Türkiye her gün yeni bir dezenformasyon ile güne uyanıyor. Sosyal medyada her an tarım, gıda ve bilime dair yeni bir yalan haber yayınlanıyor. Paylaşım üzerinden bir boykot başlatılıp, konunun entelektüeller, vatanseverler, sağcılar, solcular herkes tarafından sahiplenilmesi sağlanıyor. Konuyu gündeme getirenler vatansever ilan edildikten hemen sonra takipçileri artıyor, kazançları ikiye üçe katlanıyor. Pek çok gıda şirketi durumdan payına düşeni yaşıyor.
Sadece gıda şirketleri değil, yapay zeka ile yazı yazan pek çok isim başkalarının uzmanlıklarını sorguluyor, polemik yaratıyor. Yalan, yanlış, bağlamından koparılmış onlarca bilgi X, Instagram ve LinkedIn gibi mecralarda yeni düşmanlık tohumları ekiyor.
Doğru söyleyeni sosyal mecralardan kovuyorlar
Sosyal mecralar çoğu zaman gerçeğe değil, kahramanlıklara, doğru olmayan bilgiye prim veriyor. Rasyoneli, gerçeği dile getirenler "sen de çok 'doğrucu Davut'sun'" zorbalığına maruz bırakılıyor.
Dezenformasyon sepeti rengârenk
Hobi bahçeleri konusunda da benzer durum yaşanıyor. Hobi bahçesi sahipleri mağdur edebiyatıyla kahraman ilan edilip, "hobi bahçesi yasal değildir, yıkılmalı" diyen akılcıları yeriyor. Toplumun büyük kısmı gerçeğin, yasal olanın, helal olanın değil "haksız kazancın, komplocuların, dezenformasyonun" yanında saf tutuyor. Benzer durum madencilikte de yaşanıyor; doğru/etik madenciliği savunmak zorbalığa maruz bırakılıyor.
"İnsan aklı deliler tarafından teslim alındı"
Tüm bunlar olup biterken Musallat Dervişoğlu, "İnsan aklı deliler tarafından esir alınıyor. Çürüme kuramsallaşıyor. Adaletsizlik sokağa çörekleniyor, şehirler oligark ekonomisine teslim oldu. Parayı sezen buraya hareket ediyor. Gazeteci itiraf atmama karşılığında para istiyor. İtibarsız sosyal medya fenomenleri itibar zedelemek için para istiyor. Bu arada fabrikalar duruyor, işsizlik artıyor, ekonomi çöküyor. Suyun üstünde asalak sınıfı kalıyor, tatlı hayatı yaşamaya devam ediyorlar" açıklamalarıyla "paketli gıda düşmanlığı, pestisit hurafeleri, yükselen şiddet olayları, hobi bahçeleri benzeri kitle psikolojisi hezeyanlarına" felsefi bir yanıt verdi.
Hakikatin yerine estetikle cilalanmış yalanlar geçiyor
Bu sözler yalnızca bir tespit değil, çağımızın zihinsel ve ekonomik haritasını tarif eden bir çerçeve. Çünkü artık kriz yalnızca üretimde, istihdamda ya da iklimde değil; bilginin kendisinde, meşrulaştırılan sahtekârlıklarda, kuralsızlık ve adaletsizlikte. Gerçek, ayakkabılarını giyemeden yalan dünyayı dolaşıp aklanıp paklanıp gerçeğe dönüşerek zihnimize oturuyor. Gürültü çıkaranlar meşrulaştırılıyor. Tarım, gıda ve iklim ekseninde şekillenen bu yeni çağda kriz yalnızca kuraklık, don ya da sel ile gelmiyor. Hakikatin sistematik biçimde aşındırılması risklerin en alası. Hobi bahçeleri mağdur edebiyatına, gıda endüstrisi para düşmanlarına kurban ediliyor. Her biriyle mücadele için zihinlere demir kubbe gerekiyor.
Yeni çağın salgını dezenformasyon
Dünya Bankası ve Dünya Ekonomik Forumu'na göre "önümüzdeki 10 yılın en büyük riskleri, iklim değişikliği ve dezenformasyon." İkili, modern çağın görünmez iklimi gibi; biri fiziksel dünyayı yakarken, diğeri zihinsel ekosistemi çürütüyor. Brezilya bu nedenle COP30'da dezenformasyonla mücadele için uluslararası iş birliği için ortak çaba anlamına gelen "mutirão" çağrısında bulunmuştu.
Dezenformasyon artık bir suç ekonomisi
Bugün küresel ölçekte yalnızca yanlış bilgi yayılmıyor; yanlış bilgi aynı zamanda ekonomik bir değer üretiyor. ABD seçimlerinden Avrupa'daki göç tartışmalarına, pandemi dönemindeki aşı karşıtlığından iklim inkârcılığına kadar pek çok örnek, dezenformasyonun artık organize bir suç endüstrisi hâline geldiğini gösteriyor. Yalan bilgi üzerinden kurulan ekonominin çarkları gerçekten, erdemden beslenenleri aç bırakıyor.
Türkiye dünyada yalan haberin en çok tüketildiği ülke
Raporlara göre Türkiye yalan habere en çok maruz kalan ülke. "Yapay et, dış mihraklar, ata tohumu, GDO, İsrail tohumu, pestisit, hobi bahçesi" gibi söylemlerin hepsi aynı sepete konulup kaotik bir koza yaratılıyor. Söylemler milyarlarca dolarlık hurafe ekonomisinin marketing araçları. Environmental Research'te yayınlanan bir makaleye göre, "iklim bilimcilerin yüzde 97'si iklim değişikliği vardır" fikir birliğine sahip olmasına rağmen toplumun yarısı hâlâ iklim değişikliği yoktur diyor.
İsrail yağmurlarımızı çalmadı, ama aklımız çalıntı
Siber Güvenlik Uzmanı İbrahim Büyükbaş son günlerde İsrail'in yağmurlarımızı çaldığı komplolarını "bulut tohumlama teknolojisi vardır. Ancak bu teknoloji yağmur üretmez, sadece mevcut bulutu tetikler. Kimse bugün Türkiye'ye yağmur gönderelim diyemez. Bilime göre son aylardaki yağmurun nedeni La Niña, Akdeniz'de artan deniz sıcaklıkları, değişen atmosfer akımları" demesine rağmen bazı kamu görevlileri bile inanmıyor. Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu defalarca "böyle bir şey mümkün değildir" demesine rağmen toplum gerçeği değil, "dış mihrak düşmanlığını destekleyen komployu" tercih ediyor. NASA'nın özetle "araştırmalarda yağmur bulutlamaya dair gerçek ipucu yoktur" açıklaması çarpıtılarak "NASA da kabul etti" olarak aktarılıyor.
Bilim gerçeği kanıtlasa da toplum eğitim düzeyi fark etmeksizin gerçek yerine kişisel hezeyanlardan türemiş komplolara inanmayı tercih ediyor. Kitle psikolojisiyle desteklenen komplolar toplumların sığ ve erdemsiz damarlarından içeri sızıyor, tutunuyor. Prof. Dr. Itır Erhart, "Bilgilendirme kirliliğine karşı şüphe kaslarını geliştirmeliyiz" diyerek doğru iletişime dikkat çekiyor.
Bilimsel estetik, yalanın yeni kılıfı
Bugünün dünyasında yanlış bilgi, doğru bilginin yerini "kanıtlarla" değil, "görünüşle" alıyor. Göteborg Üniversitesi ve Amsterdam Üniversitesi araştırmacılarının Environmental Politics dergisinde yayımlanan çalışması bu dönüşümü açık biçimde ortaya koyuyor. 2010-2023 yılları arasında analiz edilen 17 bin 848 çevrim içi içerik, iklim inkârcılarının yeni stratejisini gözler önüne seriyor.
İnkârcılar vatansever, rasyonel düşünenler dış mihrakların maşası
Bilimsel estetik; grafikler, uydu görüntüleri, teknik terimler—hepsi gerçek bilimsel çalışmalardan kesiliyor, biçiliyor. Makalelerdeki tasarım öğeleri kopyalanıyor, sanki orijinalmiş gibi gösteriliyor. Makalelerdeki tasarım öğeleri kopyalanıyor; görenler gerçek olduğunu düşünüyor. Bilim taklit edilerek güvenilirlik algısı yaratılıyor. Komplo teorisyenleri kendilerini "ülkesini, takipçilerini seven, dindar, kimsenin onları kandırmasına müsaade etmeyen, akıllı, vatansever" olarak gösterirken; iklim savunucusu, "hobi bahçesi yıkılsın" diyenleri, "market rafına gelen gıda zaten güvenli gıdadır" diyenleri dış mihraklar tarafından desteklenen, vatan düşmanı olarak gösteriyor.
Kitle psikolojisi yalanı, komployu, şiddeti destekliyor
Dezenformasyona dair yüzlerce örnek var. Kitle psikolojisiyle toplum gerçek bilgiden çok hurafe olana meylediyor. İran-ABD savaşı nedeniyle işi olan İsrail'in Türkiye'den yağmur bulutu çalamadığı için artan yağışlar, bulutlanmanın NASA belgelerinde yer aldığı haberleri yalan olsa da gerçek muamelesi görüyor. Bireylerin entelektüel gücü, düzeyi kitle psikolojisinde sıfırlanıyor, muhakeme yeteneği vasata sabitleniyor.
Yalan haber yalanın yanındakileri zengin ediyor
Dezenformasyon en çok tarım, gıda, iklim alanlarında yapılıyor. Suçlu kahramanlar yaratılıyor. Bilimsel estetik ile hazırlanan görseller ve bilgiler aynı anda tüm mecralarda servis ediliyor. Yalan bir anda tüm dünyanın belleğine nüfuz ediyor. Sadece iklim hakkında değil, tarım ve gıdada yüzlerce benzer hikâye var.
Türkiye, gıdada dezenformasyon yapan içeriklere, isimlere maruz bırakılıyor. Bağlamından koparılmış yalan bilgi gün sonunda gerçek hanesine ekleniyor. Gerçekle yalan ayırt edilmeyecek kadar girift bir ilişkiye giriyor. Komplo teorileriyle para kazanan sosyal medya hesaplarının, sözde yazarların mesajlarını güçlendirmek için kullandıkları bilimsel estetik zamanla internet âlemine yerleşip gerçekmiş gibi algılanmaya başlıyor. "İsrail tohumu ile bizi zehirliyorlar, başka ülkelerde farklı içeriklerde ürün satılarak bize kötü ürün satıyorlar" algısı ile toplumda yaygın beslenme endişesi tetikleniyor.
Kandırma değil gereklilik
Gıda Yüksek Mühendisi Ebru Akdağ'a göre, "Markaların benzeri ürünlerde farklı ülkelerde farklı içerikler sunması bir 'ikinci sınıf ürün' sunma çabası değil, ürünün o toplum için sürdürülebilir, yasal ve ulaşılabilir kılınması adına gerekli bir optimizasyondur. Örneğin, bir ülke halkındaki demir eksikliğini gidermek için unlu mamullere demir eklenmesini zorunlu tutarken, bir diğerinde bu gönüllü olabilir. İçerik listesindeki değişim, aslında aynı lezzet standardını yakalamak için yapılan hassas bir ayardır. Kültürel damak tadı ve hatta toplumsal önyargılar da ürün formülasyonunu etkileyebilir. Markalar, kalite standartlarından ödün vermeden ve ülkenin yasal düzenlemelerinden sapmadan, ürünü o pazarın alım gücüne uygun bir fiyatta tutmak zorundadır. Bu anlamda, ithal ve çok pahalı bir aroma yerine, aynı kaliteyi sunan yerel bir bileşen kullanılarak lojistik maliyetler düşürülür. Amaç, ürünü 'lüks' olmaktan çıkarıp herkesin ulaşabileceği bir noktada tutmaktır. Sonuç olarak bir marka, 'kaliteyi düşürmek' için değil, o ülkenin yasalarına uymak, yerel kaynaklarını verimli kullanmak ve o halkın damak zevkine hitap etmek için formül değişikliğine gidebilir. Bu bir 'kandırma' değil, o pazarın gerçeklerine uyum sağlama sürecidir."
Gerçeği algılamak zor geliyor
Modern insan teferruatlı bilimsel bilgiyi hazmetmektense basit, içinde kahramanlık hikâyesi olan komploları tercih ediyor. Psikolog Hilal Bebek, "Bilimsel bilgiyi algılamak insanlara zor ve külfetli gelebiliyor, bu nedenle bireyler üzerine kafa yorulma zorunluluğu olmayan basit bilgileri kabul ediyor. Günümüzde insanların hangi bilginin doğru ya da yanlış olduğu konusunda karar vermesi giderek zorlaşıyor" diyerek kamunun doğru bilgiye erişimdeki rolüne dikkat çekiyor.
Cüretkâr cehalete övgü
Tom Nichols'a göre, "Tarihin hiçbir döneminde yeni bir şey öğrenmeye bu kadar direnç gösterilmedi. Temel bilgilerden dahi yoksun insanlar kanıtlara dair temel kuralları reddediyor, mantık çerçevesinde bir tartışma yürütmeyi kabul etmiyor."
"İnsanlık son yıllarda milyarlarca yeni bilgi üretti zannetsek de çoğu dedikodu, komplo ürünü. Toplumlar berbat, bilgi silsilelerine gülmekten kırılıyor, cehaletlerini övmelere doyamıyorlar."
Siyaset kendi kazdığı cehalet çukuruna itiliyor
Komplolara inanan halk, bir yerden sonra gerçek dünyadan çok onlara sunulan dünyanın manipüle edilmiş aktörleri olarak istendiği gibi yönlendirilebiliyor. Siyasetin işine gelen sisli beyinlerin kullanışlılığı, hükümetlerin çoğu zaman dezenformasyonla yeteri kadar mücadele etmemelerine neden oluyor. Cehalet çukurunun bir gün gelip tüm insanlığı içine çekebileceğini gözden kaçırıyorlar.
Bilimsel sahtekârlık, hakikatin kara borsası
Dezenformasyon artık yalnızca sosyal medyada üretilen basit içeriklerden ibaret değil. Northwestern Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalar, bilimsel sahtekârlığın organize bir endüstri hâline geldiğini ortaya koyuyor. Yayınları, editör kayıtlarını inceleyen bilim insanları sistematik olarak araştırma, yazarlık ve atıf üreten bir ağı ortaya çıkarttı. "Makale fabrikaları" olarak adlandırılan yapılar, sahte verilerle dolu akademik çalışmalar üretip satıyor. Bu çalışmalar; uydurma veriler, manipüle edilmiş görseller, intihal edilmiş metinler içeriyor. Daha çarpıcısı, bu sahte makaleler gerçek bilimsel çalışmalardan daha hızlı yayılıyor. Sahte araştırmalar gerçek bilimsel çalışmalardan daha hızlı yayılıyor.
Hurafe pazarı büyüyor?
Dezenformasyon küresel ekonomiyi de şekillendiriyor. Deloitte raporuna göre iklim felaketinin ekonomik faturası, 2070 yılında küresel GSYİH'da yüzde 7,6'lık bir düşüşe, 178 trilyon dolarlık bir kayba neden olabilir. Sebebi, iklim inkârcılarının toplumsal farkındalığa darbe vurması. Dünya Ekonomik Forumu'na göre iklim eylemsizliği nedeniyle geciken önlemlerin finans sektörüne zararı yıllık 150 milyar dolar. Oxford Sustainable'nin bir çalışmasına göre, "iklim eylemindeki gecikme nedeniyle finans sektörü her yıl 150 milyar dolar kaybediyor."
Tarımda dezenformasyon, görünmeyen tahribat
Tarım, dezenformasyonun da en yoğun yaşandığı alanlardan biri. Küresel ölçekte Codex Alimentarius standartlarına göre üretilen ve kamu onayından geçen gıdalar, süpermarket raflarında, gıda okuryazarlığı disiplininden uzak şekilde "sağlıklı, sağlıksız, hileli" gibi özelliklerle nitelendirilerek suçlu ilan ediliyor. Paylaşımların çoğu temel gıda okuryazarlığı yetkinliğinden uzak, bağlamından çıkarılmış istatistik, hurafe bilgilerle örülü. Etkisi milyarlarca dolarlık iş, istihdam, algı tahribatı.
Dezenformasyon haksız kazanç üretiyor, kaynak israfına neden oluyor
Dünya, sağlık endişelerini doğru satın alma alışkanlıklarıyla desteklemeye çalışırken sosyal medya sağlık arayışını kişiselleştiriyor, iş dünyasına savaş açıyor. Çoğu zaman gıda mühendisleri bile etiketlerdeki bilgileri bağlamından kopararak halkta endişe, korku yaratarak daha fazla takipçi, daha fazla reklam anlaşması yapmaya çalışıyor. Yanlış yönlendirilmiş tüketim davranışları, milyarlarca dolarlık kaynak israfına yol açarken, birilerinin haksız kazanç elde etmelerini sağlıyor.
Hak arayıcılığı mı, itibar suikastı mı?
Sosyal medyada markaların ürünlerinin içeriklerine yapılan planlı yayınların amacı, halk sağlığından çok halk manipülasyonu temelli. Özellikle bazı hesaplar konuyu endüstri düşmanlığına dönüştürüyor, halk kahramanı gibi karşılanıyor. Sorumlu yurttaş nedir, hak nerede başlar, hak nasıl aranır noktalarında ciddi zafiyetler yaşanıyor.
Gıda hurafelerinden biyoaristokrasiye
Mevzu, markaları ya da şirketleri savunmak ya da sağlıklı gıdaya erişme hakkını tartışmaktan çok öte. Toplum hurafe bilgiye neden bu kadar muhtaç, hiç düşündünüz mü? Sözde hak savunuculuğu temelde bireylerin komplovari bilgilere açlığını ortaya koyuyor. Sağlıklı beslenme artık bir sağlık hedefinden sınıfsal bir aidiyete dönüşmüş durumda. Glütensiz beslenmek, doğal ürünler tercih etmek, yerel beslenmek gibi tercihler sosyal medyada "biyoaristokrasi" denen bir zorbalığa dönüşmüş durumda.
Herkes sosyal medya üniversitesinden mezun
Uzmanlığın Ölümü kitabına göre "bilgi çağı ortasında cahilliğin bu denli inatla artması, yalnızca belirli zümreye özgü cehaletin sonucu olarak açıklanamaz. Kanıtlı ve rasyonel bilgiye karşı kampanya yürütenlerin çoğu günlük hayatlarında gayet rasyonel ve seküler insanlarken, sosyal medyada kendi uzmanlıkları dışında "doktor, avukat, eğitimci", daha ötesi profesyonel komplo savunucusuna dönüşüyor.
Zihinlerimiz sisli
Modern insanın giydikleri kıyafetler, oturdukları koltuklar, kullandıkları araçlar dışında zihinler Orta Çağ'ı aratmayacak kadar sisli. Cüretkâr cehalet göğsünü gere gere komplolarına aydınları ortak ediyor. Tıp doktorlarını eleştirirken beyin ameliyatı olması gerektiğinde tıbba inanıyor, sosyal medyada tıpla ilgili ahkâm kesmeye devam ediyor. Sosyolojinin babası Gustave Le Bon'a göre "kalabalığın zekâsı onu oluşturan bireylerinkinden çok daha düşük." Bu anlamda sosyal medya cemiyetinde entelektüeller değil, kitle psikolojisini doğru yöneten cahillerin dediği içselleştiriliyor.
Zehirli bilgi zehirden daha tehlikeli
Daha sağlıklı beslenme adına binlerce alternatif arasından hangisini yemeliyim sorusu çoğu zaman çeldiricilerle dolu bir dünyaya adım atmamıza neden oluyor. Hacettepe Üniversitesi Kanser Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kayhan Mutlu Hayran'a göre "doğru yönetilen bitki koruma ürünleri kaynaklı sağlık zararı, sigaranın zararlarıyla karşılaştırıldığında ihmal edilebilir boyutta." Aileler çocuklarını sağlıksız gıdalardan korumak için verdikleri çabanın çok azını, zehirli ilgiyle örülü sosyal medya, televizyon programlarından korumak için harcıyor.
Tarladan çatala bilgi hasadı
"Marketten tarlaya" fenomenine o kadar kafa yormuş durumdayız ki "bilginin hasına sahibinden -bilim insanlarından- ulaşma sorumluluğunu" üzerimizden atarak, komplo teorilerinin kök salmasına çanak tutuyoruz. Frontiers in Science dergisinde yayımlanan bir makaleye göre, "aşırı hassas gıda güvenliği testleri, halk sağlığına sınırlı fayda sağlarken gıda israfına ve gıdaya erişimin zorlaşmasına yol açıyor."
Zihnini koruyamayan dünyayı koruyamaz
Velhasıl, çağımız haklar ve hak ettiklerimiz üzerine mücadeleyle geçiyor. Yaşam hakkı / gıda hakkı / özgürlük / mutluluk hakkı gibi pek çok hak, mevcudiyetimizin yegâne temeli gibi konumlandırılıyor. Doğru bilgiyle beslenemeyen zihinlerimiz vasata kurban edilip orta akıllı bir geleceğe mahkûm ediliyor. Gelecekte en kıymetli şey ne petrol, ne su, ne de toprak. Doğru bilgiye erişebilmek bir ayrıcalık, çok yakında gerçek kara borsada satışa çıkacak. En önemlisi berrak bir zihin, berrak bir yargıyla hayatı kurgulayabilme lüksünde.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish