kullandıran kişiler açısından tek bir eylem söz konusudur. Bu sebeple hesaplarını kullandırtan kişiler açısında içtima hükümlerinin uygulanması daha doğru olacaktır. Ancak suçun somut olaya göre göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ez cümle kamuoyunda IBAN mağdurları olarak anılan kişilere yönelik yapılması planlanan düzenleme ceza hukukunun temel ilkeleri açısından dikkatle irdelenmelidir. Zira banka hesabını üçüncü kişilere kullandıran bireylerin, her somut olayda aynı ölçüde kusurlu kabul edilmesi, kusursuz ceza olmaz ilkesinin zedelenmesine yol açabilir.
Aksi halde, ekonomik veya sosyal nedenlerle hesaplarını başkalarına kullandıran ancak suç örgütlerinin işleyişine dair gerçek bir bilgiye sahip olmayan kişilerin ağır ceza yaptırımlarıyla karşı karşıya kalması, kişilerin hayatlarını çekilemez hale getireceği gibi toplumdaki adalet duygusunu da zedeleyebilecektir.
Bu bağlamda, düzenlemenin hem suçla etkin mücadeleyi zayıflatmayacak hem de masumiyet karinesini ve kusur sorumluluğunu koruyacak dengeli bir çerçevede kaleme alınması gerekmektedir. Ayrıca yalnızca cezai düzenlemeler değil toplumsal bilinçlendirme çalışmalarının yapılması ve banka işlemleri güvenliğinin güçlendirilmesi oldukça önemlidir.
Kaynakça:
Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan. Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler. 17. Baskı, Seçkin, Ankara 2024.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish