ABD ile Çin arasındaki yapay zekâ rekabeti çoğu zaman tek bir soruya indirgeniyor: En güçlü modeli kim geliştiriyor? Oysa bu soru, yarışın doğasını eksik tarif ediyor.
Amerikan teknoloji devleri Alphabet, Amazon, Meta ve Microsoft’un bu yıl yapay zekâya ayırmayı planladığı yatırım 650 milyar doları buluyor. Çin tarafında ise Alibaba’nın üç yıllık yatırım planı yaklaşık 53 milyar dolar. Nvidia’nın geliştirdiği çipler hâlâ rakipsiz kabul ediliyor. Amerikan modelleri; matematik, kodlama ve uzun vadeli görevlerde küresel ölçekte en üst sıralarda yer alıyor.
Bu tabloya yalnızca hesaplama gücü açısından bakıldığında, ABD’nin açık ara önde olduğu söylenebilir. Ancak Çin aynı yarışın içinde değil. Pekin’in önceliği yapay genel zekâya ulaşmak değil, yapay zekâyı ekonominin her katmanına yaymak.
Bu fark, taktik düzeyde değil stratejik düzeyde. ABD daha güçlü modeller geliştirmeye odaklanırken, Çin farklı alanlarda eş zamanlı ilerliyor: verimlilik, kullanımın yayılması, fiziksel dünyaya entegrasyon ve yarı iletkenlerde bağımsızlık.
Kısıtların zorladığı verimlilik arayışı
ABD’nin uyguladığı çip ihracat kısıtlamaları, Çinli şirketlerin yüksek hesaplama gücüne erişimini ciddi biçimde sınırladı. Ancak bu durum beklenmedik bir sonuç doğurdu: Çinli araştırma ekipleri, daha az kaynakla daha fazla iş yapmanın yollarına yöneldi.
Örneğin DeepSeek’in geliştirdiği mimari, her işlemde tüm parametreleri değil sadece gerekli olanları devreye sokarak maliyeti düşürüyor. Moonshot AI’ın modelleri, sınırlı hesaplama kapasitesiyle oldukça uzun bağlamları işleyebiliyor. Alibaba ise model boyutlarını küçültmek için düşük hassasiyetli nicemleme tekniklerini yoğun biçimde kullanıyor.
Başlangıçta bir zorunluluk olan bu yaklaşım, zamanla bir rekabet avantajına dönüşmüş durumda. Daha az hesaplama gücüyle çalışan modeller, özellikle maliyetin kritik olduğu pazarlarda daha hızlı yayılabiliyor.
Açık modeller ve küresel yayılım
Çin’in ikinci önemli stratejisi, yapay zekâyı mümkün olduğunca geniş bir kullanıcı tabanına ulaştırmak. Bu noktada tercih edilen yöntem açık ağırlıklı modeller.
Alibaba’nın Qwen serisi ve DeepSeek gibi modeller, geliştiriciler tarafından indirilebiliyor, değiştirilebiliyor ve farklı altyapılarda çalıştırılabiliyor. Buna karşılık Amerikan şirketlerinin önde gelen modelleri büyük ölçüde kapalı sistemler olarak kalıyor ve ücretli erişim gerektiriyor.
Daha düşük maliyetli ve esnek modeller, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve bütçe kısıtı olan girişimlerde hızla benimseniyor.
Nitekim Hugging Face gibi platformlarda Çin modellerinin toplam indirme sayısı Amerikan modellerini geride bırakmış durumda. Bir dönem açık model standardı olarak görülen Meta’nın Llama serisi, yerini giderek Qwen’e bırakıyor.
Bu eğilim coğrafi olarak da genişliyor. Japonya’dan Afrika’ya, Güneydoğu Asya’dan Silikon Vadisi’ndeki maliyet odaklı girişimlere kadar birçok ekip, Çin modelleri üzerine inşa edilen sistemler geliştiriyor. Airbnb CEO’su Brian Chesky’nin müşteri hizmetleri altyapısında Qwen kullandıklarını açıklaması bu eğilimin dikkat çekici örneklerinden biri.
Burada kritik fark ortaya çıkıyor: Teknoloji geliştirmek ile o teknolojinin kullanımını yaygınlaştırmak aynı şey değil.
Yapay zekânın gerçek dünyaya taşınması
Çin’in en dikkat çekici hamlelerinden biri, yapay zekâyı fiziksel dünyaya entegre etme konusunda attığı adımlar. Bu alan, uzun vadede rekabetin yönünü belirleyebilecek potansiyele sahip.
Unitree’nin son bir yılda binlerce insansı robot üretmesi, bu alandaki hızın göstergesi. Xiaomi ve NIO gibi şirketler bu robotları üretim hatlarında test ediyor. Yerel yönetimler ise robotların gerçek ortamda öğrenebilmesi için veri toplayan özel merkezler kuruyor.
Bu yaklaşımın arkasında güçlü bir sanayi altyapısı bulunuyor. Çin’in elektrikli araç, batarya, sensör ve tüketici elektroniği alanlarındaki geniş üretim kapasitesi, robotik sistemlerle doğrudan örtüşüyor.
ABD tarafında ise Google’ın Waymo’su ve Tesla’nın otonom sürüş teknolojileri hâlâ küresel ölçekte önde kabul ediliyor. Ancak bu teknolojilerin geniş ölçekte üretime aktarılması söz konusu olduğunda, Çin’in mevcut sanayi tabanı önemli bir avantaj sağlıyor.
Çip kısıtlamalarının beklenmeyen etkisi
Washington yönetiminin en güçlü politika araçlarından biri, ileri düzey çiplerin Çin’e ihracatını sınırlamak oldu. Bu adım kısa vadede etkili oldu ve Çin’in büyük ölçekli hesaplama kapasitesine erişimini zorlaştırdı.
Ancak bu politikanın uzun vadeli etkileri daha karmaşık. 2023 öncesinde Nvidia’nın Çin pazarındaki payı yüzde 90’ın üzerindeydi. 2025 itibarıyla yerli üreticilerin payı yüzde 41’e yükseldi ve bu payın önemli bölümü Huawei’den geliyor.
Kısıtlamalar, Çin’i kendi yarı iletken ekosistemini kurmaya yöneltti. Huawei, SMIC ve diğer şirketler, yerli bir tedarik zinciri oluşturmak için yoğun yatırım yapıyor. Yeni nesil çipler ve yazılım altyapıları, geliştiricilerin Amerikan sistemlerine bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.
Bu durum bir paradoks yaratıyor: Kısıtlamalar Çin’i kısa vadede yavaşlatırken, uzun vadede daha bağımsız bir teknoloji altyapısının oluşmasını hızlandırıyor.
ABD’nin görünmeyen kırılganlıkları
ABD, yapay zekâ teknolojisinin en ileri noktasında liderliğini koruyor. Ancak bu üstünlük bazı yapısal sorunlarla karşı karşıya.
Bunların başında enerji geliyor. Veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacı, önümüzdeki yıllarda ciddi bir baskı oluşturacak. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre ABD’de veri merkezlerinin elektrik tüketimi 2030’a kadar toplam tüketimin yaklaşık yüzde 9’una ulaşabilir.
Çin ise enerji altyapısını çok daha hızlı genişletiyor. Son yıllarda kurulan yeni kapasite, ABD’nin toplam üretimine yaklaşan bir büyüklüğe ulaştı.
İkinci sorun, açık model ekosistemi. Amerikan şirketleri ticari nedenlerle kapalı sistemleri tercih ederken, bu durum küresel ölçekte bir boşluk yaratıyor. Bu boşluk, Çin modelleri tarafından dolduruluyor.
Üçüncü olarak, akademik araştırma alanında kaynaklara erişim sorunu dikkat çekiyor. Büyük teknoloji şirketleri ile üniversiteler arasındaki kapasite farkı açıldıkça, uzun vadeli temel araştırmaların zayıflama riski artıyor.
Yarışın asıl sorusu
ABD ile Çin arasındaki yapay zekâ rekabeti tek bir alanda yaşanmıyor. Hesaplama gücü, model performansı, kullanımın yayılması, sanayiye entegrasyon ve tedarik zinciri gibi birçok farklı boyut aynı anda belirleyici oluyor.
ABD, teknoloji geliştirme açısından hâlâ açık ara önde. Ancak Çin, bu teknolojiyi daha geniş bir ekonomik zemine yayma konusunda farklı bir yol izliyor.
Bu nedenle yarışın sonucunu belirleyecek soru değişiyor: En güçlü modeli kim geliştiriyor sorusu tek başına yeterli değil. Asıl belirleyici olan, yapay zekâyı ekonomik ve toplumsal yapıya en etkili şekilde kim yerleştirecek?
Bu soruya verilecek yanıt, önümüzdeki dönemde küresel teknoloji dengesini belirleyecek.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish